1. Haberler
  2. Genel
  3. ATATÜRK’E SUİKAST ÜSTÜNE SUİKAST

ATATÜRK’E SUİKAST ÜSTÜNE SUİKAST

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

ATATÜRK’E SUİKAST ÜSTÜNE SUİKAST

Mustafa Kemal Atatürk’e Millî Mücadele ve Cumhuriyet dönemlerinde çeşitli istihbarat raporlarına göre 40’ın üzerinde suikast girişimi planlanmıştır. Bunlardan en bilinenleri ve belgelenenleri şunlardır:

İzmir Suikastı (1926): Aralarında eski bakan ve milletvekillerinin de bulunduğu bir grup tarafından Kemeraltı’nda planlanan suikast, Giritli Şevki’nin ihbar mektubuyla ortaya çıkarılmış, Atatürk tarihe geçen “Benim naçiz vücudum, elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözünü bu olay üzerine söylemiştir

Kuşadası üzerinden Anadolu’ya çıkarak suikast düzenlemeyi amaçlamış ancak Madran Yaylası’nda güvenlik güçleri tarafından etkisiz hale getirilmişlerdir

1935 Ankara Suikastı Girişimi: Cumhuriyet’in ilk yıllarında Mustafa Kemal Paşa’yı hedef alan ve çeşitli yabancı kaynaklarda ile arşivlerde yer alan önemli bir suikast teşebbüsüdür

Samsun-Havza Yolu Pusu (1919): Millî Mücadele’nin ilk günlerinde Stilo isimli bir Rum çetesi liderinin Samsun-Kavak arasında Atatürk’ün konvoyuna yönelik düzenlediği saldırıdır.

Bu girişimlerin büyük bir kısmı istihbarat çalışmaları ve ihbarlar sayesinde suikast anı gerçekleşmeden engellenmiştir.

 Polis Arşiv Belgelerine Göre Atatürk’e Ve Diğer Devlet Adamlarına Yönelik Suikast Girişimleri

Millî Mücadele yıllarından -hatta daha I. Dünya Savaşı yıllarından- başlamak üzere ölümüne kadar Mustafa Kemal Atatürk’e karşı, birçok suikast girişimi olmuştur.Özellikle Cumhuriyet döneminde, Mustafa Kemal’in şahsına yönelik devam eden bu suikast girişimlerinin yanısıra, başta İsmet İnönü olmak üzere Millî Mücadele’nin diğer liderlerine yönelik suikast girişimleri de olmuştur. Ali Galip olayı Millî Mücadele sırasında Mustafa Kemal’e karşı düzenlenen suikast teşebbüslerinden birisidir. Bunun yanısıra Millî Mücadele sırasında İngilizlerin Ankara’ya gönderdikleri ajanları vasıtasıyla Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik suikast teşebbüslerini gerçekleştirmeye çalıştıkları görülmektedir. Cumhuriyetin ilanından sonra da Mustafa Kemal ve arkadaşlarına yönelik suikast tertipleri hiç ara vermeden devam etmiştir. Bu dönem ortaya çıkarılan ve yarattığı akisler ve sonuçları itibarıyla basın ve yayın organlarında geniş olarak yer bulan İzmir Suikastı, bunların içerisinden en çok bilinen teşebbüs olmuştur. Ancak Mustafa Kemal’e karşı akim kalan diğer birçok suikast girişimi çoğu zaman basına yansımadığından duyulmamış veya sadece birer istihbarat bilgisi olarak arşivlerde yerini almıştır. Değişik kaynaklarda detaylı olarak izah edilen bu suikast girişimlerinin çeşitli nedenleri olmuştur. Ancak bu teşebbüslerden, ister şahsî menfaat ve girişim sonucu ortaya çıkanlar, isterse siyasî ve organize olarak tertip edilmiş bulunanlar olsun, hiç biri başarılı olamamıştır.

Cumhuriyet döneminde girişilen suikast teşebbüslerinde, Millî Mücadeledeki teşebbüslerden farklı aktörlerin sahneye çıktığı görülmektedir. Bu kez yurtdışına kaçan firarîler ile Yüzellilikler olarak adlandırılan rejim muhalifleri, Ermeni Taşnak örgütü mensupları ve Hoybun Cemiyeti mensupları düzenlenen suikast teşebbüslerinde aktif rol almaya başlamışlardır. Yüzellilikler arasında ise özellikle Çerkez Ethem’in çevresinde örgütlenmiş Çerkez kökenli birçok insanın bu suikast girişimlerinden ısrarla vazgeçmedikleri ve ellerine geçen her fırsatı değerlendirdikleri görülmektedir. “Her üç teşekküle mensup olanlar da müşterek hareket için büyük bir temayül olduğu, hatta Hoybun Cemiyeti ile Taşnak komitesi ileri gelenleri arasında bu maksatla bir de toplantı yapıldığı bilinmektedir. Emperyalist devletler bu unsurları bazen ayrı ayrı, bazen birlikte kullanıyor, bazen de bu unsurlar birbirlerini istismar ediyorlardı. Bu devletler bazen de doğrudan kendi istihbarat servisleri marifetiyle suikast planlarının içerisinde yer alabiliyorlardı. Bu unsurlar başta örgütlendikleri ülkeler olmak üzere seslerini duyurabildikleri tüm ülkelerde, önce yaptıkları yayınlarla bütün dünyaya mazlum oldukları mesajını vermeye çalışıyorlar, böylece girişecekleri suikastlarda kendilerini haklı gösterecek zemini oluşturmaya çalışıyorlardı. Bu üç oluşum da, hedeflerine varmak için en büyük engel olarak gördükleri Mustafa Kemal’in ortadan kaldırılmasıyla amaçlarına daha rahat ulaşabileceklerini düşünüyorlardı.

