Adam olacak çocuk…
Küçük dev adam giyimi, yüzükleri, küpeleri, yüzükleri ile güzel görünümlü çocukların sevgilisiydi. Adm olacak çocuk yürüyüşünden bellidir.
Barış abi tam bir barışın simgesiydi. Herkes onu sağcı olarak bilirdi ama O tam bir toplumcu, barışçıydı. Dünya barışını savunurdu. O’nunla Pamukkale’de tanıştık. Beni arattı. Gittim yanına. Akşamüzeri güneş batmak üzereydi beyaz travertenlerin üzerinde çekim yapıyorlardı. Eliyle işaret etti ve “Hoş geldin üstat” dedi. Bende ses çıkarmadan başımla yanıt verdim. Çünkü çekimi bozmak istemedim.

Çekimden sonra Pamukkale’de otelde biraz rakı içtik ve dünya toplumu ve barışı üzerine konuştuk. Mehmet Barış Manço o gün beni kaldığı otelde konuk etti. Ertesi günü geniş bir haber yaptık Milliyet’te. Bizim müzik magazin dergisinde dört sayfayı kapladı Barışların barışı. Dünya çocuklarının sevgilisi ruhu şad olsun.
Barış abide benim gibi ufak tefek zayıftı. Üflesen gidecek. Sanırım aynı yazıda yada defterde buluşmuşuz. Beni çok sevdi. Bende Barış ağabeyi çok sevdim. Daha sonra Barış abi ile İstanbul’da çok kez buluştuk.
Manço, Kıbrıs’a bir konsere gittiğinde Sarı Çizmeli Mehmet. Ağa’nın hikâyesini duyar ve araştırmaya girişir. Yakaladığı gerçek bir toplumsal tiptir.
Barış Manço, 2 Ocak 1943 tarihinde İstanbul Üsküdar’da doğmuş, Anadolu rock müziğinin kurucularından, besteci, şarkıcı, TV programcısı ve kültür elçisidir. Türkiye’de “Barış” adını alan ilk kişi olarak tanınan sanatçı, yediden seksen yetmişe herkesin sevgisini kazanmıştır.

Hayatı ve Eğitim Süreci
Doğumu ve Ailesi: II. Dünya Savaşı’nın sonuna denk gelen doğumunda ailesi, savaşın bitmesine olan özlem nedeniyle kendisine “Barış” adını vermiştir. Kökleri Konya Ovası’ndan Selanik’e, ardından İstanbul’a göç eden Mançozade ailesine dayanır.
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü
Eğitim Hayatı: Ortaokul eğitimine Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak başlamış, daha sonra Şişli Terakki Lisesi’nde devam etmiştir. Yüksek öğrenimini
Belçika Kraliyet Akademisi‘nde resim, grafik ve iç mimari alanında tamamlamıştır. Çok yönlü kişiliği sayesinde müzik dışında ressamlık, gezginlik ve koleksiyonerlik de yapmıştır.
Müzik Kariyeri ve Sanat Anlayışı
İlk Adımlar: Müzikle amatör olarak 1957’de ilgilenmeye başlayan Manço, ilk grubu Kafadarlar‘ı 1958 yılında Galatasaray Lisesi’ndeyken kurdu. Kariyeri boyunca Harmoniler, Kaygısızlar ve Moğollar gibi önemli gruplarla çalıştı.

Kurtalan Ekspres: 1972 yılında kurduğu Kurtalan Ekspres grubu ile Türkiye’de ve dünyada unutulmaz konserler verdi.
Eserleri ve Başarıları: 200’ün üzerinde şarkı besteledi. Bu eserler kendisine 12 altın ve 1 platin albüm/kaset ödülü kazandırdı. Şarkıları; Yunanca, Japonca, Fransızca, Arapça ve İngilizce gibi pek çok farklı dile çevrilerek evrensel bir boyuta ulaştı. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Dağlar Dağlar ve Nick The Chopper gibi parçaları kültleşti. 1991 yılında Devlet Sanatçısı unvanına layık görüldü.

