
Soytarı kelimesi köken bilimi (etimoloji) bakımından Arapçadaki saʿterī (سعترى) sözcüğünden Türkçeye geçmiştir.
Kelimenin Kökeni ve Açılımı
Etimolojik Köken: Arapça saʿterī kelimesi, temelini Eski Yunancadaki sátyros (σάτυρος – satir) yani mitolojideki keçi bacaklı, çıplak ve gülünç doğa varlığından alır. Eski Yunan tiyatrolarında bu yaratıkları taklit eden oyuncuların sergilediği komik/müstehcen performanslar, zamanla Orta Doğu dillerinde taklit yapan ve güldüren kişileri tanımlayan sa’teri kelimesine dönüşmüştür

TDK Anlamı: Türk Dil Kurumuna göre soytarı iki temel anlama gelir:
- Söz ve davranışlarıyla halkı güldürüp eğlendiren kimse, maskara.
- Mecazi (yan) anlamda: Hileci, yaltakçı kimse.
- Tarihsel Arka Planı
Tarihsel bağlamda [yeniden yapılandırılmış Soytarı tanımına göre], saray soytarıları veya halk eğlendiricileri yalnızca komiklik yapan kimseler değil; krala veya otoriteye en sert eleştirileri mizah yoluyla iletebilen cesur figürlerdi
Soytarılık, soytarı olma durumu veya soytarıya yakışır davranış anlamına gelir.

Anlamı ve Eş Anlamlıları
Maskaralık: Gülünç ve uygunsuz hareketlerde bulunma.
Kaşmerlik: Ciddiyetsiz, şaklabanlık içeren tutumlar.
Genel Tanım: Söz ve davranışlarla insanları güldüren, şaklabanlık yapan kimselerin tutumu
Tarihsel Kökeni
Soytarı, geçmişte sarayları, kralları ya da halkı eğlendiren komik kimselerdi.
Günümüzde ise bu kelime genellikle ciddiyetsiz, yakışıksız veya güven sarsıcı davranışları tanımlamak için kullanılır.

Soytarı veya saray soytarısı, kraliyet saraylarında konukları veya hükümdarı eğlendirmek için görevlendirilen saray üyesidir. Soytarılar, aynı zamanda panayırlarda ve halk pazarlarında halkı eğlendiren gezici sanatçılardır.
Post-klasik ve Rönesans dönemlerinde, soytarıların genellikle parlak renkli kıyafetler ve rengarenk desenli eksantrik şapkalar giydikleri düşünülürdü.
Soyarılar çok çeşitli becerilerle kişileri eğlendiriyorlardı. Şarkı söylemek ve hikaye anlatmak yaptıkları başlıca gösteriydi. Aynı zamanda akrobasi, hokkabazlık, çeşitli şakalar (kelime oyunları, taklit gibi) ve sihir numaraları da yapıyorlardı.

Tarih
Antik Roma’da, profesyonel soytarılara balatro deniyordu.[1] Balatrolara yaptıkları şakalar karşılığında para ödeniyordu ve zenginler eğlenmek için genellikle onları masalarına çağırıyordu.[2]
Aztekler ve Çinliler gibi diğer kültürlerde de soytarıya benzer kültürel ögeler bulunmaktaydı.
İngiliz kraliyet tarihi boyunca pek çok kraliyet sarayında eğlence ile görevli kişiler istihdam edildi ve çoğu zaman bu kişiler profesyonel olarak görev yaptı. Bunlar “licensed fools” olarak adlandırıldı. Soytarı Toplulukları veya göçebe eğlence grupları, genellikle akrobasi ve hokkabazlık yapmak için işe alınırdı.
İngiltere Kralı VIII. Henry, Will Sommers adında bir soytarıyı işe almıştı. Kızı Mary‘nin Jane Foole adında bir soytarısı vardı.

