1. Haberler
  2. Genel
  3. ŞEYTANIN AVUKATI/Şeytana emir verenler

ŞEYTANIN AVUKATI/Şeytana emir verenler

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Şeytanın avukata ihtiyacı var mı?

Elbette yok.

Genelde şeytana avukatlık yapanlar kadınlardır. Kadınlar şeytana eöreder. Şeytanın aklına gelmeyen çeşitli oyunları planlar ve şeytana o planları yapmasını emreder. Şeytan avukatı kadının karşısına çıkar, elini göğsünün üzerine koyar önünde diz çöküp boynunu bükerek, “Emret sulatnım” der ve eğilerek selamını vererek avukatı kadınının eteklerini öper.

Şeytan avukatı kadına:

Sen Allah’a inanıyor musun? Dedi.

Kadın:

Senin yanında ne işim var ayrıca sana emreden kim?

Develeriyle Arabistan yolunda  giden kervancı kafaya takmış. DİŞİ DEVESİNİ DÜZECEK. Aklından geçenleri yapmak isteyen kervancıbaşı, iki deveyi yan yana yatırırıyor onların üzerine kalın kalas koyuyor. Dişi deveyi yatırıyor, ayağa kaldırıyor bir türlü işini göremiyordu. Çareyi böyle bir planla gerçekleştirecek ti ki, başka bir kervancı:

Kolay gelsin ağa . der.

Devesini düzecek olan kervancıbaşı: Sorm ağa şeytana uyduk der.

Şeytan bir anda gelir ve;

Ağa bana bok atma. Şeytanı böyle düzmek benim bile aklıma gelmezdi.

“Şeytanın avukatı” terimi, Katolik Kilisesi’ndeki tarihi kökeninden günlük hayattaki eleştirel düşünce rolüne ve sinemadaki kült uyarlamasına kadar farklı anlamlar taşır. Bu kavram, genel kabul gören bir fikrin zayıf yanlarını bulmak için bilerek karşıt görüşü savunma yöntemidir.

Tarihsel ve Kavramsal Köken

Kilise Görevi: Katolik Kilisesi’nde bir kişinin aziz ilan edilmesi sürecinde hile veya yanlışlık olup olmadığını araştırmakla görevli resmi bir unvandır (Promotor Fidei)

Eleştirel Düşünce: Toplumda veya grup çalışmalarında, ortak kararların veya inançların körü körüne kabul edilmesini engellemek için kullanılan akıl yürütme tekniğidir.

Felsefi Boyut: Hakikate ulaşmak veya teorileri test etmek amacıyla, karşıt argümanları en güçlü şekilde masaya yatırma esasına dayanır.

Popüler Kültür ve Sinema

The Devil’s Advocate (Film): 1997 yapımı The Devil’s Advocate (Film), kibir, özgür irade, güç ve insan doğasının karanlık yönlerini hukuki bir dram üzerinden işler.

Faust Teması: Edebi incelemelerde, ruhunu güce karşılık satan insan arketipi ile benzerlikler.

“Şeytanın avukatı” terimi, Katolik Kilisesi’ndeki tarihi kökeninden günlük hayattaki eleştirel düşünce rolüne ve sinemadaki kült uyarlamasına kadar farklı anlamlar taşır. Bu kavram, genel kabul gören bir fikrin zayıf yanlarını bulmak için bilerek karşıt.

Ne yapıp edip kimsenin bulamadığı hukuk boşluklarını bulan, karşı tarafın hatalarını, zaaflarını affetmeyen, müvekkili için bütün şeytani imkanları kullanan avukatlar…