Televizyon Programcılığı ve Toplumsal Yönü
7’den 77’ye: 1988 yılında TRT’de yayımlanmaya başlayan 7’den 77’ye programı ile Türk televizyonculuğunda çığır açtı.
Adam Olacak Çocuk: Program içinde yer alan bu özel köşe ile çocukların sevgisini kazanarak nesiller boyu anılan “Barış Abisi” oldu. Dünyayı gezip dolaşarak hazırladığı Dönence ve benzeri seyahat konseptleriyle Türk insanına farklı kültürleri tanıttı.
Özel Hayatı ve Vefatı
Evlilikleri ve Çocukları: İlk evliliğini 1970 yılında Marie Claude ile yapan sanatçı, ikinci evliliğini 1978 yılında Lale Manço ile gerçekleştirdi. Bu evlilikten Doğukan ve Batıkan adında iki oğlu oldu. Kendine has yüzükleri, uzun saçları ve ikonik bıyığı ile hafızalarda yer edindi.
Vefatı: 31 Ocak 1999 tarihinde İstanbul’daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayata göz yumdu. Türk kültür ve sanat hayatında bıraktığı derin izler, onu milletin gönlünde ölümsüzleştirdi.

Mehmet Barış Manço 2 Ocak 1943’te İstanbul’da doğmuştur. Aslen Konyalı olup Selanik’e yerleşen ve Mançozadeler lakabıyla anılan ailesi Birinci Dünya Savaşındaki bunalımlı dönemde İstanbul’a göçmüş, aile İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesine duyduğu özlem nedeniyle de çocuklarına ‘Barış’ adını koymuştur. Müzisyen bir annenin oğlu olan Manço, şarkı söylemeye çok küçük yaşlarda başlamış, ilk müzik grubu Kafadarlar’ı 1958’de Galatasaray Lisesi öğrencisiyken kurmuştur. Harmoniler, Kaygısızlar, Moğollar gibi gruplarla müzik çalışmaları yapmış, 1962’de ilk 45’liğini çıkarmıştır. Barış Manço, 1963’te Türkiye’den ayrılıp salyangoz yüklü bir kamyonun tercümanı ve şoför yardımcısı olarak İstanbul’dan Lion’a oradan da otostopla Paris’e, daha sonra da Belçika da yaşamakta olan abisi Savaş Manço’nun yanında kalmak için Liege kentine gitmiştir. Barış Manço, üniversite eğitimi gördüğü Belçika’nın Liege kentinde kendine bir ev tutmuş, Belçika Kraliyet Akademisi’nde resim, grafik ve iç mimarlık eğitimi görürken bir yandan da; Türk işçilerine tercümanlık, garsonluk, otomobil bakıcılığı işlerinde çalışmış, Türkiye’den getirttiği filmleri orada yaşamakta olan Türk işçilerine göstererek okul masrafını ve geçimini sağlayıp 1969’da akademiyi birincilikle bitirmiştir. Kısa süren ilk evliliğini 1967’de Belçikalı Maria Claude ile gerçekleştiren Barış Manço’nun yakın arkadaşları Hulusi Tunca ve Arda Uskan bu evlilik seramonisini şöyle kaleme almışlardır: “Tarih 31 Ocak 1970. Belçika’nın Liege kentindeyiz.