Geleneğin sona ermesi
Restorasyon‘dan sonra II. Charles saray soytarılığı geleneğini yeniden canlandırmadı, ancak tiyatroyu ve müzik salonu eğlencelerini büyük ölçüde himaye etti. Özellikle de Thomas Killigrew’un çalışmalarını destekledi.
18. yüzyılda Rusya, İspanya ve Almanya dışında soytarıları geleneği sona ermişti. Fransa ve İtalya‘da gezici soytarı grupları, commedia dell’arte adlı tiyatroda oyunlar sergilediler. Fransa’da saray soytarısı geleneği Fransız Devrimi ile sona erdi.

Soytarı, geçmişte saraylarda hükümdarları eğlendiren, iğneli mizahı ve cesur eleştirileriyle krallara ve padişahlara hakikati söyleyebilen tarihi bir figürdür.
Soytarının Tarihsel Rolü
Saraydaki Yeri: Soytarılar, hükümdarın tahtının hemen yanında bulunur ve sarayın özel üyeleri arasında yer alırdı.
Osmanlı Dönemi: Osmanlı sarayında soytarı bulundurma geleneği Yıldırım Beyazıt döneminde başlamış, Tanzimat dönemine kadar sürmüştür.

Batı Kültürü: Orta Çağ Avrupa’sında “court jester” olarak bilinen bu kişiler, kralın hatalarını, kibrini ve yanlış kararlarını şarkılarla veya bilmecelerle yüzüne vururdu.
Soytarıların tarihsel ve toplumsal konumunu inceleyen Soytarıların soyluluğu makalesini okuyabilirsiniz.
Güncel ve politik bir perspektifle ele alınan Bir Neo-Soytarının Portresi yazısını inceleyebilirsiniz
Satyroslar Yunan mitolojisinde Şarap Tanrısı Dionysos’un maiyetinin ayrılmaz parçası olan yarı insan, yarı hayvan yaratıklar. Satyroslar önceleri çıplak, at kuyruklu ve at kulaklı, dik duran penisli, daha sonraları ise teke bacaklı ve kuyruklu olarak betimlenmişlerdir.
Satyroslar kırlarda dans eder, Dionysos ile birlikte şarap içer ve maenad ve nympheleri kovalarlardı.

Satyros, yani Satir, soytarı kelimesinin kökeni.
William Sommers, tarihteki en önemli soytarılardan biri. Sert kişiliği ile bilinen İngiliz Kralı Sekizinci Henry’nin soytarısı. Will Sommers’ı diğer soytarılardan farklı kılan hiç eğilip, bükülmemesi. Somers, Henry’ye herkesin içinde “Henry” diye hitap eder, önünde asla eğilmez, konuşmaya başlamadan önce “yüce majesteleri” gibi hitapları asla kullanmaz ve lafını asla esirgemezdi.
Doğu saraylarında halife ve sultanları, devlet ileri gelenlerini meclislerde, güldürüp eğlendiren İslam dünyası yalakaları (dalkavuk) için bin-bin 500 yıllık bir tarihten söz edilebilir. Adını tarihe yazdıran ünlü yalakalar, Harünürreşid (786-909) çağında yaşayan Eşebi Temma ve Ebül-Hasan Halil’dir. Yalakalığın bir meslek olması için Halife Mütevekkil (847-861) zamanı gösterilir. Bu çağın en ünlü yalakası Ebü’l-Enhas’tır. Söylentilere göre Mütevekkil’in sarayındaki Ebbadei, Muhannes adlı yalaka, karnına bir yastık bağlayarak halifenin önünde Hz. Ali’nin taklidini yaparmış. Yalaka (Dalkavuk) deyimi, Gazneli Mahmud’un (997-1030) çağdaşı ve yalakası Telhek’in adından Türkçeleşmiş de denir. Gazneliler çağının en tanınmış yalakası ise Ebülfe-varis’miş.
Soytarıların soyluluğu
Soytarı sözcüğü, kullanılan yere zamana göre farklı anlamlar taşır. Çok anlamlıdır. Alışıldık, akla gelen ilk anlamının pek olumlu olduğu söylenemez. Şirin bir bebeğe, şirinlik yaptı diye “soytarı” denir belki ama, daha çok olarak kötücül anlamlarla kullanılır.
Oysa, tarihsel bağlamında soytarılar önemli bir işlevi yerine getirmişlerdir. Mutlak hükümdara, kılıçlarıyla dünyaya meydan okuyan krallara, sözleriyle meydan okuyan bir kişiliktir soytarı.
Bizim kültürümüzde, özellikle Shakespeare oyunlarından tanıdığımız soytarılardan çok farklı tipler vardır. Bekri Mustafa gibi, İncili Çavuş gibi uç kişilikler. Sivri dilli şairler; Nef’i, Şair Eşref gibi. İktidarın mutlak hakimiyet ikliminde farklı bir hava olanağı yaratmışlar, baskıcı ortamın birer subabı gibi işlev görmüşlerdir
.
Shakespeare oyunlarında en grotesk örneklerini gördüğümüz soytarı karekterine, kralın alt benliği, ya da aynadaki kendisi gibi bir görev yüklenmiştir.
Kral Lear’da, Kent Kontu’na; “…Hizmetime alıyorum seni, al işte bu da avansın” der. Kral Lear ona para verdiği anda, soytarı sahneye girer; Kent’e çıngıraklı soytarı kulahını vererek; “Onu ben de hizmetime alıyorum.