Bu suikast girişimleri ile ilgili yapılan akademik çalışmalarda genellikle basın organlarında yer alan haberler çerçevesinde olayların ele alındığı görülmektedir. Bu makale ise, bu suikast girişimlerinden bazılarını birincil kaynak olarak gördüğümüz polis arşivlerinde yer alan belgeler ışığında tekrar irdelemek üzere kaleme alınmıştır. Bu çerçevede polis arşivlerinde yaptığım çalışmalar sırasında bizzat ulaştığım belgelerin yanı sıra, yine polis arşivlerinden yararlanarak hazırlanan Şaduman Halıcı’nın  yüksek lisans tezi ile Sertaç Solgun’un  doktora tezlerinde yer alan konu ile arşiv belgelerini de bu çalışmamda kullandım. Aynı şekilde Oğuz Aytepe’nin polis arşivlerinde yaptığı uzun bir çalışma neticesinde kaleme aldığı bir makale de yararlandığım diğer önemli arşiv kaynaklarından birisi oldu. Ayrıca İzmir Suikastı davasında gıyaben idama mahkûm olan Kara Kemal ile Abdülkadir Bey’in yakalanması ile ilgili, polis dergisinde yer alan polis raporu çerçevesinde -ki bu rapor da birincil kaynak hükmündedir- tekrar ele alınmıştır. Bu rapor resmi polis tutanakları çerçevesinde ve olayın hemen akabinde yayınlanan bir yazı olması yönüyle önemlidir. Ancak makaleyi sadece polis arşiv kaynakları ile örgülemek yeterli olmayacağı ve konu bütünlüğü sağlanamayacağı için bu arşiv belgeleri ile yetinilmemiş, gereken yerlerde konuyla ilgili dönemin gazete haberlerine ve diğer kaynaklara da yer verilmiştir.

1. Millî Mücadele Döneminde ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Suikast Girişimleri

Mustafa Kemal’e yönelik Millî Mücadele döneminde başlayan suikast girişimleri, Cumhuriyet döneminde ivmelenerek devam etmiştir İngiliz istihbaratı Anadolu’da gittikçe güçlenen Millî Mücadele’nin önünü kesebilmek için çeşitli yollar denemiş ve etkili bir silah olarak gördükleri suikastlarla başta Mustafa Kemal olmak üzere Millî Mücadele’nin önde gelen liderlerini yok etmeye çalışmışlardır. İngilizlerin Mustafa Kemal’e karşı düzenledikleri Mustafa Sagir olayı,  kamuoyunda kısmen bilinen bir teşebbüs iken, Mustafa Kemal’in Ankara’ya henüz yeni ayak bastığı günlerde Pontusçular tarafından tertip edilen, ancak gerçekleştirilemeden önlenen suikast teşebbüsü fazlaca bilinmemektedir.

Millî Mücadele sonrası resmî kayıtlarda yer alan ilk suikast tertibi ise Ali Osman Reis’in başını çektiği bir şebekenin 1923 yılında giriştiği teşebbüstür. Kandemir tarafından “Ali Osman Reis Hadisesi” olarak takdim edilen bu hadiseye Ali Osman, İlyas Sami, İbrahim, Dayı Mesut ve Komünist Mehmed Efendi adlı şahısların adları karışmıştır. Bu şahıslar Mustafa Kemal’e suikast düzenleyecekleri iddiasıyla tevkif edilmişlerse de muhakeme neticesi suçsuz oldukları anlaşıldığından serbest bırakılmışlardır. Bu suikastların bir diğeri ise Lazistan mebusu Ziya Hurşit’in İzmir Suikastından daha önce Ankara ve Bursa’da gerçekleştirmeye çalıştığı suikast girişimleridir. Ziya Hurşit nihayet -gelecek bölümde bahsedeceğimiz- üçüncü teşebbüs olan İzmir suikast girişiminde yakalanmış ve idam edilmiştir.

Bu dönemde suikastçıların hedefinde sadece Mustafa Kemal yoktur. Lozan görüşmeleri devam ederken hem Ermeni komitecilerin, hem de Çerkez Ethem’in adamlarının suikast yapabileceğine dair, Mustafa Kemal Paşa’nın ve Rauf Bey’in İsmet Paşa’yı uyaran telgrafları vardır. Türk heyetini korumak için Türkiye’den on asker götürüldüğü gibi, suikast uyarıları üzerine İsviçre hükümeti de İsmet Paşa’ya iki koruma polisi tahsis etmiştir. Rıza Nur anılarında Lozan’da bulunan Türk heyetine yönelik bu suikast iddiasından bahsetmektedir. “Konferansın ilk içtimaından az bir müddet sonra idi, Ermeniler’in İsmet’i, beni vuracakları şayi olmuş idi. İsviçre’de polis Fransa ve Belçika polislerinden malûmat alıyor. Bunları bize de söylüyordu. Bunlara göre Ermeniler birini öldürmek için Lozan’a Ermeni yolluyorlar. İsviçre polisi bu hususta pek dikkat ve gayret gösteriyordu. Ermeniler’in bir mühim komitesi Brüksel’de, biri Paris’te, biri Cenevre’de imiş. Brüksel’den Harbiye Nazırı merhum Nazım Paşa’nın oğlu gelmişti. O da bu hususta malûmat getirdi. Bu malûmat arasında şu da var: Ermeniler “Rıza Nûr da başımıza nerden çıktı, bu Talât’ı da geçti.” diyorlarmış. İsviçre polisi bizimle meşgul. Lozan polis müdürü ekseri bizim otele geliyor. Oraya sivil polisler koymuş geleni gideni tetkik ediyor. İki sivil polis de bize verdi. Bunlar İsmet Paşa sokağa çıkarken arkasından gidiyorlar.”

