CAMİ: “Cami” kelimesi, Arapça “cem'” (toplamak, bir araya getirmek) kökünden türetilmiştir. “Toplayan, bir araya getiren” anlamına gelir. Müslümanların ibadet etmek için bir araya geldiği büyük mescitleri ifade eder. Halk arasında dört meleğin adının baş harflerinden oluştuğu iddia edilse de, bu bilgi asılsız bir şehir efsanesidir.

CAMİİ’DE FANTAZİ :
Kocaeli’de tarihi bir camide bir kadın ve erkeğin camide ilişkiye girdiği tespit edildi.
İlk etapta hırsızlık ihtimali üzerinde duran müezzin, daha sonra güvenlik kameralarını inceledi. Görüntülerde, kadın ve erkeğin cami içerisinde cinsel ilişkide bulunduğunu tespit eden müezzin, durumu polis ekiplerine bildirdi.
İLK EZAN OKUMA
İslam tarihinde ilk ezan, hicretten sonra 622 yılında Medine’de okunmuştur. Namaz vaktini bildirmek için Hz. Muhammed’in emriyle uygulamaya konulan ilk ezanı, gür ve güzel sesiyle Bilâl-i Habeşî okumuştur.
İlk Ezanın Ortaya Çıkışı ve Okunuşu
Müslümanlar Medine’ye hicret ettikten sonra namaz vakitlerini toplu halde duyurmak için bir yöntem aradı.
İstişarelerde çan çalma, ateş yakma veya boru öttürme gibi fikirler önerildi ancak Hz. Muhammed bunları kabul etmedi.Sahabeden Abdullah bin Zeyd, rüyasında ezan kelimelerini ve şeklini gördü.Hz. Muhammed rüyayı onayladı ve sesi gür olan Bilâl-i Habeşî’ye ezanı okumasını söyledi.Bilâl-i Habeşî, Medine’de yüksek bir yere çıkarak İslam’ın ilk ezanını seslendirdi. [1, 2, 3]slam ve İhsanİlk ezan nasıl okundu? – İslam ve İhsan15 Haz 2023 — “−Ben uyku ile uyanıklık arasında iken biri gelip bana ezânı öğretti.” · “−Ey Bilâl kalk ve Abdullâh bin Zeyd’in söylediklerini ta…ezan nerede, nasıl okundu? İlk ezanı kim okudu? – Hürriyet15 May 2026 — İslam tarihinde ilk ezanı Hz. Muhammed’in daha sonrasında azat ettiği kölesi Bilal-i Habeşi okumuştur. Bilal Habeşi, 581 yılında M…
Özgür Kocaeli’den Selda Hatun Tan’ın haberine göre, İhbar üzerine çalışma başlatan polis, güvenlik kamerası kayıtlarından şüphelilerin kimliklerini belirledi.
Kimlikleri tespit edilen kadın ve erkek kısa sürede yakalanarak gözaltına alındı. Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan ikili, bunu “fantezi” olarak gerçekleştirdiklerini söyledi.
İşte camileri de fantezi alanları yaptılar.
Aslında camiler kültür yuvasıdır. Ancak şu an camiler AKPKK’nın profesyonel insan avlama yerleri haline getirildi. Camilerde artık imamlar din, islamiyet, kültür, yurttaşları bilgilendirmeden yoksun sadece AKP’nin propaganda yerleri oldu.
Ayrıca camiler, çeşitli seks kulüplerine döndürüldü. Ne imamlarmış bee.
Dil ve Anlam Bilgisi
Köken: Arapça
Kelime Anlamı: Toplayan, bir araya getiren
Terim Anlamı: Müslümanların namaz kılmak ve buluşmak için gittiği büyük ibadethane.
İddia: C-A-M-İ harflerinin Cebrail, Azrail, Mikail ve İsrafil’in baş harfleri olduğu.
Gerçek: Bu tamamen uydurmadır. Kelime TDK Sözlük kayıtlarına göre de Arapçadaki toplamak kökünden gelir.

Cami Türk kültüründe kültürhanedir. Hacılar hocalar, “Allah’ın evi” der. Ancak Allah’ın eve ihtiyacı mı var?