Lear, Britanya kralıdır. Kent de bir konttur. Bu “yüksek” kişilerin arasına dalan soytarı, çıngıraklı kulahıyla statükonun ciddiyetini ve dengesini bozar. Dahası, koskoca kontu soytarıya dönüştürür. Sarayın protoklüne ve soyluluğun adabına aykırı düşen, senli benli bir dille konuşur. Kral Lear’a amca diye seslenir, onun kaçıklığından dem vurur, yumurtadan taç yapmayı önerir.
Özdemir Nutku’nun saptamasını da anarak, soytarı, aslında saraydaki/oyundaki herkesin soytarı olduğunu anlatmaktadır: Alameti farikasını Kent’e vererek! Koskoca Britanya kralı Lear’i soytarıya çevirir.
Soytarının temel işlevini,çağdaş dünyada, soytarılıktan çok farklı bir toplumsal düzlemde, eleştirmenler, iktidara muhalif yazarlar, gazeteciler yapar. Ya da şöyle diyelim; bizdeki uygulamada gördüğümüz gibi, olanaklar elverdiğince yapmaya çalışırlar. Soytarnın soylu uğraşını bedeller ödeme pahasına yürütürler.
Soytarılar da bedeller ödemiştir. Kralın kızgın bir anında kırbaçlanarak, cellada teslim edilerek…
Kızgın kıralların kızdığı zaman ne söyleyeceği ve kimi haşlayacağı belli olmaz.
Soytarılar, soytarılık yaptıkları sürece soyludur. Krala herkesin içinde sırf gülsün diye g.tün büyük diyebilirler. İyi zamanındaysa, bu densizliğe kral güler. Bir başkası böyle bir fiziksel niteliğe ilişkin yapıcı “eleştiride” asla bulunamaz. Kral, meclis içinde bu söze gülse bile, adım kadar eminim ki ortalıktan el ayak çekilince, ilk gördüğü aynada, dönüp poposunu kontrol edecektir; gerçekten büyük mü diye! O zamanlarda bile soytarılık sadece soytarılık değildir çünkü. Soytarılık soyluluktur dedik. Muktedirlerin arkasının ne denli büyük olduğunu söyleyebilmek zamanımızda daha büyük bir soyluluk. İnsanlar durduk yerde gerilerine bakmazlar. Soytarılar söylemezse kendilerinin en mükemmel bedene/niteliklere sahip olduklarına inanırlar.
Birşeyler değişmiştir. Aklın egemen olduğu bu zamanda muhalif beyinler soytarıların işlevinin fersah fersah üstünde ve ötesinde bir uğraş içindedirler. Aralarındaki fark büyüktür. Ancak, şu var ki, hala bazı muktedirler “kral” oldukları yanılgısı içinde, soytarıların devrinin geçtiğini anlayamamaktadır.