İlginç bir nikah törenine davetliyiz. Damat, genç bir Türk müzisyen: Barış Manço. Gelin ise Belçikalı bir fotomodel: Marie Claude. Belçika’lı nikah memuru şaşkın. Karşısında adeta Türk masalından fırlamış gibi duran bir çift bulunuyor. Barış Manço’nun üzerinde, dededen kalma 175 yıllık, üzeri gümüş işlemeli mor bir kaftan var. Marie Claude ise beyaz bir gelinlik yerine, üzerinde turkuaz işlemeler bulunan siyah bir gelinlik giymiş, başına yörük işi bir gelin başlığı takmış. Barış Manço ve Marie Claude, nikah sonrasındaki üç günü birlikte geçirir. Sonra ikisi de işlerine döner. Barış Manço bir plak doldurmak üzere Londra’ya giderken, Türk dergilerindeki Fruko reklamlarında da yer alan Marie Claude, yeni bir kampanya için İstanbul’a uçar. Genç çift çok mutlu, her şey çok güzeldir. Daha doğrusu görüntü öyledir. Nikahın üzerinden henüz 40 gün geçmiştir ki, Barış Manço eşinden boşanmak üzere mahkemeye başvurur. Masallardaki düğünler 40 gün 40 gece sürerken, Barış Manço’nun masal gibi başlayan bu evliliği, sadece 40 gün 40 gece sürmüştür. Hukuki boşanma ise 6 ay sonra, 16 Temmuz 1970’te gerçekleşmiştir.”[1] Barış Manço, Kol Düğmeleri ve Gülpembe gibi unutulmaz bestelerin ardından 1970’te kendi gitarı ve kemençe sanatçısı Cüneyd Orhon’un kemençesi ile kaydedilen: Ellerimle büyüttüğüm Solarken dirilttiğim Çiçeğimi kopardın sen Ellere verdinDağlar dağlar Kurban olam yol ver geçem Sevdiğimi son bir olsun yakından göremKuşlar ötmez güller soldu Yüce dağlar duman oldu Belli ki gittiğin yerden Kara haber varDağlar dağlar Kurban olam yol ver geçem Sevdiğimi son bir olsun Yakından görem… biçimindeki Dağlar Dağlar şarkısıyla müzik yaşamında çok büyük bir çıkış yapmıştır. Bu şarkı, Barış Manço’nun sadece rock ile sınırlı kalmayan kendi müzik tarzının başlangıcı, müzik hayatının da dönüm noktası olmuş, 4 Aylık bir sürede 700.000’den fazla satan “Dağlar Dağlar” plağı, Manço’ya Platin Plak Ödülü’nü kazandırmıştır. 1972 yılında uzun yıllar birlikte çalışacağı Kurtalan Ekspres adlı grubu kurmuş, Anadolu Rock türünde ürettiği şarkılarla büyük ün yapmıştır. 1978’de Lale Çalar ile evlenmiş ve iki oğlu olmuştur.

“Geçmişini bilmeyen bugününü anlayamaz ve yarınını kuramaz.” İlkesiyle hareket edip müzik yaşamının yanı sıra 1988’de 7’den 77’ye adlı televizyon programına başlamış, programın ‘Adam Olacak Çocuk’ köşesinde bir milletin geleceği olan çocukları ciddiye almış, onların sevgisini kazanmıştır. Umay Günay, Barış Manço’yu bizim de katıldığımız doğru bir saptama ile ‘Ozan-Baksı edebiyat geleneğinin devamı olan âşık tarzının, yeni bir oluşumunun temsilcisi’ olarak işaret etmiştir.[2] Manço’nun, Kalk Gidelim Küheylan adlı şarkısında “Barış böyle belledi bir çaldı binbir söyledi” dizesiyle gezgin kamlardan, baksılardan, ozanlardan devraldığı geleneği ifade etmiştir diyebiliriz. Necati Gedikli de bir konuşmasında ‘Sanatçı kurduğu Kurtalan Ekspres adlı grubu ile birlikte yalnızca ezgi ve üslup açısından değil, sözlere ve konulara kadar tümüyle halk kültürümüzün öğelerini içeren parçalar yapmıştır.’[3] diyerek konuya açıklık getirmiştir. Barış Manço’nun şarkılarının sonunda adını kullanması, âşık edebiyatına yakınlığının ve mahlas kullanma geleneğinin açık işaretlerinden biridir. Türk kültürünü bir bütün olarak görüp Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan gelenek, görenek ve töre bünyesinde varlığını çağdaş kalıplar içerisinde sürdüren, Türk milli kültürüne ait unsurları bestelerine yerleştirip kendine özgü söylemle icra eden Barış Manço, gelenekten geleceğe uzanan sağlam bir köprü konumundadır. Tarihsel ve toplumsal süreç içerisinde edebiyatın ve kültürün bir parçası olup halkın ortak hafızasını oluşturan bir bellek konumundaki müziği önemli kılan, nağmelerin güfteyi ustaca taşımasıdır. Özde ulusal, söylemde evrensel bir çizgide görülen Barış Manço, Halk kültürü bünyesindeki atasözü ve deyimleri alıp şarkılarına ustaca yerleştirerek kültürel köklerini irdeleyip anlam derinliğini arttırmıştır.