Camide imam, sağlık görevlisi, öğretmen, muhtar, köyün ileri gelenleri toplanır yurttaşları tarım, inşaat, akla gelebilecek her konuda bilgi verirler. Yani yurttaşlar özellikle çocuklar bilgi sahibi olurlar ve yine çocuklar bilgi ile birlikte saygı ve ahlak sahibi olurlar.

Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2016/1, c. 15, sayı: 29, ss. 179-211 Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016/1, c. 15, sayı: 29 TARİHİ SÜREÇ İÇİNDE CAMİ VE FONKSİYONLARI ÜZERİNE BİR DENEME Ahmet AKIN* Özet: Bu çalışmada caminin tarihi süreç içinde mimari gelişimi yanında, gördüğü vazifeler -fonksiyonları ortaya konmuştur.İlk yapılan camilerin mimari özellikleri zamanla gelişmiştir. Emeviler ve Abbasiler döneminde cami sayısı yeni fetihlerle artarken, sanat yönünden de bir gelişme görülmüştür. Selçuklularda mimaride ağaç ve taş sütunlar hâkim olurken;Beyliklerle birlikte ntek kubbeye doğru geçiş başlamış ve Osmanlıda bir büyük kubbe ile cami mimarisi zirveye ulaşmıştır.İşlevleri açısından ise cami,ibadet fonksiyonu yanında,eğitim,kültür, yardımlaşma, vb. görevlerinin geçmişten günümüze farklılıklar gösterdiği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Cami, Mescid, Mimari, Eğitim, Selçuklu ve Osmanlı Dönemi. An essay about the function of mosques throughout the history Abstract: This study reveals the function and the usage of mosques throughout the history and the development of its architecture. The architecture of the mosques has been in constant change since the beginning. During the caliphates of Ummayyad dynasty and Abbasid dynasty the number of the mosques increased as well as the artistic features of the buildings. Seljuk Dynasty used wooden and stone elements in their mosques and Anatolian Beyliks began using a single dome and during the Ottomans the architectural elements a huge dome and a minaret has began to be stablished. A function of a mosque has also shown differences throughout the history as well as a space for pray and the cultural, educative and social activities being practiced inside and around. Key Words: Mosque, Masjid, Architecture, Education, Ottomans. Giriş İslam toplumunda inananlar için cami, sosyal, siyasal ve kültürel hizmetlerin merkezi konumunda olan bir kurumdur. Makalede bu kurumun hem tarihi gelişimi, hem de fonksiyonel gücü üzerinde durulacaktır.

∗ Dr., Çorum İl Müftüsü. 180 Ahmet AKIN Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016/1, c. 15, sayı: 29 A. Tarihi Gelişim İslâm’ın ilk dönemlerinde ibadethane için, secde edilen yer anlamına gelen “mescid”, Cuma namazı kılınan ve minberi bulunan büyükmescidlere de “cami” denilmiştir.1 Kur’an-ı Kerim2 ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerinde bu kelimeler söz konusu anlamlarda kullanılmıştır.3 Teknik bir terim olarak da farklı bir anlam arz etmemektediratta cami avluları halkın bir araya gelip dinlendiği, sohbet ettiği bir yerdi. Meselâ, Evliya Çelebi, Murâdiye Camii’nin dış avlusundaki çınarların gölgesinde cemaatin dinlendiğinden bahseder.82 Batılı seyyah T. Gautier de, benzer ifadelerle cami çevresini “Müslümanların hayatının ağırlık merkezi” olarak tasvir eder.83 Şehirlerin