Şarkılara konu olan meşhur Karadut şiirini kim bilmez ki? Karadut’un yaratıcısı ünlü şair-yazar Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Kanadalı gelini, Hughette Bouffard Eyüboğlu. Kendisiyle anılara doğru yolculuk yaptık.
– Kısaca Hughette Bouffard Eyüboğlu kimdir?
Hughette Bouffard Eyüboğlu
Fransız asıllı 1940 kanada Guebec doğumlu Kanadalıyım.
Bouffard ailesi yani atalarım, 1640’lı yıllarda gelip Kanada’ya yerleşmişler. Daha sonra hayatımı değiştirecek bir nedenden dolayı buraya geldim ve neredeyse elli yılı aşkın bir süredir Türkiye’de yaşıyorum. Masala benzer bir hayatım oldu.

– Eşiniz Mehmet beyle nasıl tanıştınız? Farklı kültürlerden olduğunuz için evlenirken zorluk yaşadınız mı?
1955 -56 yaz aylarında bir Fransız öğrenci mecmuasında “la semaine de suzette” isimli pul ve kart postal koleksiyon için mektup arkadaşı arayan bir öğrenciydim. Bir kaç hafta sonra posta kutumuza, dünyanın her köşesinden700 den fazla mektup geldi. Aralarından 35 adet mektup seçtim. Benim için ilginç nitelikte olan ülkelerden gelen mektuplardan bir kaçı; Vietnam, Cezayir, Türkiye , Tunus, Fas, İtalya, Fransa gibi ülkelerdendi.
Heyecanlı bir süreç başladı ve her mektupta bir sürü bilgi ve ilginç kartlar ile posta pulu vardı. İlerde eşim olacak olan Mehmet Eyüboğlu Türkiye’den gelen tek mektup arkadaşı olarak eklendi. Bu adam, Fransızca biliyordu ve yazdığı yazıları ilgi çekici ve zevkliydi.
Kısa bir zamandan sonra annesi ve babasının ressam olduklarını, bunun yanı sıra babasının şair ve yazar olduğunu öğrendim.
Türkçe bilmiyordum. Okuyamıyordum tabi. O aralar Karadut şiirinden haberim bile yok. Ancak bir kaç ay sonra bilgi edinmeye başlamıştım.
– ‘Karadut’ şiiriyle tanınan Bedri Rahmi Eyüboğlu ‘nun gelini olmak nasıl bir duygu? Türkiye’de nasıl karşılandınız?
Türk insanları misafir seviyorlar ve daima sıcak bir şekilde kabul ediyorlar. Pek sorun çıkmadı.
ilk 6 ay lisan bilmeyince, iletişim sorunları had safhaya ulaştı. Bir dizi farklı hareket görünce “Ne oluyor?” gibi bir düşünce içinde anlam veremiyorsun.
“Kolay gelsin. Geçmiş olsun!.” gibi laflar nerede kullanır, niçin kullanır, pek çözemiyorsun. Üstelik bu apayrı ve hiç karşılaşmadığım kültür şoku, derinden etkiliyor insanı.
Gelir gelmez eşim askerliğine gitmek için müracaat etti. Bir lisan sınavı sonrası, tercümanlık kurasına katıldı ve Erzurum Nato üssünde göreve başladı. Askerlik hizmeti 2 yıl sürdü. Daha görevine başlamadan önce boşanmak zorunda kaldık. Çünkü bir Türk subayının kanunen yabancı biri ile evlenmesi yasak olduğu gibi, yabancı bir eşi de olamazdı! Kanadalıydım ve Kanada’da Nato ülkesi olmasına rağmen, yine bu kanun uygulandı. Bu konuda çok şaşırdım. O günlerde bu uygulamaya pek anlam verememiştim.
Konuyu, aileme söylemedim. Eşim askerliğini bitirdikten sonra, yeniden evlenerek, hayatımızı kaldığımız yerden sürdürdük.
Askerlikten sonra Mehmet bey pazarlama müdürü olarak iki ilaç fabrikasında görev aldı. Sonra bir alüminyum fabrikasında aynı görevle devam etti.

Türk kadınlarının örtündüğü YAZMA lardan üreten bayan Eyüboğlu, “Yazma sanatı Anadolu kültürüdür. Ben de bu sanatı en iyi biçimde yapmaya ve yaygınlaştırmaya çalışıyorum.”
– Şair, yazar ve ressam olarak tanınan çok yönlü usta sanatçı Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun, Anadolu’nun en eski kültür miraslarından olan “yazma”lara getirdiği yeni yorumlar ve hiç basılmamış eserleri ne zaman kitaplaştırılacak?