O, kendi yazdığı şarkı sözlerinin dışında çeşitli türküleri ve Klasik Türk Müziği eserlerini de yorumlamıştır: Türkülerden Kızılcıklar Oldu Mu, Urfanın Etrafı Dumanlı Dağlar, Aman Avcı Vurma Beni, Kirpiklerin Ok Ok Eyle, Gönül Dağı, Burası Muştur, Geçti Dost Kervanı; klasik eserlerden ise Gamzedeyim, Bir Bahar Akşamı Rastladım Size, Ham Meyvayı Kopardılar Dalından, Yine Bir Gülnihal, gibi eserleri kendi tavrı içinde sunuşunu “Bugün yaptığımız müzikte Nasreddin Hoca’nın mizahı, Hacı Bektaş-ı Veli’nin felsefesi, Dede Korkut’un töre, gelenek ve dinamizminin etkilerini görebiliyorsanız bu da bir rastlantı değildir…”[4] biçiminde dile getirmiştir. Onun ‘Nazar eyle nazar eyle / Gel kapıma pazar eyle’ biçimindeki deyişi Türk tarihine ve halk bilimine ne denli vakıf olduğunun göstergelerinden biridir. Çünkü bu şarkıda Orta Asya’daki Türk yaşayışından ve tarihinden bazı kültürel unsurlara vurgu yapılmakta, Türk kültüründe bir sembol olan ‘hakan’ sözü ile tarihte yaşamış bütün Türk kağanları işaret edilmekte, II. Göktürk devletinin kurucusu Kutluk Kağan’ın sembol olarak bilinen eşi Bilge Hatun anılarak da tarihteki bütün Türk kağanlarının eşlerine telmih düşürülerek temsil edilmektedir. ‘Nazar eyle nazar eyle’ deyişinde dikkat çeken önemli hususlardan biri de Barış Manço’nun vurguladığı sayılardır. Bu sayılar sıradan bir sayı olmayıp Türk kültürü ve sosyal yaşamında önem arzeden sayılardır. Bazı sayıların kültürümüzdeki işlevi İslamiyet öncesi sosyal hayatımıza dayanmakta, kimi sayılar da destan ve masallarımızda önemli ölçüde yer almaktadır. Türklerde kutsal sayılan sayılardan birisi dokuz sayısıdır. Bu sayıya geleneksel kültürümüzün her aşamasında rastlamak mümkündür. Altay Yaratılış Destanı’na göre Tanrı yerden “dokuz dallı” bir ağaç bitirerek her dalın altında bir insan yaratmıştır. Bunlar dokuz insan cinsinin ataları olmuştur. Ayrıca Tanrı Ülgen’in yedi oğlu, dokuz kızı olduğuna inanılır. Halk takviminde “Mart dokuzu” deyimi olarak görülen dokuz sayısı atasözleri ve deyimlerimizde de sıkça kullanılmıştır. Bunlardan bazıları: ‘Dokuz at bir kazığa bağlanmaz, Boğaz dokuz boğumdur’. Barış Manço’nun kullandığı ‘kırk yiğit’ ve ‘kırk güzel’ sözleri de çokça geçenlerdendir. Türkler tarafından, ilk çağlardan bu yana kırk sayısının kutsallığına inanılmaktadır. İslamiyet’te de önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Örneğin, Kırk Erbain Kur’an’da bir çok kez geçmektedir. Alevi ve Bektaşilerde Hz. Ali’nin başkanlık ettiği kırk kişinin meclisine “Kırklar meclisi” denmektedir. Bu sayı geleneksel kültürümüzde de değişik biçimlerde görülmektedir. Bunların bazılarını şu şekilde belirlemek mümkündür: * İnanışa göre, çocuk ayaklarını basmazsa ve gelişmezse buna “kırk bastı” denir. * Kırklı çocuğun elbise ve bezlerinin suyunun dışarı atılmayacağına inanılır. Barış Manço’nun: Levent boylu kırk yiğide varmış Düğün dernek kırk gece sürmüş dediği kırk gün kırk gece süren düğünlerin, toyların, eğlencelerin Türk kültüründe önemli bir yer tuttuğu koyun, koç gibi hayvanların kesildiği ve yemekler dağıtıldığı bilinmekte, bu eğlence anlayışının ve kültürel unsurların varlığı Oğuz Kağan Destanı’nda da sergilenmektedir.

