Yüce Atatürk’ün emriyle Kuvay-i Milliye dünya döndükçe Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyacak ve ilelebet payidar kalacak.
15 Temmuz SOYTAILI ğı yazan AKPK’lıar kendi oyunlarının üzerinde çelişkili dan settiler.Akşam saatinin 18.00’inde köprüde ihtilal olmaz.

O köprüde Mehmetçiklerimizin kafalarını kesip futbol topu gibi oynadınız. Unutmadık ve bekliyoruz. Faturası ağır gelecek.
Siz ihtilal yapacaksınız ya, Tayyip bey ihtilal yapılan yerde canlı yayında. ihtilalde canlı yayına izin verirler mi?
Ayrıca yine Tayyip Erdoğan’ı sadece Atatürk’ün koltuğunu korumak amacıyla kuva-i milliye korudu. Hani siz hiç bilinmeyen ve girilememiş kozmik odaya girip tüm belge ve bilgileri alıp ABD’ye verdiniz ya, kua-i milliye size yanlış belge ve bilgileri verdi Yani çuvalladınız.

Kuvay-i milliye Türkiye Cumhuriyet’ini her daim korur ve hiçbir güç onların önüne geçemez.
Kuvay-i milliyeciler kim?
Bilinmeyen gölge insanlar. Onlar her daim görev başında. İnşatta işçi, gazeteci, asker, derin devlet, bürokrat, tarlada amele vesaire vesaire…
Yıkamazsınız. Gücünüz yetmez.
Sizin Allah’ınız olan o para ve mal mülk mezarda size eşlik edecek.
Biz bu ülkeyi ayaklarımıza giydiğimiz yarım çarıklarla aldık ve emperyalizme gücümüzü gösterdik.

Kuvâ-yı milliye tabiri tarihimizde “millî” kuvvetler” düzenli olmayan silâhlı birlikler ve kuvvetler için kullanılan bir tabir olarak göze çarpmaktadır. Kuvâ-yı milliye adını verdiğimiz bu kuvvetler, düşmana karşı ülkenin korunması ve savunmasının pekiştirilmesi, birlik ve beraberliğin sağlanmasını hedeflemişlerdir. Bu yüzden de, vatanın işgali karşısında halkın malının, canının, dininin, ırz ve namusunun korunması, kısaca ülkeye karşı olabilecek her türlü saldırıya karşı eski askerî komutan ve askerler ile bunlara katılan askerlerin kendi aralarında oluşturdukları savunma birliklerine “kuvâ-yı milliye” denilmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın anlatımına göre, düşmanların çemberi altında olan hükümetin emirlerini ordu yerine getirecek durumda değildir. Bu yüzdendir ki vatanı savunma ve korumadan ibaret olan esas görev, doğrudan doğruya milletin kendisine yönelmiş bulunmaktadır. Millet, orduya kendi içinden teslim ettiği bireylerinin, düşman saldırısına uğrayan bölgelerinin savunmasına, düşman saldırısına uğrayan kardeşlerinin hayatlarının korunmasına görevli kılmayı mecbur kılmıştı. İşte buna “Kuvâ-yı Milliye” diyoruz. Bütün evren de böyle diyor. Ayrıca, silâhın söz konusu olmadığı ülkenin en ücra köşelerinde bile ortaya çıkmış, doğrudan doğruya yasal ve çağdaş, sosyal ve genel yaklaşımla siyasî bir dernek olarak da “Müdafaa-i Hukuk” Örgütü vardır.

Kuvâ-yi Milliye (Osmanlıca: قواى مليه, Türkçe: Ulusal Güçler), Osmanlı İmparatorluğu‘nun I. Dünya Savaşı‘ndaki yenilgisini takiben Mütareke döneminde ortaya çıkan milis gruplarıdır. Kuvâ-yi Milliye, Kurtuluş Savaşı‘nın ilk silahlı savunma kuruluşudur.

Etki alanları
Kuvâ-yi Milliye her ne kadar tüm cephelerde direniş göstermişse de, milisleri birbirine bağlı değildir. Kuvâ-yi Milliye milisleri, bölgesel ve yereldi. Fakat her ne kadar bölgesel olsalar da amaçları ve ilkeleri aynıydı. Sırasıyla yoğunluklarına göre Kuvâ-yi Milliye’nin çarpıştığı düşmanlar ve savunma alanları:
- Güney Cephesi: “Fransızlar ve Ermeni Lejyonu” (Adana, Gaziantep, Mersin ve Şanlıurfa kısımları)
- Doğu Cephesi: “Ermeniler” (Ardahan‘dan Artvin ve Kars Sarıkamış‘a kadar tüm iller)
- Batı Cephesi: “Yunanlar” (İzmir, Trakya, Muğla‘dan başlayıp Eskişehir‘e kadar tüm iller)
Tarihçe
Kuvâ-yi Milliye mevcudu, 1919 yılı sonuna kadar, Batı Anadolu’da 6.500-7.500 arasında değişmiştir. 1920 yılı ortalarında ise, bu mevcudun yaklaşık 15.000 kişiye ulaştığını tahmin edilmektedir. İlk Kuvâ-yi Milliye kıvılcımı (ilk silahlı direniş) Güney Cephesi‘nde Dörtyol‘da 19 Aralık 1918’de Fransızlara karşı başlamıştır. Bunun en önemli nedeni, Fransızların, Güney Cephesi’nde gerçekleştirdikleri işgallerine Ermenileri ortak etmeleridir.