1924 yılında Yunanistan’daki Ermeni komitacıları tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya karşı gerçekleştirilmek istenen bir başka suikast teşebbüsü meydana çıkarıldı. Daha çok “Manok Manukyan Çetesi” diye bilinen ve üç kişiden meydana gelen bu çete, Mustafa Kemal Paşa’yı öldürmek maksadıyla Anadolu’ya geçmiştir. Ermeni komitacıları dikkat çekmemek için çeteyi ikiye bölerek Manok Manukyan ismindeki komitacıyı Selanik yoluyla Trakya’dan, diğer iki komitacıyı da Suriye üzerinden İskenderun’a oradan da Adana’ya gönderip, Ankara’da buluşturmak suretiyle eylemi gerçekleştirmeyi planlamışlardı. Ancak Selanik üzerinden İstanbul’a gelen Manokyan, 20 Nisan 1925’te Eskişehir’de polis tarafından yakalanmıştır. İstanbul’a getirilen ve buradaki sorgusu tamamlanan Manukyan, İstanbul Polis Müdüriyeti Cinayet Kısım Komiseri Cavid Bey’in gözetiminde Ankara’ya gönderilmiştir. (25 Ekim 1924).  Manok Manukyan’ın Ankara’da sürdürülen soruşturmalarda verdiği ifadeler doğrultusunda, Merkez Memuru (Emniyet Amiri) Mustafa Bey’in başkanlığındaki polis ekibi Eskişehir’de dört kişiyi daha tutuklayarak Ankara’ya getirmiştir Yine suikast girişiminde gözlemcilik ve keşif faaliyetlerini yürüttüğünü itiraf eden Manok’un ifadelerine göre; Edirne’de bir kişi tutuklanırken, Adana’da da araştırmalara başlanmıştır. Bu arada komitenin üyelerinden beşi kaçmışlardır  Emniyet-i Umumiye Müdüriyetindeki soruşturması tamamlanan Manok Manukyan, Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne sevk edilmiştir. Yapılan sorgusunda her şeyi itiraf eden Manukyan, Mahkeme tarafından 5 Mayıs 1925 tarihindeki idam cezasına çarptırılmıştır. Manok Manukyan, 6 Mayıs 1925 günü Ankara’da Karaoğlan Çarşısı’nda Merkez Kıraathanesi önünde kurulan idam sehpasında, İstiklâl Mahkemesi üyelerinden Kılıç Ali, Ankara Polis Müdürü Dilaver Bey ve diğer yetkililerle halkın huzurunda hükmün okunmasından sonra idam edildi.

Aynı günlerde İstanbul Valiliği, 26 Ağustos 1341 (1925) tarihli bir yazı ile bir başka suikast tertibinin bilgisini veriyordu. Bu yazıda, İstanbul doğumlu olan; Bulgaristan, Macaristan, Almanya ve Fransa’da irtibatları bulunan ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’den ayrılarak Berlin’de Ermenilerle yakın ilişkiye giren Kadri Bilal’in, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya suikastta bulunacağı bildiriliyordu  Birkaç ay sonra Türkiye’nin Köstence Konsolosluğundan verilen başka bir bilgide de, Mustafa oğlu Abdülaziz isimli bir şahsın Reisicumhur’a suikast yapmak üzere gönderildiği belirtiliyordu.

1926 yılına girildiğinde Mustafa Kemal’e yönelik suikast girişimlerinin devam ettiği görülmektedir. Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliğinin 2 Şubat 1926 tarihli yazısında Talat Paşa ve arkadaşlarına karşı suikastlar tertip eden Ermeni komitesinin Silistre’de bulunduğu ve bunların Mustafa Kemal’e suikast hazırlığı içerisinde olduğu, bu ihbarın grup içerisinde bulunan firarî Vehip tarafından yapıldığı belirtilerek, ihbarın dikkate alınması gerektiği vurgulanıyordu.

Ancak bu suikast girişimlerinden öte, yine 1926 yılında açığa çıkarılan İzmir Suikastı, Mustafa Kemal’e karşı düzenlenen suikastlar içerisinde en meşhur olanıdır.

2. İzmir Suikastı

Gerçekleştirilen inkılâpları benimsemeyen ve karşı çıkanlar çeşitli muhalif gruplar içerisinde bir araya geliyorlardı. Birçok eski İttihatçının kuruluşunda yer aldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın irtica ile ilgili görülerek kapatılması, eski İttihatçıların meşru yollarla iktidarı ele geçirme heveslerini yarım bırakıyordu.  Böylece siyaset yapma imkânı kalmayan eski İttihatçılar, bu seferde komitacı gelenekleri ile iktidarı ele geçirebilmek için gizli çalışmalara yöneliyorlardı. Bütün girişim ve gayretlere rağmen iktidar olma şansını elde edemeyen muhalefet, son çare olarak Mustafa Kemal’e karşı suikast düzenlemek suretiyle iktidarı elde etmek istemiştir. Başta Kara Kemal ve Şükrü Bey gibi eski İttihatçılar olmak üzere, kendilerine ait olduğuna inandıkları iktidarı ele geçirmek için karşılarında en büyük engel olarak gördükleri Mustafa Kemal Paşa’yı ortadan kaldırmaya karar verdiler.