Barış Manço’nun eserlerinde milli destan özelliklerinin barındırıyor olması yeni kuşaklarda hamasi duyguların canlı tutulması açısından önemlidir. Hakanın sefere gitmesi ve dokuz oğlunun beş yaşına gelince kılıç kuşanması da yüksek bir coşkunluk ifadesi katmaktadır. Barış Manço’nun, “Âşıklar, bizim duygularımızı, sazlarını kâğıt, mızraplarını kalem kabul ederek söylemişlerdir. Benim yaptığım âşık edebiyatının bir devamı, âşıklarla çok sıkı bağlarım var, onlardan esinleniyorum Şeref Taşlıova, Murat Çobanoğlu… Onlarla benim aramda pek fazla fark yok yaptığımız iş açısından” deyişi bizim Manço’ya çağdaş âşık deyişimizin kanıtıdır. Dilaver Düzgün’ün de işaret ettiği gibi: “Barış Manço’nun eserleri farklı enstrümanlar eşliğinde, farklı biçim ve türlerde sunulsa da âşık tarzındaki şiir söyleme geleneğinden izler taşır. “Halhal” adlı şarkısında bir köylü güzeli olan Nazo Gelin’i “yavru ceylan gibi kaçar”, “seke seke çaydan geçer”, “bir bakışı canlar yakar” gibi Türk saz şiirinde sıkça karşımıza çıkan ifadelerle sunarken dinleyiciye Karacaoğlan’ın güzellerini hatırlatır.” Manço’nun masalsı, destansı tavrını Binboğa’nın Kızı, Küheylan ve Seher Vakti adlı parçalarında görmek mümkündür. Ayrıca Aynalı Kemer, Söyle Zalim Sultan parçalarında halk hikâyesi, âşık hikâyesine benzer bir üslupta âşık ve sevgili karşımıza çıkmaktadır. Barış Manço’nun, Şarkının genelinde sabırlı, temkinli olmayı ve acele etmemeyi önerdiği “Aman Yavaş Aheste’’ şarkısını irdeleyince Ziya Gökalp ve Firdevsi’nin bariz etkisini görmek mümkündür. Örneğin şarkıda geçen “Erişir menzil-i maksuda aheste giden” deyişi Ziya Paşa’ya aittir. Yine Barış Manço, Firdevsi’nin Şehnâme’sinde geçen ‘’Perdedâri mikoned der kasr-ı kayzer ankebut” dizesine yer vererek Örümceğin İran hükümdarının sarayında perdedârlık görevini yerine getirip sırların gizlendiğini işaret ederek şarkısındaki anlam derinliğini arttırmıştır. Barış Manço’nun tasavvuf inancını işlediği, nefsi terbiye etmenin, az ile yetinmenin, tok gözlü olmanın, kadir kıymet bilmenin önemi üzerinde durduğu ‘Dört Kapı’ şarkısı da halk kültürü açısından dikkat çekicidir. Bazı dizeler. ‘Tuz ekmek hakkı bilene’, ‘Bana bir harf öğret yeter’, ‘İdris biçmiş der giyerim’, ‘Dört kapı önünde durdum’ biçiminde bazı tasavvufi terimlerle kırk ve dört gibi formel sayılara yer vermenin yanında terzilerin piri İdris Peygambere telmih yapmıştır. Eserlerinden Halil İbrahim Sofrası’nda Türk töresini, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’da (Kıbrıslı olan ve vefatında