İkinci etkili silahlı direniş hareketi (örgütlü ilk Kuvâ-yi Milliye hareketi) İzmir’in İşgali‘nden sonra; Kuvâ-yi Milliye hareketini, milliyetçi ve yurtsever olan bazı subaylar halkı örgütleyerek Ege Bölgesi‘nde resmen başlatmışlardır. Batı Anadolu‘daki Kuvâ-yi Milliye birlikleri düzenli ordu kuruluncaya kadar geçen sürede Yunan birliklerine karşı vur kaç taktiği ile savaşmıştır. Güney Cephesi’nde (Adana, Maraş, Antep ve Urfa) Kurtuluş Savaşı’nı düzenli ve disiplinli Kuvâ-yi Milliye birlikleri yapmıştır. Ulukışla‘da faaliyet gösteren Kuvâ-yi Milliye de ilk kurulanlardan olup Fransızlar’ın Toroslar‘ın ardında ulaştığı bu en iç noktadan kısa sürede püskürtülmelerini sağlamışlardır. Çalışmalarını belgeleyen bir karar defterinin çabalarıyla günümüze ulaşmıştır.
Yerel sivil örgütlenmeler, çeteler olarak ortaya çıkan Kuvâ-yi Milliye, düzenli ordulardan oluşan işgalci güçlere karşı, bugünkü deyimiyle bir gerilla savaşı uygulamıştır. İlk direniş olayları Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde Fransızlara karşı görülmüşse de, örgütlü direniş İzmir‘in düşmanca ele geçirilmesinden sonra Ege Bölgesi‘nde Kuvâ-yi Milliye olarak başlamış ve bağımsız yerel örgütlenmeler olarak yayılmıştır. Bölgesel kuruluşlar, daha sonra TBMM‘nin kurulması ile birleştirilmiş ve I. İnönü Muharebesi sırasında da düzenli orduya dönüşmüştür.

Mustafa Kemal Paşa Kuvâ-yi Milliye’nin kuruluşunu şöyle açıklar:
Hükümet merkezi, düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askerî bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, ulusun ve devletin bağımsızlığını koruyacak kuvvetlere emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle, devlet ve ulusun araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. Yapamazlardı da. Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da, ‘ordu’ adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu. İşte bunun içindir ki yurdu savunmak ve korumak olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan doğruya, ulusun kendisine kalıyor. Buna Kuva-yi Milliye diyoruz…
Kuvâ-yi Milliye’nin oluşmasının nedenleri
Osmanlı İmparatorluğu‘nun I. Dünya Savaşı‘ndan yenilgiyle çıkması.
Mondros Ateşkes Antlaşması uyarınca Osmanlı ordusunun terhis edilmesi.

Damat Ferid Paşa hükûmetinin, işgallere seyirci kalan ve itidal tavsiye etmekten başka herhangi bir girişimde ve faaliyette bulunmaması.
İzmir‘in Yunanlar tarafından işgali ve Yunan mezalimi.
İtilaf Devletleri‘nin Mondros Ateşkes Anlaşması’nın hükümlerini tek taraflı uygulayarak savunmasız kalan Anadolu‘yu yer yer işgal etmeleri.
İşgalcilerin halka zulmetmesi.
Osmanlı hükûmetinin halkın can ve mal güvenliğini koruyamaması.
İsyanlar
Düzenli orduya geçildiği sırada bazı Kuvâ-yi Milliyeciler isyan etmiştir. Demirci Mehmet Efe Ayaklanması I. İnönü Muharebesi‘nden önce, Çerkez Ethem Ayaklanması ise I. İnönü Muharebesi’nden sonra bastırılmıştır.
Notlar
- Batı Cephesi’nin sonda olmasının sebebi Batı’daki kuvvetlerin çoğunu TBMM Düzenli Ordusunun oluşturmasıdır. Bunun asıl nedeni Kuvâ-yi Milliye üyelerinin de düzenli orduya katılmasıdır..
Kaynakça
- Sabahattin Selek: Anadolu İhtilâli (1. Cilt), Kastaş A.Ş. Yayınları, 1987, 5 Kasım 2015 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.. (Türkçe)
- Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, s. 137.
- “Kurtuluş’un Öyküsü “Batı””. 4 Mart 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi.
- 10 Aralık 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Kuva-yı Milliye’nin Askeri Açıdan Etüdü, Atatürk Araştırma Merkezi
- M. Ali Eren 3 Aralık 2013 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
- İNÖNÜ; Hatıralar (Yayıma Hazırlayan: Sabahattin Selek), İstanbul 1985, s. 176
- Atatürk ile ilgili Arşiv Belgeleri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara 1982, s. 83

Atatürk ve Kuvayı Milliye, Türkiye’nin kurtuluş ve kuruluş sürecinde iki temel unsurdur. Mustafa Kemal Paşa, 1919’da Samsun’a çıktığında işgallere karşı dağınık halk direnişlerini (Kuvayı Milliye) tek bir çatı altında birleştirerek milli bilinci uyandırmış, daha sonra ise ülkenin kalıcı savunması için bu milis güçlerini düzenli orduya dönüştürmüştür
Kuvayı Milliye’nin Doğuşu ve Anlamı