Bu ekip günlerce suikastı yapabilecek, Yakup Cemil gibi bir fedai aradı. Eski Ankara Valisi Abdülkadir Bey, bu durumdan haberdar oldu ve bu iş için çok uygun birisi olarak gördüğü eski Lazistan (Rize) milletvekili Ziya Hurşit Bey’i, Kara Kemal ve Şükrü Bey’le tanıştırdı.  Ziya Hurşit de suikasta katılacak diğer fedaileri buldu. Bu ekip ilk önce Ankara’da ve Bursa’da yapmayı planladıkları suikast girişimleri gerçekleşmeyince, bu sefer suikast yeri olarak İzmir’i seçtiler. Buradan bir tekne yardımıyla kolaylıkla kaçılabilirdi. Ziya Hurşit ve arkadaşları, 11 Haziran 1926 tarihinde Sarı Efe Edip Bey’le buluşmak üzere İzmir’e hareket ettiler ve burada Kemeraltı Çarşısı’nda düzenlenecek suikast için pusuya yattılar. Mustafa Kemal Paşa’nın Balıkesir’den İzmir’e gelişini beklemeye başladılar. Ancak 14 Haziran 1926 tarihinde suikast ekibi içinde yer alan motorcu Giritli Şevki’nin İzmir valisi Kâzım Bey’e yaptığı ihbar ile suikast planı deşifre oldu ve suikastın planlayıcıları ile tetikçileri birer birer yakalandı.  16 Haziran 1926 tarihli İzmir Valiliği’nin yazısında, 17 Haziranda İzmir’e gidecek olan Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya bir suikast planlandığı ve bunun Giritli Şevki tarafından haber verildiği, ele geçirilen Laz İsmail ve diğer sanıkların da itirafta bulundukları bilgisi verilerek, İzmir Suikastının ortaya çıkarıldığı bildiriliyordu.  Kamuoyunun büyük tepkisini çeken suikast girişimi, basında geniş yer buldu ve günlerce tartışıldı.

Suikastın mahkemesi iki safhada oldu. İzmir İstiklâl Mahkemesinde görülen birinci safhada suikasta direkt olarak karışanlar, Ankara İstiklâl Mahkemesinde görülen ikinci safhada ise İttihatçı komplosuna karışanlar yargılandı. İstiklâl Mahkemesi bütün Terakkiperver Cumhuriyet Partili milletvekillerini ve muhalefetteki bütün etkili İttihatçıları tutuklama kararı verdi. Bunların arasında Kazım Karabekir ve Ali Fuat Paşalar gibi Millî Mücadele’nin ünlü kahramanları da vardı.

İzmir Suikastı sanıklarının yargılanması için İzmir’e giden Ankara İstiklâl Mahkemesi, Kılıç Ali başkanlığında, bu dava ile ilgili olarak çoğu İttihatçı olan ve Millî Mücadele’de önemli yer tutan isimleri yargıladı. 27 Haziran günü başlayan mahkeme, 12 Temmuz 1926’da son buldu ve 13 Temmuz 1926’da karar okundu. Bu yargılama sonucunda suikastın planlayıcıları muhtelif cezalara çarptırıldı. Suçları sabit görülenler hakkında birçok idam ve hapis kararı verildi. Polis arşivinde, İzmir Suikastı sonrasında İstiklâl Mahkemesinin 19 idam kararı, hapis ve kalebentlik cezaları verdiği bilgisi yer almaktadır.

Suikastın birinci dereceden sanıkları olan Abdülkadir Bey ve Kara Kemal ele geçirilemediği için mahkeme önüne çıkarılamadılar, ancak haklarında gıyaben idam kararı verildi. Suikast fikrinin oluşmasında en etkili isimlerden ve mahkemede kendinden en çok söz edilenlerden biri olan eski İaşe Nazırı Küçük Efendi Kara Kemal, büyük bir komitacı ve tek başına bir hükümeti devirebilecek zekâ ve kabiliyete sahip birisiydi.  Ziya Hurşit’i bulup suikasta ikna eden ve suikast teşebbüsünde rol alan diğer önemli isim olan Abdülkadir Bey ise hükümete kırgın eski bir İttihatçı liderdi. Mahkemenin idam kararından sonra İstanbul polisi Abdülkadir ile Kara Kemal’in yakalanmaları için çok yoğun bir çabaya girişti.

 Polis Raporlarına Göre Kara Kemal’in Takibi ve Yakalanması

1 Eylül 1926 tarihli Polis Mecmuası’nda Kara Kemal’in takibi ve yakalanması ile ilgi hazırlanan polis raporu yayınlanmıştır. Bu raporda yer aldığı şekliyle Kara Kemal’in yakalanması ile ilgili gelişmeler özetle şöyle cereyan etmiştir:

Polis, Kara Kemal’in İstanbul’da menfaat ilişkisi içerisinde bulunduğu birçok insandan yardım görerek yurtdışına kaçma ihtimalini gözönüne alarak tahkikata başladı. İstiklâl Mahkemesi’nce Kemal’in en fazla itimat ettiği adamlarının tevkiflerine ve ikinci derecedeki adamlarının da gözaltına alınmasına karar verildi. Alınan bu tedbirler neticesinde Kara Kemal’in yurtdışına firar durumu sekteye uğramış ve en fazla itimat ettiği iâşecilerden Küçükpazar Maliye Tahakkuk Müdürü Enver ve Millî Kantariye Şirketi Araziye Memuru Niyazi’ye sığınmaya mecbur bırakılmıştır.