mezarını Barış Manço’nun yaptırdığı) Anadolulu insan tipini, Estergon Kalesi’nde kahramanlık temini işleyerek Türk müziğine milli bir ruh katan ve 01 Şubat 1999’da vefat eden Barış Manço’nun şarkılarında Türk kültürüne ait unsurların bir tesadüf eseri olmayıp şuurlu bir kullanım sonucu olduğunu gören Hacettepe Üniversitesi tarafından kendisine onur doktorası verilmiştir. Ruhu şad olsun. KAYNAKLAR / DİPNOTLAR [1] Hulûsi Tunca, Barış Manço: Uzun Saçlı Dev Adam/O Bir “Masal”dı, Epsilon Yayınları, İstanbul, 2005. [2] Umay Günay, ‘’Cumhuriyet Terkibi ve Barış Manço’’, Milli Folklor, Bahar 1992, S. 13, s. 2-3 [3] Necati Gedikli,’’Türk Pop Müziğinin Gelişim Sürecinde Geleneksel Halk Musikimizin Öğelerinin Payı ve Önemi’’, V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, Halk Müziği, Oyun, Tiyatro, Eğlence, Seksiyon Bildirileri, Ankara, 1997, s. 154. [4] Hulûsi Tunca, Barış Manço: Uzun Saçlı Dev Adam/O Bir “Masal”dı, Epsilon Yayınları, İstanbul, 2005, s. 251. YAZAR HAKKINDA Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI Zile (8 Ağustos 1945) Babası, Kurtuluş Savaşı’nda İzmir’e ilk giren sivari bölüğünde yer alan Muharip Gazi (Hacırecep Oğullarından 1315 Doğumlu Ali Oğlu Mustafa) Mustafa Yardımcı’dır. İlk, Orta ve yüksek Öğrenimini Zile, Ankara, Tokat, Trabzon ve Malatya’da tamamladı. Yurdun çeşitli yörelerinde edebiyat öğretmenlikleri ve müdürlüklerde bulundu. 1983’te Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlük okutmanı oldu.

Tokat Ziraat Fakültesi Türk Dili okutmanı iken, 1985’te İnönü Üniversitesi Personel Dairesi Başkanlığına atandı. İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Türk Halk Edebiyatı alanında yüksek lisans, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Türk Halk Edebiyatı alanında doktora yaptı. Yrd Doç Dr ünvanıyla kurucusu olduğu Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü’nden yaş haddinden emekli oldu. Evli ve iki çocuk babası Yardımcı ; Ulusal ve Uluslararası pek çok sempozyum, seminer ve bilimsel kongrelerde 50 kadar bildiri sundu, 50’nin üzerinde makale yazdı ve 43 kitap yayımladı. E-Posta: zileli.yardimci@gmail.com Tüm yazıları Son Yazılar Geleneksel Kültürümüzde ve Âşıkların Dilinde Kına Barış Manço Gerçeği Özlemle Andığımız Aşık Davut Sularî İle Son Sohbet Geleneksel Kültürümüzde Kahve ve Zile’de Kahve Kültürü Manas Destanında Geçen Halk Kültürü Değerlerinin Günümüzdeki İzleri Hacıbektaş Dergâhından Mahlas Alan Aşıklarda Hacıbektaş Sevgisi Aşık Edebiyatı Gelenekleri İçinde Tokatlı Aşıkların