İlk Direniş: Mondros Mütarekesi sonrası Osmanlı ordusu dağıtılınca, halkın kendi malını ve canını korumak için kurduğu silâhlı milis birl
Bölgesel Yapı: Her şehirde veya kasabada kendi liderleriyle bağımsız hareket eden, düşmanı ovada ve dağda oyalayan yerel güçlerdi.
Atatürk’ün Bakışı: Mustafa Kemal, Kuvayı Milliye’yi “namuslu bir insanın yastığının altındaki tabanca” yani son çare olarak görmüş, halkın direniş ateşini yakmak için çok önemli bir adım saymıştır
Atatürk’ün Kuvayı Milliye’yi Birleştirme Hamleleri
Kongreler Dönemi: Erzurum ve Sivas kongrelerinde dağınık haldeki Kuvayı Milliye birlikleri “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında bir araya getirildi Birlik ve Düzen: Atatürk, dağınık çete hareketlerinin düşmanı tamamen yurttan atmaya yetmeyeceğini, disiplinli bir devlet ve ordu kurmak gerektiğini çok iyi biliyordu
Düzenli Orduya Geçiş ve Tasfiye
Askeri Zorunluluk: Bazı Kuvayı Milliye liderlerinin emir dinlemez tavırları ve düşmana karşı kesin zafer kazanılamaması düzenli ordunun kurulmasını zorunlu kıldı. Yeni Dönem: Batı Cephesi’nde düzenli ordunun kurulmasıyla birlikte Kuvayı Milliye birlikleri ordu bünyesine katıldı veya tasfiye edildi.

ATATÜRK ve KUVAYI MİLLİYE
2019 Türk Ulusu’nun Mustafa Kemal’in liderliğinde Kuvayı Milliye ruhuyla zafere ulaştırdığı İstiklal Savaşın başlangıcının yani 1919’un 100. yılıdır.
2019 Türk Ulusu’nun Mustafa Kemal’in liderliğinde Kuvayı Milliye ruhuyla zafere ulaştırdığı İstiklal Savaşın başlangıcının yani 1919’un 100. yılıdır. Ülkemizin içinde bulunduğu durum da dikkate alınarak Kuvayı Milliye ruhunun yeniden hatırlanmasına, incelenmesine ve canlandırılmasına duyulan ihtiyaç üzerine bu yazı kaleme alınmıştır.
Kuvayı Milliye vatanı emperyalistlerin ayakları altında çiğnenen, her şeyini kaybetme noktasına gelmiş Türk Ulusunun,varını yoğunu ortaya koyarak “isyan etmesini” sağlayan kutsal bir ruhtur ve toplumsal bir direniş örneğidir. Kuvayı Milliye bir dizi yıpratıcı savaştan yeni çıkmış perişan bir ulusun imkansızlıklar içinde yazdığı bir kahramanlık destanıdır. Kurtuluş savaşında Türk Ulusunun ilk savunma refleksidir.
Kuvayı Milliye, Mondros Mütarekesi ile Türk ordusunun dağıtılıp silahlarının elinden alındığı günlerde Anadolu’nun Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Ermeni birliklerince işgal edildiğinde, halkın içinden gelen millî duygular sonucu oluşmuş meslek, gelir düzeyi, yaş, cinsiyet ayrımı gözetmeden halkın kendiliğinden bir araya gelerek gönüllülük esasına göre oluşmuş yerel düzeyde silahlı milli direniş örgütüdür.

Bu ruhun kökü en zor koşullarda yenilgiyi kabul etmeyip direnen ve kazanan “Mehmetçiğin Çanakkale ruhudur.” O savaşta subaylarımız, kahraman erlerimiz ve halkımız şunu gördü: Biz kenetlenip direnirsek emperyalizmi her zaman yenebiliriz. Bu ruh kadınımızdan erkeğimize, sarıklımızdan kalpaklımıza, Yaşlımızdan en küçük çocuğumuza kadar direnme gücü ve kararlığı vermiştir. “ Vatanım! ha ekmeğini yemişim,ha uğrunda kurşun” diyebilen bütün yurtseverleri bir araya getiren de Kuvayı Milliye Ruhu olmuştur.
Kuvayı Milliye Destanının “Onlar” başlığı altında destana konu olan kahramanlar şöyle tanımlanır : “Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar, çokturlar; korkak, cesur, cahil, hakîm ve çocukturlar kahreden ve yaratan ki onlardır; destanımızda yalnız onların maceraları vardır.” (Nazım Hikmet-1939)
İstilacı güçler; Yurdumuzun Trakya ve Anadolu coğrafyası üzerinde toprak elde etme amacının yanı sıra devlet organları ve yöre halkı üzerinde de baskı kurmuşlardır. Aslında istedikleri Trakya ve Anadolu’yu yeni bir sömürge yapmaktır.O dönemde de düşman işgal güçlerinin yanında Amerikan ve İngiliz mandası isteyen yerli işbirlikçiler türedi. Oysa Kuvayı Milliyecilerin olmazsa olmazı manda ve himayenin asla kabul edilemeyeceğiydi.

Bu dönemde Suriye ve Lübnan Fransız mandasına, Filistin (daha sonra bir Yahudi toprağı olmak üzere) ve Irak İngiliz mandasına, Mısır ve Afganistan İngiliz himayesine girerek büyük sıkıntılar içerisine düşmüşlerdir.
Kuvayı Milliye işgalcilere karşı namus ve onur savunması ile başlayıp, örgütlü yurtseverlerin önderliğiyle işgalcilere ve işbirlikçi ayrılıkçı azınlıklara karşı “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. O satıh da bütün vatandır” anlayışı ile mücadele Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne dönüşmüştür. Kuvayı Milliye 1919 yılı sonuna kadar, Batı Anadolu’da 6.500-7.500 iken, 1920 yılı ortalarında ise yaklaşık 15.000 kişiye ulaşmıştır.
İlk Kuvayı Milliye kıvılcımı 19 Aralık 1918’de Güney Cephesi’nde Dörtyol’da Fransızlara karşı başlamıştır. Bunun en önemli nedeni, Fransızların işgallerine Ermenileri ortak etmeleridir. İkinci etkili silahlı direniş Ege Bölgesi’nde İzmir’in işgalinden sonra; milliyetçi ve yurtsever subaylar önderliğinde halk örgütlenerek resmen başlamıştır.