Polisin sıkı takibatının yanısıra firarîleri yakalatana para mükâfatı verileceği ilan edildi. Bunun üzerine İstanbul ithalat gümrüğünde Ambar Memuru olarak çalışan Mazhar Efendi, polise gelerek bazı ihbarlarda bulundu. Mazhar Efendi, akrabasından ve Kara Kemal’in pek emin ve fedakâr adamlarından Niyazi ile yaptığı bir konuşmada, Kara Kemal’in yurtdışına kaçırılması konusunu görüştüklerini anlattı. Buna göre Mazhar Efendi’nin Ambar Memuru olmasından yararlanarak Kara Kemal’i bir sandık içerisinde veyahut gümrük memuru kıyafetine sokarak, yabancı bir vapurla kaçıracaklardı. Bunun üzerine polis Niyazi’yi yakalayarak sorguya aldı. Ancak Niyazi, Kara Kemal’in saklandığı yeri bilmediğini söyleyerek Kara Kemal ile münasebetlerini inkâr etti. Bunun üzerine polis, Niyazi’nin torunu olan Selanik Bankası memurlarından Mahmut Celalettin Bey’i gözaltına alarak, Niyazi’ye derhâl doğru söylediği takdirde torununun serbest bırakılacağını vaat etti. Bu vaat ile beraber aynı zamanda söylenen telkinler ve baskılar netice verdi ve 26 Temmuz 1926 Pazartesi günü gözyaşları ve afv ü merhamet temennileri arasında bildiklerini itiraf etmeye başladı. Niyazi önce Kemal’in saklandığı yeri bilen Balıkpazarı’nda memur olduğunu tahmin ettiği Enver veya Münir adında birisinin eşkâlini verdi.

Bu itiraflar üzerine 27 Temmuz 1926 günü eşkâle uyan Enver isimli şahıs derhâl yakalandı ve polisin üç saat aralıksız sürdürdüğü sert telkinler neticesinde Kemal’in saklandığı adresi verdi. Bunun üzerine tüm memurlar ile bahsi geçen yere giden polis, eldeki mevcut anahtarla eve girdi, ancak firariyi bulamadı. Baskın esnasında pek fazla yılgın ve ürkek bir tavır sergileyen ve hakiki bir suçlu vaziyetini gösteren Enver’in kız kardeşi Vasfiye Hanım polis tarafından sıkıştırıldı. Vasfiye Hanım önce hayrete şayan bir soğukkanlılıkla kırk beş dakika firarinin saklandığı yerden çıkarak bahçe duvarından kaçtığını beyan etti. Ancak polis, zikredilen odada 27 Temmuz 1926 tarihli bir Milliyet gazetesiyle sigara tablası içinde bir sigaranın henüz yanmakta olduğu ve bir çift siyah fotin ile bir siyah ceketin dahi bulunduğunu farkederek, firarinin henüz orada olduğuna kanaat getirdi. Böylece, polis, hane ve ekleriyle civar bahçelerde de sıkı bir arama başlattı. Tam bu esnada derinden bir silah sesi işitildi ve aynı anda bahçe duvarına bitişik üç kümesten birisinin oynadığı görüldü. Bu kümesin arkasındaki duvarın içine doğru oyulmuş bir yerin var olduğu farkedildi. Polis hemen oraya koştuğunda firarinin elindeki mevcut revolverini sağ şakağına ateş etmek suretiyle intihar ettiğini, yaralı ve ifade vermeye muktedir olmadığını gördü. Yaralı hemen mevcut otomobillerden birine nakledildiği esnada hayatını kaybetti.

İstanbul Emniyet Müdürü Ekrem Bey’in bizzat takip ettiği bu operasyonda görev alan 23 emniyet görevlisi bu başarılarından dolayı “muhtelif miktarda mükâfatı nakdiye ile taltif edildiler” ve bu görevlilerin fotoğrafları dergide yayınlandı.  Kara Kemal’in yakalanmasından sonra polis ehemmiyetle diğer firari Abdülkadir’i aramaya başladı.