genişlemesine ve yeni mahallelerin teşkiline sebep olan cami merkezli sosyal yapılar bütünlüğü olan külliyelerin,84 şahıslar eliyle yapılmasının imkânsızlığı ortadadır. Bu noktada, şahsî çalışma ve çabalarla kazanılan imkân ve servetin karşılık beklemeden başkalarıyla paylaşılmasını amaçlayan, hukukî dini ve sosyal bir müessese olan vakfın, şehirlerin imar ve inkişafındaki rolünün önemine işaret etmek gerekir.85 Anadolu’da bir cami etrafında toplanmış medrese, yemek pişirilen ve dağıtılan yer, misafirhane, hastahane, hamam, han, çarşı, mum imalathanesi, boyahane… gibi, dinî, içtimâî ve ticarî kurumlardan teşekkül eden sayısız binalar manzumesi, başta padişah, sultan ve diğer devlet adamlarının kurduğu veya kurulmasına destek olduğu vakıflar yolu ile inşa ve ihya edilmiştir.86 Bursa’da Orhan Bey, Çelebi Mehmed ve II. Murad’ın yaptırdığı külliyeler bunlardan sadece birkaçıdır.87 82 Evliya Çelebi, Seyahatnâme, haz. Mümin Çevik, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1985,C. I, s.401 83 Yediyıldız, Bahaeddin, “Vakıf Müessesesinin XVIII. Asır Türk Toplumundaki Rolü”, VD, C. XIV, (1982) s.2’den naklen (T.Gautier, Constantinople, Paris, ty., s. 275); Kazıcı, Ziya, Asr-ı Saadet Döneminde Cami ve ve İfa Ettiği Hizmetler, Sosyal ve Ferdi İşlevleri Açısından Namaz ve Cami, İlmi Toplantı, 18-19 Ekim 2008, Üsküdar Belediyesi Altunizade Kültür Merkezi, 2009, s.220 84 Barkan, Ö. Lütfi, “Edirne ve Civarında Bazı İmaret Tesislerinin Yıllık Muhasebe Bilançoları”, Belgeler, C. 1, sy. 1-2 (Ankara 1964) s. 235: Ergin, O. Nuri, Türkiye’de Şehirciliğin Tarihî İnkişâfı, Cumhuriyet, İstanbul, 1936, s. 36 85 Yediyıldız, Bahaeddin-Öztürk, Nazif, “Oturulabilir Şehir ve Türk Vakıf Sistemi”,

(çev.R.ACUhttp/www.hstory.hacettepe.edu.tr/archive/vakifsehir.html.17 Haziran 2002; 86 Barkan, O. Lütfi, “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler”, VD. sy.2, (Ankara 1942) s. 354; Uluçay, a.g.e., s. 23; Cerasi, M. Maurice, Osmanlı Kenti, çev. Aslı Ataöv, Yapı-Kredi Yayını, İstanbul 1999, s. 138-143. 87 Yenişehirlioğlu, Filiz, “XIV-XV. Yüzyıl Mimarî Özelliklere Göre Bursa Kentinin Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Gelişimi”, IX. Türk Tarih Kongresi, C. III. Ankara 1989, s. 1346-47; Yediyıldız, Hayrât Sistemi, s. 276 Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016/1, c. 15, sayı: 29 Tarihi Süreç İçinde Cami ve Fonksiyonları Üzerine Bir Deneme 195 İslâm tarihi boyunca Müslümanlar, pek çok cami veya mescid inşa etmekten geri kalmamışlar, hatta “… mescidini mahalle halkı sürgün geldiklerinde cem olup ittifak ile bina etmişler…”88kaydından da anlaşıldığı üzere her hâlükârda bulundukları yerlere ibadethane yapmayı en kutsal vazifelerden biri ve Müslümanlıklarının bir delili saymışlardır.89 Anadolu’da mesire, Hıdırellez şenlikleri amacıyla gidilen yerlere dahi, XIII. yüzyıldan itibaren adları görülen, “Hıdırlık mescid”leri de yapılmıştır. Meselâ, Kütahya’da, Çorum’da, Edirne’de ve Hatay’da bu isimle bilinen mescid ve camiler mevcuttur.90 Görüldüğü gibi mescid veya cami diğer İslam toplumlarında olduğundan belki daha çok, Müslüman-Türklerin hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur.