Yeri ve Önemi Taş Kültünün Sosyal Yaşamımızdaki Yeri ve Zile Taşı MEHMET YARDIMCI YARD DOÇ DR MEHMET YARDIMCI YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜM YAZILARI Geleneksel Kültürümüzde ve Âşıkların Dilinde Kına13 Ekim 2025 Barış Manço Gerçeği14 Temmuz 2023 Özlemle Andığımız Aşık Davut Sularî İle Son Sohbet03 Mart 2023 YAZARLAR TÜMÜ Prof. Dr. Hilmi ÖZDEN Millî Mücadelenin Efsane Müftüsü Mehmet Rıfat Börekçi Hüseyin Yörükoğlu İki Yakalı Kent: Menderes Nysa’sı Metin BELGİN Çelik Palas’ta Aşk! Dr. Halil ATILGAN Türkü Seven Türkü Söyler Tayfun ÇAVUŞOĞLU “İnönü savaşı yoktur” diyenlere cevap, Yunan arşivinden gelsin A.Gülçin KÜÇÜKKAYA Conservation of Superimposed Historical Constructions Ekrem Hayri PEKER Sibirya’dan İlhan KARAÇAY Bir Adamın 50 Yıllık Birikimi, Avrupa’nın Ortasında Bir Hafıza Merkezine Dönüştü Emel ÖRGÜN Naciyeler (Çengi Takımı) Tahsin ŞİMŞEK Güneşin de Bilimin de Doğduğu Yerdir Anadolu Nevin BALTA Amasya Tamimi 107 yaşında Hasip ÖZTÜRK İlyada-Teleme Ömer Faruk DİNÇEL Alfred de Moustier’in Bursa’dan Harmancık’a Seyahati Prof. Dr. Nadir Paksoy Tıphane’den Tıp Fakültesine Tıbbiye’nin Görsel Yolculuğu 1827-1950 Uğur Bora YUMAK Ford mu sandınız? Hayır o bir Hyundai Doç. Dr. Ersoy SOYDAN Geçmişten Günümüze Hollanda’da Türkçe Medya Y. Kenan YETİŞEN Tarihi Kervan Yolu – İpek Yolu Mümin CEYHAN Bursa Üzerine Bir Deneme-3: Heykel… Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI Geleneksel Kültürümüzde ve Âşıkların Dilinde Kına Selma PEŞTELİ İnegöl Lisesi Ekin Yazın Kolu; Etkinlikler ve Atılım Dergisi Nurdan Çakır TEZGİN Antandros Antik Kenti ve Garum Özdenbekir KARAKAŞ Anadolu’da Reçel ve Marmeladın Tarihi Hakan YILMAZ Çağdaş Tarihî Bir Takvim Işığında Bursa’nın Fetih Târihine Katkı Fikret ALKAN Bursa Büyükşehir Müzeleri Koleksiyonundaki Destimal-i Şerifler Atilla SAĞIM Yenişehir’in 1520 yılındaki Köy-mezra ve çiftlik kayıtları Mesut YILMAZ Sorularla Kafkasya – Bölüm 2 Dr. Yaşar KALAFAT Kalfatlı – Kalafatlı ve Kültürel Kimliği Nurettin KUŞ Susığırlık İdman Yurdu (1924) Kuruluşu, Faaliyetleri, Başarıları İrfan YALIN Su Arıtmanın Kültür Tarihi Deniz DALKILINÇ Caddede Buluşalım Dr. Salih EROL Kirmastı’dan Saltanatın Kaldırılmasını Kutlayan Bir Telgraf (Kasım 1922) Ali Eşref UZUNDERE Ermeni meselesi ve bazı gerçekler…