Polis Raporlarına Göre Abdülkadir’in Takibi ve Yakalanması

1 Eylül 1926 tarihli Polis Mecmuası’nda Abdülkadir’in takibi ve yakalanması ile ilgi hazırlanan polis raporu yayınlanmıştır. Bu raporda yer aldığı şekliyle Abdülkadir’in yakalanması ile ilgili gelişmeler özetle şöyle cereyan etmiştir:[30] Abdülkadir’in takip ve yakalanması görevi İstanbul Emniyet Müdürü Ekrem Bey’in nezareti altında Kara Kemal’in yakalanmasında başarıları görülen Başmemur Hulusi ve Sait, Merkez Memuru Ziya ve müdüriyet refakatine memur Rasim Bey’den oluşan ekibe verildi. Bu ekip, Abdülkadir’in akraba ve dostlarını usulünce çağırarak bilgilerine müracaat ettiyse de hiçbirisinden müspet ve takibe layık bir iz elde edilemedi. Polis başka yollardan firarinin izini takibe başladı. Abdülkadir’in daha evvelce bağırsakçılık ticaretiyle meşgul olduğu bilindiğinden polis daha önce Abdülkadir’in ticaret yaptığı adamlarla irtibata geçti. Bunlardan birisi Abdülkadir’in uzunca boylu, esmer, uzun bıyıklı Derviş namında birisiyle temasta bulunduğunu söyledi. Polis bu meçhul şahsı bulmak ve takip etmek için ehemmiyetli mesai sarf etti. Araştırma memurlarından Sabri ve Fevzi Efendiler, aradıkları adamın bundan önce Beşiktaş’ta otururken halen Bakırköy’e iki saat mesafede Mahmudiye Köyü’ne bağlı Pandaniçe Çiftliği’nde yaşadığını öğrendiler. Bu şahıs Birinci Dünya Savaşı sırasında İran harekâtında Halil Paşa’nın özel katipliğinde görev yapmış, eski sarayda mutfak amirliğinde müdür muavinliği yapmış ve Enver Paşa’nın zevcesi eski Sultan Naciye’nin daire müdüriyetinde bulunmuş bir şahıstı. 15 Ağustos günü mevzubahs çiftliğe, oluşturulan polis ekibinde yer alan Sait, Ziya ve Rasim Beylerle İstanbul Jandarma Bölük Kumandanı Yüzbaşı Abdülkadir Bey birlikte gidip gerekli araştırmayı yaptılar, ancak Abdülkadir bulunamadı. Fakat polis, Abdülkadir’in çiftlikte saklandığına kesin kanaat getirerek çiftlik sahibi Derviş Bey’i tevkif etti ve çiftlik, jandarma erleri vasıtasıyla abluka altına alınarak dışarısıyla irtibatı yasaklandı. Sabaha karşı çiftlikten satılmak üzere Bakırköy’e beygirlerle süt götüren çiftlik hizmetlilerinden Yusuf’un yanına bir jandarma verildi. Çiftliğe dönüşte Derviş Bey’in baldızının evinin önünden geçerken, adı geçen Yusuf, yanında bulunan jandarmaya beygirin yularını teslim ederek abdest bozmak bahanesiyle zikredilen haneye girip Derviş’in baldızına, çiftliğin araştırıldığını ve Derviş’in tevkif edildiğini, misafirin başının çaresine bakması lâzım geldiğini söylemiştir. Bunu haber alan ve Derviş’in baldızının Bakırköy’de kiraladığı bu evde saklanmakta olan Abdülkadir, Derviş’in evin adresini vereceği ihtimaline dayanarak evden firar etmiştir. Abdülkadir, bir piyade adamın bir günde kat edebileceği tahminen kırk kilometreyi iki misli bir süratle katederek Istranca ormanlarına ve oradan da Bulgaristan’a kaçmak üzere İğneada’ya ulaşmıştır. Ancak İğneada’da ahalinin ‘köyümüzde yabancı birisi var’ diyerek jandarmaya ihbarda bulunması üzerine yakalanmıştır. Abdülkadir hüviyetini ispat edemediği için jandarma, durumunun tetkiki için kendisini Kırklareli vilâyetine sevk etmiştir. Orada da aynı şekilde ifâdede bulunan Abdülkadir’i teşhis eden bazı şahısların şahitliğine rağmen kendisinin Abdülkâdir olmadığını ısrarla ifade etmişse de, sonradan hüviyetinin incelenmesi için İstanbul’a gönderileceği ve trene bindirileceği sırada “İşte ben oyum, yani aradığınız Abdülkâdir’im” diye gerçeği itiraf etmiştir. Bunun üzerine İstanbul Polis Müdüriyetinde yapılan sorgusunda: “Derviş Beyin Pandaniçe Çiftliği ‘ne gidip orada yirmi gün kadar saklandığını, ondan sonra Derviş Beyin Bakırköy’de baldızı namına bir ev kiraladığını, kendisinin diğer eşyalarla birlikte bir sandık içerisinde zikredilen haneye nakil edildiğini, polis memurlarının çiftliği aradığı günün gecesi Bulgaristan’a gitmek üzere Bakırköy’deki bu hâneden firar eylediğini” itiraf etmiştir. Bunun üzerine Abdülkadir, gerekli işlemler yapılmak üzere Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne sevk edilmiştir.

Böylece kaçmasında kendisine kimlerin yardım ettiğini ve nasıl kaçtığını söyleyen, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı desteklediğini de belirten Abdülkadir Bey’in ilk duruşması 29 Ağustos’ta yapılmıştır. 31 Ağustos’ta ise mahkeme, hükümeti devirerek cumhurbaşkanını öldürmek ve iktidarı ele geçirmek suçuyla kendisini idama mahküm etmiş ve karar infaz edilmiştir. Böylece İzmir Suikastı sonrasında genellikle ittihatçılardan oluşan rejim karşıtı sivil ve askeri kadrolar ile koalisyonlar, büyük ölçüde tasfiye edilmiş oldu.

Kara Kemal’in yakalanmasında olduğu gibi Abdülkadir’in yakalanmasında emeği geçen polislere belli bir miktar para ödülü verilmiştir. Ayrıca, bu polislerin fotoğrafları bu raporun yayınlandığı Polis Mecmuası’nda yayınlanmıştır.

Atina’da bulunan Yüzelliliklerden Çerkez Ethem’in kardeşi Reşid’in, İzmir Suikastı ile ilgili olarak bazı arkadaşlarına söylediği sözler ilginçtir: “Nihayet uzun araştırmalardan sonra suikastın bizim eski İttihatçılar tarafından düzenlenmiş olduğunu anlayabildiler. Bizim İttihatçıları siz bilmezsiniz. İttihat ve Terakki teşkilatı bugün de Türkiye’nin her yerinde hâkimdir. İttihatçıları bilenler bu suikastın tekrar edeceğini takdir ederler.”  Nitekim bundan sonraki süreçte Reşid’i haklı çıkarır şekilde Mustafa Kemal’in ölümüne kadar bu suikast teşebbüslerinin devam ettiği görülmektedir.