Bu sebeple, sadece şehir merkezlerinde bir mahalle veya köyde cami veya mescid inşa edilmekle kalmamış; insanların toplu olarak bulundukları eğitim örgütü medrese; ordu birliklerinin bulunduğu kışla; eskiden şehirlerin korunmasına ve savunmasına tahsis edilen kale; uzun kervan yolculuklarında mola verilen, kervansaray; ticarî yerler ile esnaf ve sanatkâr hanları; devlet dâirelerinde91, zâviye, tekke ve hankâhlarda; sarayda vb. yerlerde mescid veya cami yapılmış ya da bu amaca uygun bir yer tahsis edilmiştir.92 Sözgelimi, Topkapı Sarayı’nda diğer mescidler yanında Ağalar Camii93, Enderun Mektebi Camii, Defterdâr Camii,94 88 Barkan, Ö. Lütfi, İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri; 1546( 953) Tarihli , Fetih Cemiyeti Yayını, İstanbul 1970, s. 13 89 “Allah’ın mescidlerini, ancak Allah’a, ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayan kimseler imar ederler” .Tevbe 9/18 ayetinden gelen müjde onları gayrete sevk ederdi. 90 Baykara, Tuncer, a.g.e., s. 66; Ocak, Ahmet Yaşar, İslam Türk İnançlarında Hızır Yahud Hızırİlyas Kültü, Türk Kültürlerini Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara 1985, s. 128’de, bu mescidlerin Hızır’la ilgili olduğunu söyler. Altun, Ara, “Hıdırlık Mescidi”, DİA, C. XVII,s. 312 91 Karaman, Cuma Günü, 237. 92 Eyice, a.g.m., VII, 56; Yediyıldız, Bahaeddin”, Vakıf Müessesesinin XVIII. Asır Türk Toplumundaki Rolü”, VD, (1982) s. 3; Doğru, Halime, XV ve XIV. Yüzyıllarda Sivrihisar Nahiyesi, TKK Yayını, Ankara 1997, s. 19; Ayvansaraylı, a.g.e.,C. I, s. 147, 163, 173, 189;C. II,s. 24, 59, 67; Evliya Çelebi, C.X,s. 99; Ergin, a.g.e.,s. 38, 40 93 Eyice, Semavi, “Ağalar Camii”, DİA,C. I,s. 464; Pakalın, a.g.e.,C. III, s.517; Ayvansaraylı, a.g.e.,C. I, s.81; Mehmet Halife, Tarih-i Gılmanî, haz: Kamil Su, Kültür Bakanlığı Yayını, İstanbul 1976, s. 151 94 NevizadeAtaî, “Hadaikü’l-Hakaik”, Şakaikun-Numaniyye ve Zeyilleri, haz: Abdülkadir Özcan İstanbul 1989,C. II, s.621: Ayvansaraylı, a.g.e.,C. I, s. 147 196 Ahmet AKIN Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016/1, c. 15, sayı: 29 Yeniçeri Ocağı’nın Orta Camii’95nden başka Tersane ve Daruşşifa’da da mescid bulunuyordu.96 953/1546 tarihli Vize kadısına gönderilen fermanda cami ve mescidlerin titizlikle korunması mahalli yöneticilerden istenmektedir. “Ve harâb olan mesacidi dahi mütevellilerine teklif idübmahsûl-i evkafları ile ta’mir ve termimetdüresiz. Ve vakfı olmayıp, şehirde vâki-olan mesâcidiehl-i mahallesine ve kurâda olanı ehl-i karyesine ta’miri ve termimetdürübmuhtâc-ı arz nesne vâki ise yazubbildiresiz..”97 Yukarıdaki hükümden anlaşıldığı gibi,Osmanlı idaresi, dînî hayatın toplum içindeki ağırlığını ve huzuru temin edici rolünü bildiği için, cami veya mescidlerin ihmâl edilmemesini, yetkililerce halkın bu faaliyetlere katılmasının sağlanmasını istemiştir. B. Fonksiyonu Cami, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in uygulamalarıyla, ilk yıllardan itibaren, çeşitli etkinlik ve faaliyetlerin yerine getirildiği dinî, idarî ve sosyo-kültürel bir merkez olmuştur.98 