1975’de babası vefat edince, görevinden ayrıldı ve annesi yalnız kalmasın diye, onun evine
taşındık. Onu yalnız bırakmadık.
1976’dan 2011’e kadar o evde oturduk.
Yazmacılık sanatı 1950 den beri, Bedri Rahmi atölyesinde icra ediliyordu. Bugün hala devam etmektedir. ilk sergi 1951’de Maya galerisinde açıldı. Bu galeri Adalet Cimcoz’un önderliğinde sergiler açtı.
Ayrıca Narmanlı Yurdunda, Bedri bey in kendi atölyesinde bu çalışmalar devam etti. Son senelerde “Kalamış”taki “Mavi Kaplumbağa” atölyemizde sürmektedir.
Bedri beyin katkısı; ilk olarak bu konuda zaman ve enerji harcayan tek“akademik hoca’dır”. hedefi her Türk’ün evine kendi motiflerini sokmaktı. Hem de resmin fiyatının çok altında….
En önemli getirdiği yeniliği, bu sanata kendi motiflerini, kalıp haline getirmek ve basmak. Yazmalarda ilk defa balık, insan, horon, kemence ve bunun gibi yüzlerce yeni motifler girdi. Ayrıca, yazma kalıplarının ıhlamur ağacından değil, styrophor (strofor-beyaz polietilen köpüktabaka) ile hazırlanması büyük bir devrimdir. Bu sayede bu zamana kadar elde edilemeyen uzunluğu 2 metre olan kalıplar elde edildi.
Bedri Rahmi Türk motiflerine tutkundu. Kilimlerde, halılarda, fayanslarda, mozaiklerde, hemen hemen her yerden yeni motifler buluyor ve kullanmaya uğraşıyordu. Bu motiflerin işlenmesinden sonra bir bakıyorsunuz, evimiz esas ev değil, atölye veya daha doğrusu küçük çaplı bir akademi olmuş.
– Nâzım Hikmet’in Bedri Rahmi Eyüboğlu ile Paris’te doldurduğu ve sizin elli yıldır sakladığınız ve bize kazandırdığınız şiir kasetinin hikayesi nedir?
Nazım Hikmet’in şiir kaseti ise tam bir masal.
Nazım Hikmet Türkiye’de bir fenomen ve onun siirlerini sevmeyen birini düşünemiyorum. 1961’de Bedri Rahmi, P aris‘te iken, Abidin Dino’nun evine,“Grundig” marka bir kayıt makinası iler gider.
Bedri beyin bir başka özelliği, elektronik aletlere karşı olan çok beceriksiz oluşu ve genellikle de bu aletleri hiç çalıştıramadığıdır. Tesadüfen Nazım ile orada ve bir kayıt denemeye karar verirler. İlk önce bedri Beyin bir şiirini okuyup kaydederler. Sonra, Nazım, kendi sesinden 52 şiirini okur ve şans eseri çok kaliteli bir kaydın ortaya çıktığını görürler.
Bedri Rahmi İstanbul’a döner ve bu kaydı evin içinde saklar. O yıllarda Nazım’ın ses kaydı yasak ve kalabalık bir ortamda bu kaydı dinlemek yasaklardan dolayı neredeyse imkansızdı. Senelerce bu Nazım’ın bu şiirlerini okuduğu ses kaydı “bant” oraya buraya saklanır…
1975’te, Bedri bey vefat eder ve bu bant başka bir saklambaç oynayarak ortadan kalkar. 2009 senesinde de Mehmet bey ölür. Aradan zaman geçer ve keyifli bir günümde, bu kaset aklıma geldi. Uzun bir aramadan sonra buldum. Herhalde bu yasaklar listesinden çıkmıştır. Bu kaset yayınlansa ne güzel olur! Diye düşünürek İş bankası’nı aradım. 10 dakika içinde “Ruken” adlı bir redaktris’i eve gönderdiler. Bu bir rekordu.
“Grundig”markalı kayıt cihazının çalma düğmesine bastı. Grundig olağan üstü bir performans gösterdi çıkan ses Nazım’ın sesi idi.
Harika bir şey başarmıştık. Hemen kültür yayınlarına “kaset”i yolladık. Bir kaç hafta sonra Nazım’ın doğum gününde bu kaset piyasaya çıktı. İyi satış yaptı.
İnsanlar ilk kez hem Nazım’ın sesini hem de Nazım’ın kendi sesinden okuduğu şiirlerini tanıdı.

– Sizin de çeşitli dillere çevrilmiş kitabınız var.’ Kanadalı Bir Gelinin Türkiye Anıları’ Kitabı yazmak için neden gerek gördünüz?
Türkiye hakkında yayınlanan birkaç dış kaynaklı kitaplarda yazılanları gördüğümde hayretler içinde kaldım. Yazılanların Türkiye ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Son derece kötü niyetli kitaplardı.