3. İzmir Suikastından 1935 Yılına Kadar Mustafa Kemal’e Yönelik Bazı Suikast Girişimleri

Ne var ki, İzmir Suikastı sonrasında İstiklâl Mahkemesi’nin verdiği ağır cezalar suikastçılar için caydırıcı olmamış; Mustafa Kemal’e yönelik suikast girişimlerinin ardı arkası kesilmemiş, henüz İzmir Suikastı davası görülürken dahi, yeni suikast tertipleri ortaya çıkarılmıştır. Bu teşebbüslerden birisinde Çerkez, Türk, Rum ve Ermeni gibi farklı unsurların bir araya gelerek Mustafa Kemal’e suikast planladıkları görülmektedir. Türkiye’nin Kahire Büyükelçiliği, Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya suikastta bulunmak üzere Kahire’de beş kişilik bir suikast timinin oluşturulduğu, bunların Türkiye’ye girmek üzere Kahire’den ayrılarak Beyrut’a geçtikleri, buradan Lâskîye, İskenderun, Payas, Mersin yolu ile Türkiye’ye girdikten sonra İzmir’e giderek Canavar Dimitros isminde bir şahsın evinde toplanacakları, bu timde görev alanların isimlerinin Kuneytaralı Çerkez Bin Mehmed, Adana köylülerinden Mehmet Fehim oğlu Derviş Mahmut, Krikor oğlu Camcıyan, Kayseri Rumlarından Tomas oğlu Elmas olduğu bildiriliyordu. Ayrıca bunların dışında isimleri öğrenilemeyen iki erkek ve üç kadın suikastçının ülkeye girdiği de Beyrut Başkonsolosluğundan bildiriliyordu.

Yine aynı günlerde 3. Ordu Müfettişliği’nin 29 Ağustos 1926 tarihli yazısında, saray mensuplarından Prenses Şivekâr’ın dostlarından bir kadının, deniz seyahatleri sırasında Gazi Paşa’ya; o olmazsa İsmet Paşa veya Mareşal Fevzi Çakmak’a şırınga ile zehir enjekte edeceğine dair bilgi veriliyordu. Bu bilgi üzerine yapılan araştırmalarda Reisicumhur Gazi Paşa’nın Bursa’ya gittiği bir sırada, Gülcemal vapurunda tertip edilen baloda Cemile İffet isminde bir kadının vapura girmeye çalıştığı, ancak davetli olmadığının anlaşılması üzerine içeriye alınmadığı öğreniliyor, ancak başlatılan araştırmada bu kadının izine bir daha rastlanılamıyordu.

Aynı şekilde, gerek Kurtuluş Savaşı sırasında yaptığı hizmetler, gerekse sonraki yıllarda “Başvekil” olarak aldığı görevler ve bu görevleriyle ilgili olarak belli bir kesimin tepkilerini üzerine çekmiş olan İsmet İnönü de, suikastçıların hedefi olmaktan kurtulamamıştır. Ancak İsmet İnönü’ye karşı yapılması planlanan suikast tertiplerinin en önemlileri, Ermeni Taşnak örgütü tarafından planlanmıştır. Bu denemelere dair elde edilen ilk bilgi, Hâriciye Vekâleti’nin 26 Temmuz 1926 tarihli yazısıdır. Bu yazıda, Beyrut’a gelen Taşnaksütyun reislerinden bir grubun, burada Rus piskoposu ile temasa geçtikleri ve maksatlarının Başvekil İsmet Paşa’ya suikast yapmayı planlamak oldukları belirtiliyordu.

2 Şubat 1926 tarihli Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği’nden alınan bir istihbarat raporunda; Köstence’de firariler, Rum ve Ermenilerin desteği ile Türkiye içerisinde bir ayaklanma çıkarma hazırlığı içerisinde olunduğu, bu maksatla Haydarzade İbrahim’in Irak’tan Köstence’ye geldiği ve Talat Paşa ile arkadaşlarına karşı suikastlar tertip eden Ermeni komitesinin Silistre’de bulunduğu ve bunların Reisicumhur’a, Milli Müdafaa Vekili Recep Peker’e ve Berlin sefiri Kemalettin Sami’ye suikast hazırlığı içerisinde olduğu bilgisi veriliyordu. Bu ihbarın grup içerisinde bulunan firari Vehip tarafından ulaştırıldığı da istihbarat raporunda özellikle vurgulanıyordu.

Devlet büyüklerine suikast yapılacağına dair 1926 yılında alınan başka bir ihbarda ise, Kars Kağızman’da Silo Bey nezdinde Kürt Yusuf namında birisinin Ankara’da bulunan Kars Mebusu Ömer tarafından getirtildiği, Ömer’in evinde Rüştü ve Şükrü’nün iştiraki ile suikast için Yusuf’un iknaya çalışıldığı, ancak Yusuf’un ikna edilemediği bildiriliyordu. Bu bilgi üzerine, ihbarda adı geçen Yusuf, Kars ilinde yakalanarak Ankara’ya getirildi. Alınan ifadesinde kendisine suikast yapması için teklif ve tazyikte bulunulduğunu, ancak kendisinin bunu kabul etmediğini doğruladı.