Kuvayı Milliye, düzenli ordulardan oluşan işgalci güçlerine karşı, bugünkü deyimle bir gerilla savaşı uygulamıştır. Amaçları hiçbir emperyalist devletin egemenliğini kabul etmeden, Türk Ulusunun kendi bayrağı altında özgür ve bağımsız yaşamasını sağlamaktır.
Mondros Mütarekesi uyarınca işgalcilerin isteği doğrultusunda Türk ordusunun dağıtılması,teslimiyetçi Osmanlı hükümetinin Türk halkının can ve mal güvenliğini de koruyamaz hale gelmesi işgalci devletlere uyduruk gerekçelerle Anadolu’yu yer yer istila etme cesareti kazandırdı.
Bu arada işbirlikçi azınlıklar da siyasi amaçlarla çeteler kurup Türk halkına karşı baskı ve katliamlara giriştiler. Bu çaresizlik, sonunda Türk halkını tek umut olarak kalan Kuvayı Milliye saflarına yöneltti. Atatürk, Kuvayı Milliye ruhuyla sadece vatanı kurtarmakla kalmadı saltanatı da yıkarak ulusal egemenliğe dayanan Cumhuriyeti de kurdu.
15 Mayıs 1919’da emperyalist bir plan gereği Yunan ordusu çok kanlı bir şekilde İzmir’i işgal etti. O gün yurtsever gazeteci Hasan Tahsin, Yunan Efzon alayının iri yarı sancaktarını vurdu. İşte, Hasan Tahsin’in tabancasından çıkan o ilk kurşunla İzmir’dede Kuvayı Milliye direnişi başladı.

İzmir’in işgalini protesto amacıyla İstanbul Fatih mitinginde kürsüye çıkan Halide Edip Hanım şöyle diyordu: “Türk ve Müslüman bugün en kara gününü yaşıyor. Memleketimiz paylaşılma tehlikesi karşısında… Yarın var, çocuklarımız var. Buradaki Türkler, Müslüman aleminin kalbidir. Siz düştüğünüz zaman birçok şeyler düşecektir.“…
Mareşal Fevzi Çakmak da şöyle diyor: “Mondros Mütarekesinden sonra bir uçaktan Anadolu’ya bakılsaydı yer yer yanan ateşler görürdünüz. Bunlar pırıl pırıl çoban ateşleridir.” Bu çoban ateşleri sönmemeliydi, birleştirilip büyütülmeliydi. İşte Atatürk, bu çoban ateşlerini birleştirip ulusal direniş ateşine dönüştürerek, Kuvayı Milliye’nin bütün ülkede gelişmesi, güçlenmesi, örgütlenmesi için çalıştı.
Falih Rıfkı Atay’ın deyişiyle, “Hiçbir işe yaramasa bile namuslu bir adamın yastığı dibinde duran tabancadır; hiç olmazsa intihar etmeye yarar.” Ahmet Ağaoğlu’nun deyişiyle de Kuvayı Milliye; “Namussuz ve esir yaşamaktansa namuslu ölmektir.” Atatürk’ün ifadesiyle de “ YA İSTİKLAL YA ÖLÜM ” dür Kuvayı Milliye.

Mustafa Kemal Kuvayı Milliye’nin amacını şu sözlerle belirtir: “Hükümet merkezi düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askerî bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, ulusun ve devletin bağımsızlığını koruyacak kuvvetlere emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle, devlet ve ulusun araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. Yapamazlardı da. Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da, ‘ordu’ adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu. İşte bunun içindir ki yurdu savunmak ve korumak olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan doğruya, ulusun kendisine kalıyor. Buna Kuvayı Milliye diyoruz…”
Cesur ve kararlı mücadeleleriyle bağımsızlığın kazanılmasına damgasını vuran Kuvayı Milliye ve Kuvayı Milliyeciler Türk Millî Mücadele tarihinde çok önemli, onurlu ve çok seçkin bir sayfa açmıştır. O dönem ve o direniş Türk tarihinin altın sayfalarından biridir.