Bunun üzerine gerçekten gerçekleri anlatacak olan bir kitap yazmaya karar verdim.
Bu pek kolay olmadı ama gayret ettim. Önce ne hakkında ve ne şekilde olmalıydı bunu düşündüm. Aklıma birden kendi hayatımı anlatarak başlarsam hem kitabın amacını hem anlatacağım ülkenin tüm doğrularını ilk gözden verebileceğim konusu geldi.
Epey uğraşılar sonrasında kitabımı yazdım. Sonunda çok da başarılı bir çalışma oldu. Öyle başarılı bir çalışma olmuştu ki; önce Fransızca’ya, sonra İngilizce ve en son İtalyanca’ya çevirisi yapıldı. Roma’da ve Torino’da “kitap fuar”larında yer aldı. Kanada’ da doğduğum yöredeki kitap fuarlarına da bu kitapla katıldık.
– Türkiye’de bu dönemde siyasi yönden Türk düşmanlığı varken, sizin Türkiye ve Türklere olan ilginiz neden?
Bu dönemde Türk düşmanlığından sıklıkla bahsediliyor. Var ise böyle bir düşmanlık neden ve nereden kaynaklanıyor? Eğer var ise böyle bir durum, böylesi bir konu söz konusu ise; Türkler, en çok kendilerine ve ülkelerine zarar verenler durumunda değil mi? Öldürülen kadın sayısı son yıllarda yüzde 1400 arttığı, ve pek vahşi olan öldürmelerin yanında, tecavüz, bıçaklama, elleri kesmek yetmediği gibi; bir kadını yakmak için babasından yardım talep eden ve bu yardımı gören bir erkeği nasıl bir vahşet içinde bulunduğunu hayal edebiliyor musunuz?!!
Vahşet!
Bu vahşet ve barbarlık konusu, yeteri kadar kötü propaganda oluşturmuyor mu?..
Başka toplumlardan, sizi kötülemeleri için destek gerekmiyor. Garip adalet uygulamalarını da ilave ederseniz, bence başka ülkeye suç yüklemek konusunda ayıp etmiş olursunuz.
Yobaz düşüncelerin git gide kök saldığı bir ülkede, her hareketi yasak gören, her giyside kötülük gören erkekler, bana sorarsınız kafalarında “ideafiks” haline gelen cinselik var. Bu bir patolojik olgu. Başka bir şey düşünemiyorsa kendi toplumun kadınlarını suçlayarak ancak bir çıkış buluyorsa, o kişi hastadır. Daha fazla yasak koyarak, çözüm bulamazsınız. o zavallı bireylerin acilen etkin bir tedavi görmesi gerek.
Aile yapısında ayrıca bir garip değerlendirme var; erkekler çok değerli varlık olarak büyüyor, gereğinden fazla şımartılıyor. Ve sünnet olayı gereğinden fazla , adeta putlaşmış bir simge haline getiriliyor. Dayak ve şiddet ile bir insan yetiştirmek hem yanlış, tam tersine hem de kendine olan saygıyı yitirir. Kendine, başkalarına olan güvenini kaybeder. Ya acizlikten ya da kendini beğenmeden gelen dayak, nereye götürebilir insanı?
Dış kaynaklı düşmanlıkları aramak yerine tıpkı ataların söylediği gibi “Önce iğneyi kendine sonra çuvaldızı başkalarına batır” atasözünü akıldan çıkarmamak lazım.
İnsanı insan eden kendinden sorumlu olma, ektiğini biçme ve hak ettiğini istemek değil mi?..
Anne-babanın istediği şey, çocuğun adam olması değil, bugünkü “Kurt- kuzu dünyasında” kurt olması.
– Yine bu iktidarda kadına şiddet ve kadın cinayetleri arttı. Düşünceleriniz nelerdir?
Kızlarımız zaten ezilmiş bireyler olarak yaşamaya çalışıyorlar. Karar verme yetkisi kendi hayatları için bile yok!..
ümit…
sevgi…
şefkat… nerede?..
Okumak bile kanunlara rağmen bir sorun. Din adına her tür baskı, kısıtlama, sınırlama uygulanıyor. Olmayacak davranışlara maruz kalırsa gayet üsturuplu bir biçimde olay susturulur, kapatılır…
En güzel referans dizilerimiz. Her akşam kaç kadın şiddete maruz kalıyor? Kaç genç kızımız gençlik zamanında koruma altındaki bir devlet kuruluşunda cinsel istismar yaşadı?
Kocası hapishanede ise tekrar bir hayat kurması mümkün mü?.
Bizim dizilerimiz de son derece eğitici ve sevme kelimesi aramayın…