Onlara erişmek de hiç öyle kolay değildir. Hatırı sayılır bir parayı gözden çıkarmak gerekir. Bazen para bile yetmez, onlar yalnızca yıllardır çalıştıkları özel müvekkillerine hizmet ederler. Bu avukatlar kötülükte ve gaddarlıkta müvekkillerini aratmazlar, hatta onlardan bile kötü olup, müvekkillerine zalimce fikirler verirler. Neredeyse müvekkilleriyle bütünleşen avukatlar, kötü adamların mimiklerini, giyimini, konuşma tarzını aynen yansıtırlar. Onların silah taşıması gerekmez. Tek gereken avukatın sert bir bakışıdır. O an hasımın bileti kesilmiş, hakkında onu alt edecek planlar uygulamaya geçmiştir bile. Nedense bu avukatların aileleri hiç ekrana gelmez. Kimseyi sevmezler, sadece karşı tarafın hezimetine gülerler. Uzun siyah limuzinlere binerler, ellerinden wiskey bardağı düşmez. En yüksek binalarda, içinde bilardo masası olan ofisleri vardır. Her yerde sayısız avukatlar, sekreterler koşturmaktadır. Geceleri ofisin ışıkları hiç sönmeyip devamlı hinlik düşünülüp hasımların nasıl altedileceği tasarlanır. Bir de iyi avukatlar vardır. Bunlar idealist insanlardır.  Pek para kazanmasalar da olur. Orta halli ve fakir vatandaşların işlerine bakarlar. Neredeyse bütün hayır kurumlarının üyesidirler. Yemez içmez gösterilere, toplantılara katılır. En ön saflarda yer alıp polisle atışırlar.

Ofisleri darma dağınıktır. Sekrelerleri 60 lı yaşlarına gelmiş yaşlı bir teyzedir. Avukat bürosunda ya boş boş oturur ya da gelen faturaların can sıkıntısıyla volta atar. İşin garip tarafı bu avukatın bir de ailesi, eşi, okul parasını ödemek zorunda olduğu çocukları vardır. Bu avukat sokakta yürürken gördüğü üzücü manzaralardan etkilenip üzülür. Gereğinde yardımseverlikten geri durmaz. Devamlı şeytanın avukatlarının markajı altındadır. Rüşvet teklif edilir, aşağılanır, hor görülür, tehdit edilir. Ama o idealisttir, hiç bir baskıya boyun eğmez, ne pahasına olursa olsun müvekkilini bu kötü adamlara karşı savunur. Eski arabası tam da mahkeme yolunda duruşmaya giderken arızalanır. Duruşma başarılı geçtiyse kötü adamlar, iyi avukatın arabasını siyah arazi araçlarıyla yolun kenarına itmeye çalışırlar. Zor geçen günün ardından evine gelen iyi avukatın bu kez de eşiyle başı derttedir. Çocukları da bir o kadar yorucudur. Ama o hala iyidir. Kötüler kötü avukatlarla, iyiler iyi avukatlarla belirirler. Yani her halükarda müvekkille avukatların mizaçları özdeştir. Kötüler hep zengindir ve yetenekli avukatları vardır.

El birliği yapıp bir şekilde zayıfı filmin %80 ‘ine kadar yenerler… Amerikan film sekörünün hayal güçleriyle düünce sınırlarını zorlayan senaristleri, ABD ‘li avukatların kendi toplumlarındaki taktiri hak eden etkinliği, avukatların rollerinin kimi zaman abartılarak Şeytanın Avukatı gibi filmlere konu edilmesine neden olabiliyor. Çocukluğundan beri böyle senaryoların ürünü filmleri izleyerek yetiştiğimiz sıralarda, hukuk öğrencisi veya stajyer avukatlar olarak hep ikilemdeyizdir. Çok parayı seçip kötülerin avukatı olup, adına profesyonellik mi diyeceğiz? Yoksa iyilerin avukatı olup, orta halli ya da zor bir hayatı mı tercih edeceğiz? Gerçek iş hayatına başladığımızda, bizim avukatlığımızın hiç de filmlerdeki gibi olmadığını anlamamız bazen yıllarımızı alabilir. Çoğunlukla ikinci grupta yani evi, ailesi olan iyi avukatlarızdır ve iyi insanların tarafındayızdır.