Ülkemiz, 1940’lardan başlayarak ekonomik, siyasi ve askeri yönlerden emperyalizmin etkisi altına sokulmaya zorlandı. 1947 yılında Truman Doktrini ile başlayıp 1948-1951 Marshall Yardımları ile devam eden emperyalist sermaye, kendi dinamikleriyle gelişememiş yerli sermaye çevreleriyle de ortaklıklar kurarak, borçlandırıp bu kesimleri işbirlikçisi haline getirdi.
Öte yandan yine 1950’li yıllarda ABD ile yapılan halktan ve parlamentodan gizlenen ikili anlaşmaların içeriğini ne toplum ne de siyaset çevreleri biliyordu. Türk Gençliği, Türkiye’nin ABD tarafından Sovyetler Birliği’ne karşı dalga kıran olarak kullanıldığını, Amerika’nın gerçekte dost olmadığını, Türkiye’yi ABD ve NATO yararına SSCB’ye karşı kullanmakta olduğunu fark etti.
Türk Gençliğinin bu Amerikan karşıtı çizgiye gelmesinde başka etkenlerin de rolü oldu. Yine o dönemde ortaya çıkan Küba krizi sırasında, Türkiye’nin hiç bilgisi olmadan, Sovyetlerle ABD’nin nükleer silahlarının pazarlık konusu yapılması ve İncirlik Üssünden kalkan Amerikan casus uçağının Sovyet hava sahalarında düşürülmesi de toplumsal uyanışı etkiledi.
Bu antlaşmalarda Türkiye’nin onurunu ve bağımsızlığını zedeleyen hükümlerin de olduğu zamanla kamuoyuna yansımaya başlamıştı. Ülkenin her tarafını saran Amerikan askeri üslerine TSK’nın kuvvet komutanları dahi sokulmazken, bu üsleri Türk askerleri bekliyor ve hatta temizliğini yapıyorlardı. Bütün bunlar Türk halkını rencide etti.
Batı emperyalizmi tarafından aslında Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan NATO’ya sokulan Türkiye, ABD ile yapılan ikili anlaşmalar kapsamında bu ülkeye verilen üslerle Soğuk Savaşın önemli bir elemanı haline getirildi. SSCB ile Kurtuluş Savaşı ve Atatürk döneminde kurulan dostluk ve dayanışma böylece sona erdi. Türkiye bölgede NATO’nun Muharebe İleri Karakolu durumuna sokulmuş oldu. 1960’ların ortalarına doğru, Kıbrıs sorunu nedeniyle de ABD ve NATO’nun Türkiye karşıtı tavırları ülkemizde ve Türk Gençliğinde hayal kırıklığına ve öfkeye yol açtı.
Mustafa Kemal’den sonra bu yaşananları gören Türk Gençliği yeniden Kuvayı Milliye ruhuna sarıldı. Türk Gençliği yaşanan bu tarihsel sürecin yarattığı bilinçle “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir“ diyen Mustafa Kemal Atatürk’e yöneldi, bu antiemperyalizmin yeni koşullarda, yeni biçimlerde ateşlenmesi demekti.
Türkiye’nin Kore’ye ABD yanında savaşmak üzere Mehmetçiği göndermesine karşı 28 Temmuz 1950’de gençlik,üniversite öğretim üyeleri ve aydınlarımızca hayır mitingleri yapıldı.
1954’de Yunanistan’ın Kıbrıs’ın ilhakı konusunu Birleşmiş Milletlere taşıması ile Kıbrıs’ta ölümle sonuçlanan olaylar patlak verdi. Türk halkı ve gençliği örgütlü bir şekilde Kıbrıslı soydaşlarına ekonomik ve kültürel yönden yardıma koştu.
ABD başkanı Johnson 5 Haziran 1964’te Başbakan İsmet İnönü’ye yazdığı mektubunda Türkiye’nin Kıbrıs’a askeri müdahale yapamayacağını, Kıbrıs’a müdahalesi halinde Amerika’nın verdiği silahları kullanamayacağını bildirdi. Ayrıca Türkiye Kıbrıs’a askeri bir çıkarma yapmaya kalkışırsa da ABD, Akdeniz’de konuşlu 6. Filosu ile bu müdahalenin önleyeceğini belirtti.
Bu mektup üzerine Türk Gençliği 27 Ağustos 1964’te, Amerikan karşıtı ilk eylemini Ankara’da düzenledi. Bir gün sonra yine Ankara’da 20 bin genç, halkın da desteğini alarak, ABD’yi protesto eden ikinci eylemini yaptı. Polisle de çatışılan bu gösteri ve yürüyüşlerde ilk kez Ankara sokaklarında “Yankee Go Home” sloganı atıldı. Üçüncü protesto eylemi ise 29 Ağustos 1964’te İstanbul gençliği tarafından gerçekleştirildi.