Yağan Ümit ÖZVERİ Bergama’nın Efsanevi Kralı Herakles Oğlu Telefos Mesut BİÇER Atatürk’ün Yenişehir Ziyaretleri Prof. Dr. Ata ATUN KKTC’nin üniversiteler adası olmasının fikir babası, babam Prof. Dr. Hakkı Atun Turan ÇALAY 1925 Yılında Bursa’da Bir Haffaf Dükkânı Nazmi KARATAŞ Zühtü Sivritepe: ‘Mermi boynumun sol tarafını sıyırdı geçti’ Tamer UYSAL Kudüs, Ey Kudüs! Dr. Elif Burcu ÖZKAN Hint Felsefelerinde ‘Mutluluk’ Kavramı Hacı TONAK Bursa’da Geçmişten Günümüze Sosyal Dayanışma Hakan BENLİ Kırım ve Doğu Türkistan Meseleleri Hakkında Bazı İzlenimler İsmet Tokgöz Mudanya’ya gidememek Tankut SÖZERİ Hebron ‘Ana Tanrıça’ kavramını ihraç ediyor Mahmut Bİ Kocaeli Vilayetine iskân edilen Kafkas göçmenleri Özkan KARACA Sinemanın Doğuşu Naci PEHLİVAN Mustafa Kemal’i Samsun’a Gönderen Nazır: Şakir Paşa Sefer GÖLTEKİN Bursa’nın kale ve mahalle kapıları Ahmet O. ERDÖNMEZ Yıl 1938… Bursa’ya yapılan yatırımlar Dr. İsmail YAŞAYANLAR Nilüfer Tahtalı Köyü Şehitliği Süleyman IŞIK İşgal Mudanya’sı… Bu lokantaya Türkler giremez Şaban YALAZI Karacabey Çiftlikleri Alper CAN Antik Çağda İznik–İzmit Çekişmesi SON YAZILAR Millî Mücadelenin Efsane Müftüsü Mehmet Rıfat Börekçi Prof. Dr. Hilmi ÖZDEN İki Yakalı Kent: Menderes Nysa’sı Hüseyin Yörükoğlu Çelik Palas’ta Aşk! Metin BELGİN Hamamdaki Gazoz Efsanesi! Metin BELGİN Trikupis’ten Tarihi İtiraflar: “Biz Yabancı Devletlere Alet Olduk!” Tayfun ÇAVUŞOĞLU Yunan Ordusu Faciayı Yaşamazdı! Tabii Metaksas’ı dinleseydiler Tayfun ÇAVUŞOĞLU Sibirya’dan Ekrem Hayri PEKER 1971-1980 Yıllarında Yaşanan Uçak Kazaları Ekrem Hayri PEKER Bir Osmanlı Doktorunun Anıları Ekrem Hayri PEKER Bir Adamın 50 Yıllık Birikimi, Avrupa’nın Ortasında Bir Hafıza Merkezine Dönüştü İlhan KARAÇAY Naciyeler (Çengi Takımı) Emel ÖRGÜN 1922 Anadolu Yangınının Arkasındaki Gizli Doktrin! Yunan Neden Yakıp Yıktı? Tayfun ÇAVUŞOĞLU Saklı Kalmış Gerçek: Camdan Bacaklı General Hacı Anesti Tayfun ÇAVUŞOĞLU Sikkesi Katar, Orijinal Şeceresi Fransa’da…

Osman Gazi’nin Miğferi de ABD’den Çıktı Haber Merkezi Güneşin de Bilimin de Doğduğu Yerdir Anadolu Tahsin ŞİMŞEK Anadolu ve Balkanlarda Turanîler Haber Merkezi 1961-1970 Arasında Türkiye’de Yaşanan Uçak kazaları Ekrem Hayri PEKER Amasya Tamimi 107 yaşında Nevin BALTA Sivrihisar Balkayası ve Anadolu’da Erken Türkler Prof. Dr. Hilmi ÖZDEN Yeşilçam’ın eksik halkası bu kitapla tamamlandı Haber Merkezi Sıradaki İçeriğe Geçiliyor… Sosyal medya hesaplarımızı keşfedin KATEGORİLER Osmanlı Tarihi Kurtuluş Savaşı Video Galeri Kitap Tanıtımı Kafkasya Kültürel Tarih Tarih Haberleri SERVİSLER Hava Durumu Nöbetçi Eczaneler Puan Durumları Kripto Para Namaz Vakitleri HAKKIMIZDA Yazarlarımız Gizlilik Politikası Künye İletişim Tüm Hakları Saklıdır © 2018-2025 belgeseltarih.com