Caminin, en başta gelen işlevi, şüphesiz Müslümanların topluca Allah’a yöneldikleri bir ibâdet yeri, bir mâbed olmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de: “Allah’ın adı anılan, sabah akşam tesbih edilip namaz kılınan evler”99 olarak cami veya mescidler vasfedilirken, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mescidde uygunsuz bir davranışta bulunan kişiye, mescidin Allah’ı zikir, namaz ve Kur’an 95 Pakalın, a.g.e., C.II.s.731; Unat, Faik-Reşit, Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara 1964, s. 11; Baykal, İ. Hakkı, Enderun Mektebi, Fetih Derneği, İstanbul 1953, s. 41; Ricaut, a.g.e., s. 29; Yücel,-Sevim, a.g.e., C.III, s. 61, 109. 96 Terzioğlu, Aslan, “Bimâristân”, DİA,C. VI.s. 165; Ünver, Süheyl, “Fatih Külliyesine Ait Diğer Bir Vakfiye”, VD (1938), C.I, s. 42; Bostan, İdris, Osmanlı Bahriye Teşkilâtı; XVII. Yüzyılda Tersâne-i Âmire, TTK Yayını, Ankara 1992, s. 3 97 Aydoğan, Demir, “Kanuni Sultan Süleyman’ın Terk-i Salât Edenlerle İlgili Fermanı”, İ.Ü. Tarih İncelemeleri Dergisi C.II, (1984) s. 47, 52; karş. Heyd. Uriel, StudiesınOldOttomanCriminalLaw.ed.V.l. Me’nage, At the Clarendon Press, Oxford 1973,s. 84; Fatih Devrine Ait Münşeat Mecmuası, haz. Necati Lugal – Adnan Erzi, Fetih Derneği, İstanbul 1956, s.94-95. 98 Cuma günü izninin zarureti için: “… hutbe iradı vesile-i şeref sayıldığından, herkes bu şerefi benimseyerek minbere koşması ve belki de muhteris kimseler arasında husumete vesile olması çok muhtemeldir…” Bkz; Miras, Kamil, Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, DİB Yayını 7. baskı Ankara 1981 VIII, 48 99 en-Nûr 24/36; diğer benzer âyetler için Bkz. (104); el-Bakara 114/2; et-Tevbe 9/107-108; elHac 22/40 Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016/1, c. 15, sayı: 29 Tarihi Süreç İçinde Cami ve Fonksiyonları Üzerine Bir Deneme 197 için olduğunu100 hatırlatması, caminin bu işlevine işaret etmektedir. İbadet esnasında kişinin dikkat ve ilgisini tümüyle dağıtacak şeylerin mecidlerde yapılmasına izin verilmemiştir. Sözgelimi bağırmak, çağırmak, yitik bir şey aramak, bir şey alıp-satmak, soğan ve sarımsak gibi insanları rahatsız edecek şeyleri yiyerek gelmek, temizliğe dikkat ederek tükürmemek, silahla girmemek istenmiştir. Bunlar ise, mescidlerin ibadethane olma özelliğini, kudsiyetini ve sükûnetini muhafazaya yönelik tedbir ve tavsiyeler olarak değerlendirilebilir.101 Camilerin bu özelliğini bir yabancı şöyle tasvir eder: “Orada Allah’ın şanına yakışmayan, lüzumsuz ve boş süslemeler, resimler, heykeller yok… Müslüman camilerinde, sadece ibadet eden inananlar vardır ve ibadetten alıkoyacak veya ibadet edenleri rahatsız edecek hiçbir şeye rastlayamazsınız.”102 İslâm’da din ve devlet ayrımı söz konusu olmadığından, Hz. Peygamber (s.a.v.) bir taraftan Müslümanların dinî konuda imamı, rehberi; öbür taraftan da idarî hususlarda onların lideri idi.103 Mescid-i Nebevî, bir idare merkezi idi. Resulullah (s.a.v.) Arap kabilelerinin heyetlerini burada kabul eder, onlara dinî konuları anlatır, tavsiyelerde bulunur, Müslümanların