29 Ekim 1968 Cumhuriyetimizin kuruluşunun 45. yıl dönümünde Türk Gençliği Samsun’dan Ankara’ya Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü başlattı.Gençler 10 Kasım 1968 saat 13.30’ da beraberinde getirdikleri çelenkle Ata’nın huzurunda buluştular.
Gençler Anıtkabir özel defterine;
“Büyük Önder! Amerikan emperyalizmine karşı ikinci Milli Kurtuluş Savaşımızda izindeyiz.Milli Kurtuluş savaşımız yok edilemez. Onu yok etmek için bütün Türk Milletini yok etmek gerekir.“ (Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşçüleri)
14 Mayıs 1968 günü NATO’ya hayır mitingi, *Ayrıca 10 Şubat 1969 günü İstanbul’a gelen Amerikan 6. filosunu protesto eden yüksek öğrenim gençliğimiz “BAĞIMSIZ TÜRKİYE” diye bağırarak yürümüş, polis yürüyüşçülere saldırınca 15 öğrenci yaralanmış 20 öğrenci gözaltına alınmıştı.
Sonuç olarak:
1970 öncesi Türk Gençliğindeki NATO ve ABD karşıtı TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE! yönelişi ABD’yi de NATO’yu da rahatsız etti. Kendilerini ülkücü ve devrimci olarak tanımlayan idealist gençlerimiz özel tuzaklarla birbirine düşürülüp vuruşturuldu. Bu arada ABD ve batı destekli gericilik büyük Atatürk’ün en büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti devletini ve üniversite kadrolarını kontrollerine aldılar.
Yetmedi, Türk ordusu ve Türk yargısı içinde de NATO ve ABD destekli bir cemaati etkili kılarak Türk Ordusu’na tarihimizin en büyük darbesini vurdular.15 Temmuz ve sonrasında yaşadıklarımız bu acı gerçeğin kesin kanıtı oldu.
Türk ulusu ve gençliği olarak bu yaşananlardan ders çıkarıp, özeleştiri yapıp sadece cesaretle değil milli ortak akıl ve dayanışma ile YENİDEN KUVAYI MİLLİYE RUHUNDA BİRLEŞEREK ülkemizi sonsuza dek Türk yurdu kılabiliriz, kılacağız da. Atatürk’ün dediği gibi Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
İkinci yüzyılda yeniden Kuvayı Milliye
CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYILI BAŞINDA YENİDEN KUVAYI MİLLİYE RUHU
ATATÜRK ne demişti, bir kez daha hatırlayalım:
“İstiklâlinden yoksun bir millet, uygar insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden kurtulamaz.”
Kuvayı Milliye “Millî Kuvvetler, Millî Güçler” anlamındadır ve “düzenli ordu” şeklinde örgütlenmemiş “Milis Kuvvetleri” demektir. Kuvayı Milliye, Mondros mütarekesi sonrası topraklarımızı işgal eden ve ülkemizi parçalamak üzere harekete geçen İngiliz egemen kapitalist emperyalist İtilaf Devletleri topluluğunu oluşturan İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan düşman kuvvetlerine karşı açılan yurdun her cephesinde çarpışmak üzere örgütlenen bölgelerdeki her sınıf ve gruptan halkın oluşturduğu sivil-milis kuvvetleridir. Kuvayı Milliye, halkın içinden gelen millî duygular sonucu oluşmuş, meslek, gelir düzeyi, yaş, hatta cinsiyet gibi birçok unsuru dikkate almadan kendiliğinden bir araya gelerek gönüllülük esasına göre oluşmuş silahlı sivil birliklerdir.
1. Atatürk, Kuvayı Milliye Ve Mili Mücadele
Atatürk’ün, en umutsuz görünen koşullarda, yurt savunması için kendisiyle birlikte gözünü kırpmadan ölümü göze almaya hazır Türk halkını ve Kuvayı Milliye’yi yanı başında bulabilmesinde din unsurunun önemli rolü vardır. O, başlattığı Milli İstiklâl Mücadelesi’nde ulusal ve dinî amaçlardan güç aldığını hep açıklamıştır.
Atatürk 1920’de Ali Rıza Paşa’ya gönderdiği telgrafta, “İngilizler tarafından engellenirse ulusal bağımsızlık ve özgürlük uğrunda mücahede-i milliye ve diniye (ulusal ve dini mücadele) ilân etmek yolunda ilerleyeceğiz”, açıklamasını yapmıştır.
Atatürk milli mücadeleyi aynı zamanda dinî mücadele olarak nitelediği mektuplarından birini de, Kütahya Mutasarrıfı Sait Bey’e göndermiştir:
“Vatansever Kütahya ahalisinin mali fedakârlığı, maddi ve manevi gayretleri ve çalışmasıyla beş on gün içinde hazırlanan ve donatılan binlerce mevcuda ulaşan askeri kıtaların, giriştiğimiz dini, milli, vatani mücahade muzafferiyetimizi sağlayacak kahraman bir zümre olarak fedakârlık göstereceğinden eminiz.”
Atatürk, Türk Kurtuluş Savaşı’nın kutsal bir boyutunun olduğunu, bu mücadelenin aynı zamanda, Müslümanların kurtuluşunu amaçladığını belirtmiştir. Atatürk, 1921’de Azerbaycan temsilcisi İbrahim Abilof’u Çankaya’da kabulünde şu açıklamayı yapmıştır:
“Bu kutsi mücadelede, milletimiz, İslam’ın kurtuluşuna, dünya mazlumlarının refahlarının artırılmasına hizmet etmekle iftihar eder.”
2. Akla İlk Gelen Örnek Kuvayı Milliyeciler
– Denizli müftüsü Hulusi Bey,
– Demirci Mehmet Efe,
– İpsiz Recep,
– Topal Osman,
– Ethem Bey,
– Antepli Şahin Bey Kuvayı Milliyecidir.
– İstiklâl yolunda kağnısıyla ve yanındaki bebeğiyle İnebolu’dan mermi taşıyan sert kış günü üzerindeki hırkasını bebeğine değil, mermiler ıslanmasın diye mermilerin üstüne örten, kışlaya ulaştığı sırada da şehadete eren Kastamonulu Şerife Bacı;
– Kadın olduğu halde saçlarını erkek gibi kestirerek birliklere katılan ve kendine Halim Çavuş dedirterek mücadele eden Halime Çavuş;
