1. Haberler
  2. Genel
  3. Bir kelime bir kitap

Bir kelime bir kitap

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazen bir kelime ile kitaplar yazılır.

Bazen de bir kelime ile romanlar yazılır, hayatlar anlatılır, zaferler kazanılır, savaşlar alınır.

Bir kelime sevgiler, aşklar, mutluluklar, bahar sevgileri, umutlar, kelepçeler açılır, kilitler açılır, idam shpaları kırılır, ayaklara takılan  prangalar kırılır.

Bir müzisyenin sazının mutluluklara vurdurduğu gibi.

Aşkların da sevgilerinde ötesindedir. Bir kelime baharlar örgütlenir, güneşler çalar, çiçekler açar.

Genç kızların bir düğünde çılgınca oynayıp eğlenmesi gibi.

Bir kelime Türkiye’nin mutluluğunu yazar gibi umutları, mutlulukları tüm kalplere yollarcasına.

Gelecekte geçen bir bilim kurgu öyküsünde; babaannesi, eski eşyaların arasında bulduğu bir kitabı hikayemizin kahramanı olan küçük kıza verir. Nerede ise 100 yıllık, kâğıttan bir masal kitabıdır bu. Küçük kız, daha önce böyle bir kitap görmediği için çok şaşırır ve hemen babasına giderek kendisine okumasını ister. Fakat babası da bu tür bir kitabı ilk kez, gençliğinde gittiği “Savaştan Önce Müzesi”nde görmüştür. Savaş, öyle yıkıcı olmuştur ki, insanoğlu diğer duyularının önemli bir kısmını, işitme duyusunun ise tamamını kaybettiği için üstlerinde taşıdıkları ‘led’ tabletlere, kısaltılmış kelimeler yazarak iletişim kurmak zorunda kalmışlardır. Babası da bu kitaptaki kelimelere yabancılaştığı için okumakta zorluk çeker.

Yıllar önce bu hikayeyi okuduğumda bir an, beş duyumun da yerinde olmasına gayri ihtiyari sevinmiştim. Kitabı görebilmenin, dokunabilmenin, okuyabilmenin hatta kâğıdın kokusunu duyabilmenin ne kadar önemli olduğunu düşündüm.

Çok da fazla “uzak ihtimal” olmamakla birlikte, şükür ki günümüzde henüz öyle bir savaş yaşanmamasına rağmen, teknolojik gelişmelerin ve hırs, haz, hız üçlemesi ile derinleşen tüketim çılgınlığının duyularımızda ve duygularımızda hissedilir derecede bir azalmaya yol açtığını söyleyebiliriz. Pandemi sürecinde, koku ve tat alma duyularını kaybetmek, “covid 19 belirtisi” olarak gündeme gelmişti. Bu durum duyularımızla ilgili duyarlılığımızı daha da artırdı.

Duyular ile iletişim arasında önemli bir bağ vardır. Sağlıklı bir iletişim için de, konuşma ve yazı dilinde kullanılan kelimelerin ve kelime sayısının büyük önemi var. “TDK”ya göre 600.000 kelime hazinesine sahip Türkçemizi, günlük konuşma dilinde 400 kelime ile konuştuğumuzu belirten uzmanlar, İngilizler için bu sayının 2.000 kelime olduğunu ve Türkçe için tehlike çanlarının çaldığını belirtiyorlar.

Özellikle gençlerimizde durum daha da vahim çünkü onların günlük konuşmada kullandığı kelime sayısı 200’ü bulmuyor. Örneğin, Peyami Safa’nın kitaplarını 6.000 kelime ile yazdığını düşünürsek, gençlerin iyi kitaplar okumadığı da ortaya çıkıyor. Eğitim sistemimizin de uzun süre, yazmak, okumak ve düşünmek üzerine değil de testlerde kutucuk işaretleme üzerine kurgulanması, bu sonuçlarda önemli bir paya sahip.

Türkçeyi öğrenmeden yabancı dile yoğunlaşmak da diğer bir sebep olarak öne çıkıyor.

Sosyal medya ve plaza dili bu şekilde devam ederse ortada Türkçe diye bir dil kalmayabilir.

Yazımızın başında yer verdiğimiz hikâye, uzak bir gelecekte geçiyordu ve çok kısaltılmış kelimelerle iletişim, kısıtlı bir şekilde yapılabiliyordu. Kısaltma konusu, bugünden başlamış durumda

.

İşe kelimelerden sesli harfleri kaldırmakla başladık. Sosyal medyada “S.a.” ve “A.s.” başta olmak üzere, hepimizin çok kullandığı kısaltmalar ve emojiler yaygınlaştı. Bunun yanında özellikle 8-18 yaş aralığındaki ergenlerin kendi arasında kullandıkları bir dil gelişti.

Birkaç örnek verelim:

Eyw: Eyvallah

pp: profil resmi

Napı10: Ne yapıyorsun

KİB: Kendine iyi bak

K.b.: Kusura bakma

Aeo: Allaha Emanet Ol

X:Sır vermem

Popi: Popüler

Bro: Abi, kardeş, birader

İmla kurallarını hiçe sayan bu ve bunun gibi kısaltmalar ve emojiler yaygınlaşınca, uzun paragrafları okumak ve kavramakta sorun yaşamaya başladık. Düzgün metinler yazmak, imla kurallarına uygun ve kelime haznesi geniş, edebi değeri olan yazıları okumak ve anlamak zorlaştı.

“17 Temmuz Dünya Emoji Günü” olarak kabul edildi.

Tamamı emojilerle bir kitap yazıldığını da belirtelim. Sayıları 3.000’i aşan emojilerin yazı diline hakimiyeti arttıkça konuşma dilimizin nasıl bir hal alacağını düşünmek bile ürkütücü.

Örnek vermek gerekirse; “Derinden bakınca gözlerinize, neden başınızı öne eğdiniz?” şeklindeki bir cümlenin emojilerle ya da kısaltılmış kelimelerle kurulabilmesi ne derece mümkün olabilir?

Bir kelime bir kitap
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

CS Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.