idarî işlerine burada bakardı. Aynı şekilde İslâm’ın ilk dönemlerinde cami, kazaî/adlî işlerinin görüldüğü yerdi. Resulüllah halkın hukukî meselelerini orada çözerdi. Bu uygulama, müstakil mahkeme binaları yapılıncaya kadar sürmüştür. Hutbede de dinî ve siyasî meseleleri halka anlatır, izâh ederdi.104 100 Müslim, Mesâcid, 18; Ebu Davud, Salât 21; el-Kandehlevî, a.g.e., C. III, s. 105 101 ed-Dıhlevî, Şah Veliyullah b. Abdurrahman, Huccetullahi’l-Baliğa, Dar-ı Ihyai’l-Ulum, Beyrut 1990/1410, C. I, s. 541-545; Hadisler için Bkz; Müslim, Mesâcid 18; İbnMace, Mesâcid, 10, 11; Ebu Davud, Salât, 20; Darimî, Salât, 119 102 Cuma günü izninin zarureti için: “… hutbe iradı vesile-i şeref sayıldığından, herkes bu şerefi benimseyerek minbere koşması ve belki de muhteris kimseler arasında husumete vesile olması çok muhtemeldir…” Bkz; Miras, Kamil, Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, DİB Yayını 7. baskı Ankara 1981 VIII, 48 103 Enver er-Rifâî, a.g.e., s. 366, 537; Ahmed-Fuad Seyyid, a.g.e., s. 124, 131; Pedersen, a.g.m.C. VIII, s.42; en-Nebravî, a.g.e.,s. 29 104 Ahmed-Fuad Seyyid, a.g.e., s. 133; Hasan İ. Hasan, a.y.; Li’l-Meyetim , s.306 198 Ahmet AKIN Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016/1, c. 15, sayı: 29 Hz. Peygamber (s.a.v.)’den sonra, gerek halifeler, gerekse şehirlerin valileri aynı uygulamayı sürdürmüşlerdi. Özellikle idareciler Cuma günleri camide hem Müslümanlara namaz kıldırır, hem de iletilmesini istedikleri konuları halka duyuruyorlardı. Müzakere edilecek meseleler olursa, halkla görüşerek karara bağlarlardı.105 Bu suretle cami; halkın, idarecisine her türlü istek ve şikâyetlerini rahatça iletebildiği; idarecinin de halkı ile bütünleşebildiği samimi bir zemin oluştururdu. Sözgelimi, Cuma ve bayram namazları, bu bütünleşme için en iyi fırsat idi. Zira bu namazlarda yerine getirilen hutbenin, kısmen daha evvel temas edildiği gibi, önemi büyük idi. Hz. Ali’den itibaren, Cuma namazı hutbesinde, halifeye dua etmek bir gelenek haline geldi.106 İslam toprakları genişleyip, muhtelif şehirlerde Cuma namazı kılınmaya başlayınca, hutbelerde, o topraklara hâkim devletin başında bulunan hükümdarın ad, unvan ve lakaplarının da hatibler tarafından anılması gerekirdi. Bu, aynı zamanda halkın hükümdara bağlılığını ve tasdikini gösterirdi. Hutbede adı zikredilen hükümdar, o bölgenin hâkimi idi. Hutbe, tırâz ve sikke hükümranlık alâmeti idi.107 Bu itibarla, camilerin özellikle de Cuma kılınan camilerin, halk ile idare arasında fonksiyonu artmıştı. Selçuklu ve Beylikler dönemlerinde idareciler Cuma namazına giderler ve halk ile görüşürlerdi.108 Osmanlı döneminde de fetihler ve cülûsları takiben hükümdar adına hutbe okunmasına devam edildiği bilinmektedir. Nitekim İbn Kemal, Osman Gâzi’ninKaracahisar’ı fethedip, Cuma namazı kılınması için Dursun Fakih’i görevlendirdiğini ve Dursun Fakih’in de zamanın sultanından izin alındıktan sonra Cuma namazının kılınabileceğini söylediğini ve buna karşılık, Osman Gazi şöyle cevap verip ve adına hutbe okunduğunu nakleder.
SAYGILARIMLA..