– Kadınlardan ve erkeklerden oluşturduğu ekibiyle işgalcilerin kâbusu olan Erzurumlu Kara Fatma Kuvayı Milliyecidirler.
– Annesini kaybettiği için Albay olan babasıyla birlikte karargâhta kalan ve orada büyüyen, savaş sırasında da çocuk haliyle cepheden cepheye koşarak askerlere moral veren küçük Nezahat da Kuvayı Milliye’dendir.
Ve daha niceleri…
3. Yurdun Dört Bir Yanında Kuvayı Milliye Ruhu
“Vatanım, ha ekmeğini yemişim, ha uğrunda kurşun” diyebilen bütün bu kahraman insanları bir araya getiren de “Kuvayı Milliye Ruhu”dur. Bu ruh içten gelen bir istekle millet bireylerinin ülkenin bağımsızlığı ve ülke çıkarları için her türlü olanaksızlıklar içinde canlarını ortaya koyarak mücadele etmeleridir. Millî Mücadele bu ruhla verilmiş, İstiklâl Harbi bu ruhla kazanılmıştır.
1919 yılı Mayıs ayında, İzmir’de Yunan işgaliyle Kuvayı Milliye örgütlenmesi başlamıştır denilebilir. Örgütlenme hızla Batı Anadolu’nun iç kısımlarına yayılmıştır. Kuvayı Milliye sadece Anadolu’nun batı bölgesinde değil, Anadolu’nun her yerinde gerçekleşmiştir.
Güneyde Fransız işgaline ve Fransız Ermeni işbirliğiyle Türklere yapılan zulüm, hakaret, yağma ve öldürme olaylarına karşı ilk direnme 19 Aralık 1918’de Dörtyol’a bağlı Karakese Köyü’nde olmuş, köy halkı Fransızlara silâhlı savunmaya geçmiştir. Bu olay bir kıvılcım olmuş Adana, Antep, Urfa ve Maraş’ta çok iyi organize olmuş Kuvayı Milliye örgütleri kurulmuş ve işgalcilerle işbirlikçilerine karşı çok büyük mücadele verilmiştir.
Düşünelim: İstiklal Harbi’nde düzenli orduda verdiğimiz şehit yaklaşık 10 bin civarındadır. Ama sadece Antep savunmasında yaklaşık 7 bin sivil şehit vardır. Güney Cephesinde çeşitli rütbelerdeki subaylar, Kuvayı Milliye hareketlerini sivil kıyafet ve Sinan Paşa, Tufan Bey gibi takma adlarla organize etmişlerdir.
4. Kuvayı Milliye’nin Temel Amaçları
* Vatan topraklarını düşmana karşı korumak,
* Türk Devleti’nin parçalanarak ortadan kaldırılmasını önlemektir.
* Kuvayı Milliye ayrıca işgallere müdahale etmeyen ve seyirci kalan yönetime de bir tepkidir.
* 1919 yılının şartlarında, silahlandırılmış, yerli gayrimüslim çetelerinin, düşman askerleriyle işbirliği yaparak giriştikleri saldırı ve cinayetlere Türk halkının hiç değilse kendi bölgesini savunma düşüncesinden doğmuştur.
* Kuvayı Milliye’yi ortaya çıkaran bir başka neden de Ordunun terhis edilmesi ve silah altında olan az sayıdaki düzenli birliklerin de zayıf ve yetersiz durumda olmalarıdır.
* Düşman işgalleri karşısında kendiliğinden oluşan Kuvayı Milliye, Türk milletinin düşman işgal ve saldırılarına boyun eğmeyeceğinin, işgallere karşı koyacağının dünyaya ilânıdır.
Bu sivil gruplar verdikleri mücadeleyle de işgalci güçleri kayba uğratarak düşmanın Anadolu içlerine ilerlemelerini yavaşlatmışlar, hatta durdurmuşlardır. Ülkenin belli bölgelerindeki işbirlikçi gayrimüslim çetelerin saldırılarını, katliamlarını durdurup önlemiş, bölgeyi bu çetelerden temizlemişlerdir. Ayrıca ve en önemlisi Türk milletinin organize olmasını, örgütlenmesini; zamanla düzenli orduya geçişi kolaylaştırmış ve bağımsızlığımızı gerçekleştirmiştir.
Diyebiliriz ki:
* Kuvayı Milliye’nin amacı, ülkenin rejimine karşı mücadele etmek değildi; ülkedeki düşmanla mücadele etmekti. Ortada bir mezhep ve rejim mücadelesi yoktu; bir bağımsızlık mücadelesi vardı.
* Kuvayı Milliye, bağımsızlığı engellemeye çalışan işbirlikçi isyancılar dışında, kendi halkı ile de mücadele etmemiş, işgalciler ve onların işbirlikçileriyle mücadele etmiştir.
* Kuvayı Milliye, batılı ve kökü dışarıda olan devlet, kurum ve kuruluşlardan ne yardım ne de askerî eğitim almıştır.
* Kuvayı Milliye, hep millî kalmış, düzenli orduya karşı çıkanlar dahi işgalci ve paralı gruplara itibar etmemiştir. Hatta onlarla temas bile kurmamıştır. Çerkez Ethem’in, millî düşünce yapısına uymayan, hırsına yenildiği ve bizce utancını ömür boyu taşıdığı, düşmana sığınma olayı dışında yanlış bir örneği yoktur.
Türkiye’nin düzenli ordu birliklerinden mahrum bulunduğu çok kritik bir dönemde, her türlü imkânsızlığa ve olumsuz şartlara rağmen hayatlarını ortaya koyarak, giriştikleri cesur ve kararlı mücadeleleriyle bağımsızlığın kazanılmasına damgasını vuran Kuvayı Milliye, Türk Millî Mücadele Tarihinde çok önemli ve çok seçkin bir yere sahiptir.
5. Milli Mücadele Dönemi Nedir?
Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla başlayan mücadele döneminin genel adı Milli mücadele dönemidir. Bu dönem, Cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar sürmüştür. Mustafa Kemal’in önderliğinde Anadolu’da parça parça olan “milli hareketlerin birleşmesi” bu dönemin en önemli özelliğidir.
19 Mayıs 1919 tarihi, Türk İstiklâl Savaşı’nın hukuken, siyaseten ve bir anlamda fiilen başladığı tarihtir. Milletin kendi istiklâlini kurtarmak yönünde kendi azim ve kararını ortaya koyduğu bir tarihtir. Bu tarihten sonra;
* Anadolu’da Kuvayı Milliye derlenip toparlanacak,
* Milli Hâkimiyetin gerçekleşmesi için mücadeleye başlanacaktır.