Aç kalacağımızı bilsek kötüleri savunmayız. Kötüyü bırakın müvekkil adayıyla siyasi fikrimiz uyuşmuyorsa yüzüne bakmayız. Çevremizdekiler, akrabalarımız ne der? Adımız kötü adamlarla birlikte geçmesin diye büyük özen gösteririz. Ama bir iş aldığımızda ne olur? O artık bizim kendi davamızdır. Davayla uyur onunla uyanırız. Karşı tarafla mesafenin korunması gerekir. Önceden tanınsa bile artık sert sert bakmak ya da suratsız olmak gerekir. Karşı tarafın avukatıyla kıyasıya laf dalaşına girip hakimleri avukat düşmanı yapmak hiç umurumuzda değildir. Çünkü avukatlığı kendi kendimize ve biraz da filmlerden öğrenmişizdir. Seyrederek büyüdüğümüz filmlerin senaryolardaki “iyinin ve kötünün avukatları” çarpıklığı mesleğimize yansımıştır. Davranış bocalamaları, para kazanma isteği ile müvekkilin işini gereksiz sahiplenme gel gitleri arasında kararsız bir avukatlık türüdür bizimki. Şeytanın avukatı olarak anılan, senaryolara konu olmuş olsa da gerçek bir avukat olan Jacques Verges ‘in -suçluyu toplumun ürünü olarak görüp toplumun ürününü, onu yaratan toplum şartlarıyla savunduğunu belirten- “kopuş savunması”nı bilmez, bu kadar ünlü suçluyu savunduğu için onu kınarız. Çünkü o bizim hiç olmayı istemeyeceğimiz (!) kötü taraftadır. Bir yandan da acaba ne kadar para kazandı diye merak ederiz. Ama bu 84 yaşına basmış avukat, “müvekkillerimi henüz suçlulukları ispat edilmediği için savunuyorum” diyor ve aşmamaya hep özen gösterdiği, “kırmızı çizgisi” ni şöyle ifade ediyor: “müvekkilim ile özdeşleşmemek“… Peki şimdi söyleyin, “şeytanın avukatı” lakabıyla tanınan Jacques Verges de değilse, şeytanın avukatı diye birşey var mıdır? Peki ya iyilerin ya da kötülerin avukatı? Öyle ya nereden çıktı bu “şeytanın avukatı” benzetmesi. İnsanların bizimle şeytanı yan yana anmalarının belirli bir nedeni var mı? Kadir Şinas bu durumu küçük bir hikaye ile anlatıyor kitabında. Ona göre Tanrı dünyayı yarattığında, kendisine avukatlık görevi düşen kulu, geri kalan tüm insanları müvekkil adayı olarak görmüş ve hemen kendisine bir büro açmış. İlk işini o kadar büyük bir heyecanla beklemiş ki kendisine gelen ilk davanın sahibinin Şeytan olduğunu fark edememiş ve “şeytanın avukatı” olmuş. Bu duruma gücenen Tanrı, avukatları lanetleyerek onları sanat, edebiyat ve müzikten mahrum etmiş. Temyiz mercii olmadığından karar kesinleşmiş [1]. Haluk İnanıcı‘ya göre ise şeytanın avukatı benzetmesinin ortaya çıkmasının gerçek nedeni şu hikayeye dayanıyor:  “Papalık, bir kişiyi “azizlik” payesine yükseltirken toplanan dini meclise bir avukat çağırırmış. Bunun nedeni; “aziz” ilan edilecek bir kişi aleyhine söylenebilecek bir söz varsa, yani Şeytan geçmişte o kişiyi kandırmışsa –böyle bir durumda doğal olarak aziz ilan edilmeyecektir- bunu ancak bir avukatın bulup çıkarabileceğidir! Yani bir kişiyi aziz ilan etmeden önce o kişi hakkında söylenebilecek her şeyin Şeytanın Avukatı tarafından bulunulması mecliste tartışılması istenirmiş. 4 Dini meclis bile “gerçeği” avukat vasıtasıyla arıyor!!!

SAYGILARIMLA..

ŞEYTANIN AVUKATI/Şeytana emir verenler
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

CS Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.