“Milli Mücadele” sonunda Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmadan önce tasarladığı üzere İngiliz egemen kapitalist erperyalist İtilaf devletlerinin haçlı ordularıyla yıkılan bir İmparatorluk’tan, yepyeni ve millî bir üniter Türk devleti hayat bulacaktır. Bu itibarla 19 Mayıs 1919, Türk tarihinde mümtaz bir yere sahiptir. Atatürk, Nutuk’a,
“1919 yılı Mayısının 19.ncu günü Samsun’a çıktım. Umumî durum ve manzara: Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde…” diye başlar ve kısaca bir durum tespitinde bulunur. Sonra düşünülen kurtuluş çarelerini sıralar ve şunları söyler:
“Efendiler, bu durum karşısında tek bir karar vardı. O da millî hâkimiyete dayanan kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak…
İşte İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da, Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur… Türk’ün haysiyeti ve gururu, kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa, mahvolsun daha iyidir. Öyleyse YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM!”[8]
6. Alev Coşkun ve İlhan Selçuk’un Milli Mücadele’den Sonraki Durumu Değerlendirmeleri
1919-1938 arasındaki 19 yılda Türk toplumsal yaşamında mucizeler yaşandı, inanılmaz gelişmeler oldu. Destansı Milli Mücadele’den sonra,
– 1 Kasım 1922’de 600 yıllık Osmanlı saltanat yönetimine son verildi.
– Bir yıl sonra 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilân edildi.
– 1923-1938 arasındaki 15 yılda, Avrupa’da yüzyıllar süren Aydınlanma Devrimleri Türkiye’de uygulandı. Büyük bir devrim, büyük bir dönüşüm yaşandı.[9]
İlhan Selçuk ise, Anadolu’nun Aydınlanma Devrimi’ni şöyle değerlendiriyor:
“* Emperyalizme karşı bağımsızlık…
* Padişahçılığa karşı Cumhuriyetçilik…
* Şeriata karşılık Laiklik…
* Tutuculuğa karşı Devrimcilik…
* Ümmetçiliğe karşı Milliyetçilik…”
Akla dayanan toplumlarda, akla dayanan yönetim sistemlerinde eleştiri, araştırma sorgulama ana ilkelerdir. Bu nedenle:
“Kemalizm’in özü de aklın (hurafeci içi boş) inançtan, bilimin (mezhepçi, tarikatçı) dinden bağımsızlaşmasıdır; Mustafa Kemal, sorgulanmayan kişileri ve kurumları yıkarak laik cumhuriyeti kurdu. ‘Yaşamda en gerçek yol gösterici ilimdir’ tümcesiyle her şeyin sorgulanmasını istedi.
Kemalizm, ‘Aydınlanma Devriminin’ Türkçesidir.
Aklı devreye sokan, eleştiriyi ve sorgulamayı temel yasaya dönüştüren uygarlık devrimini, Türkiye Atatürkçülük ile tanıdı.
7. Günümüzde Yapılması Gereken
Bu konuda, ömrünü Kuvayı Milliye Ruhu ile, Atatürk’ü ve kurduğu Cumhuriyeti kurucu değerleriyle milletimize anlatmaya adamış Merhum Metin AYDOĞAN’a göre bugün yapılması gerekenler şunlar olabilir:
“- Benzer koşullar altında geçmişte verilen mücadeleden yararlanmak ve bu yönde çalışmaktır.
– Samsun’a çıkan anlayış, Kuvayı Milliye ruhu, Müdafaayı Hukuk örgütleri, önümüzdeki yakın dönemi belirleyecek biçimde, yeniden gündeme geliyor.
– Kurtuluş Savaşı ve devrimler, öncesi ve sonrasıyla dikkatlice incelenmeli, güncelliğini koruyan bu eylem, günün koşullarına uyumlu kılınarak, aynı anlayışla uygulanmalıdır.
– Ülkenin parçalanmasını önlemek isteyen herkes, Mustafa Kemal’e başvurmak, mücadelesinden ders almak zorundadır.
– Türkiye’de yükselmekte olan ulusal uyanış, geçmişteki benzersiz deneyimden, kesin olarak yararlanmalı, bu konuda bilgilenmelidir. Atatürk, bugün ona çok gereksinim duyan Türk halkına anlatılmalıdır.
Bir değerin nasıl kazanıldığını bilmeyen, onu koruyamaz, geliştirip uygulayamaz. Kurtuluş Savaşı’nın hangi koşullarda, nasıl ve kimlere karşı kazanıldığını, ne bedel ödendiğini, ulusu ayakta tutan kalkınmanın nasıl sağlandığım bilmeden, Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak olanaklı değildir.
Yapılanlar çabuk unutuldu ya da unutturuldu. Unuttukça da geriye gidildi. Ve bugün, içinde sıkışıp kaldığımız sorunlarla dolu koşullara gelindi. Bu koşullar, nitelik olarak, Osmanlı’nın 20. yüzyıl başında yaşadığı koşullardır. Bunu artık herkes görmelidir. “Dünü unutursan, yarın hatalara düşmekten kurtulamazsın” diyen Atatürk’ü güncel kılan da budur ve doğaldır ki, emperyalist boyunduruktan kesin olarak kurtulana dek, bu güncellik sürecektir.
* Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik anlayışı toplumun ortak iradesi haline getirilmelidir.
* ‘Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ adı verilen kişi yönetimine son verilmek, halk oylamasıyla yeniden temsili demokrasiye dönülmekdir.
* Seçim ve siyasi partiler kanunu değiştirilmeli, seçim barajları kaldırılarak milli bakiye sistemi getirilmekdir. Yüksek seçim kurulu yenilenmekdir.
* Hukuk düzeni yenilenmeli, yargı bağımsızlığı sağlanmalıdır. Hakim ve savcılar başta olmak üzere ‘mülakatla’ işe alınan tüm devlet görevlileri yeniden sınava alınmalıdır.
* Kamu Yönetim anlayışı yenilenmeli, siyasetten arındırılan atamalar liyakat üzerine oturtulmalıdır.
* Eğitimin birliği sağlanmalı; eşit, parasız, ulusal ve laik eğitim ilkokuldan üniversiteye dek her düzeyde gerçekleştirilmelidir. Yabancı dil öğrenimi yaygınlaştırılmalı ancak yabancı dilde eğitime son verilmelidir.
Saygılarımla