1927 yılına gelindiğinde bir başka suikast timinin ülkeye girdiği bilgisi ulaşıyordu. Üçüncü Ordu Müfettişliği’nin 3 Ocak 1927 tarihli yazısı ile Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya ve diğer devlet büyüklerine suikast yapmak üzere Ermenilerin, Rusya üzerinden Türkiye’ye bir çete soktukları bildiriliyordu. Bu bilgiye istinaden Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan araştırmada, hepsi Türkçe bilen beş kişilik suikast timinin tamamının Ermenilerden oluşturulduğu, bunlardan ikisinin Umumi Harp sırasında ihtida ederek sünnet olduğu ve diğer üçünün isimlerinin ise Kirkor, İvan oğlu Vartan ve Sperdar oldukları, Rusya’dan alacakları pasaportlarla Musul civarından Türkiye’ye girecekleri bilgisine ulaşılıyordu.

9 Nisan 1927 tarihli Hâriciye Vekâleti’nin bir yazısında ise, Yunan pasaportuna sahip olan ve Yunanistan’dan Sofya’ya gelen Makedonya Komitesi’ne mensup Bulgar suikastçıların İstanbul’a ve daha sonra Ankara’ya geçerek Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya suikast yapacakları, bunların isimlerinin Georgi Atanasof ve Atanaş Voyodof olduğu bildiriliyordu. Bu bilgi üzerine başlatılan araştırmada, Ankara’da bulunan Georgi Atanasof ele geçiriliyor; ancak şahsın üzerinde suç unsuru bulunamadığından, serbest bırakılmakla birlikte, her ihtimale karşı Ankara’da bulunması mahsurlu görüldüğünden İstanbul’a gönderiliyordu.

1927 yılında bu sefer Çerkez Ethem’in teşvik ve organize ettiği bir diğer suikast girişimi açığa çıkarıldı. Kardeşi Kuşçubaşı Eşrefle birlikte Yüzellilikler listesinde bulunan ve Yunanistan’da yaşamaya başlayan Hacı Sami, Çerkez Ethem ve kardeşi Reşid ile sürekli irtibat halindeydi. Çerkez Ethem kardeşi Reşid ile beraber, Hacı Sami’yi, Mustafa Kemal’e karşı suikastı gerçekleştirmesi için sürekli teşvik edip destekliyorlardı. Hacı Sami de çetesiyle Yunanistan’dan Anadolu’ya geçerek 1927 yılı Eylül ayında Cumhurbaşkanını Ankara’ya getiren treni, Nallıhan-Ayaş boğazında havaya uçurmayı ve Cumhurbaşkanı ile birlikte bulunan bakanlar ve milletvekillerini öldürüp, yurt düzeyinde büyük bir ayaklanma başlatmayı planlıyordu. Planı uygulamaya koymak üzere Çerkez Ethem ve Reşid’ten silah ve para sağlayan Hacı Sami, Abaza Hakkı, Düzceli Yusuf oğlu Mecit ile Sökeli Mecit’den oluşan suikast timi ile, Yunan Hükümeti’nin de desteği ile Sisam’dan bir kayığa binerek 17 Ağustos 1927 günü sabaha iki saat kala Kuşadası sahilinden Anadolu’ya çıktı. Grup ertesi gün Hacı Sami’nin kardeşi Ahmet’le buluştular. Beşparmak dağlarından geçerek Madran yaylasına ulaştılar. Orada Tahtacı aşireti çadırlarına giderek zorla yiyecek almaya çalışan suikast timi ile aşiret mensupları arasında çatışma çıktı. Çıkan çatışmada Düzceli Hakkı’nın Tahtacı Aşireti tarafından yaralı yakalanmasının ardından, olay yerine gelen jandarma kuvvetleri, 24 Ağustos 1927’de aşiretin de yardımı ile bölgede bir operasyon başlattılar. Yapılan operasyonda güvenlik kuvvetleri kayıp vermeden Hacı Sami’yi ve kardeşi Ahmet’i ölü, Sökeli Mecit ve Düzceli Mecit’i ise sağ olarak ele geçirdiler. Suikast timine mensup bu üç kişi önce İzmir’e oradan da 30 Eylül’de vapurla İstanbul’a getirilip, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandılar. 5 Kasım 1927 tarihinde başlayan yargılama sırasında sanıkların ifadelerinden; Salihli ile Kütahya arasında Nallıhan boğazında Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’yı Ankara’ya getiren treni bekleyecekleri, rayların üzerine dinamit koyacakları, tren geçerken bombayı ateşleyecekleri, suikasta müteakip Yunanistan’da bekleyen diğer çete üyelerinin Anadolu’ya geçecekleri ve buradaki grupla birleşecekleri, bu suretle bir kargaşa yaratılarak ihtilal çıkaracakları, aynı esnada Romanya’da bulunan Vehip Paşa’nın da Tirebolu ve Kemah güzergâhlarını kullanarak Dersim’e geçeceği ve burada bulunan Kürtleri ayaklandıracağı, Trabzon’da ise bir başka ayaklanma başlatılacağı, ülkenin pek çok yerinde çıkarılacak ayaklanmalardan faydalanılarak İttihatçıların yönetimi ele geçirecekleri ve padişahlığı geri getirmeyi planladıkları anlaşıldı.  Yapılan yargılama sonunda mahkeme Sökeli Mecit, Düzceli Mecit ve Düzceli Abaza Hakkı’nın idamına; Eşref ve Mustafa’nın da müebbet hapsine karar verdi. Mahkemenin idam kararı 12 Ocak 1928 tarihinde TBMM’de görüşülerek onaylandı. 17 Ocak 1928 günü hüküm infaz edildi.

1927 yılında bu kez de Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği tarafından, Yüzelliliklerin Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya ve bazı devlet adamlarına karşı yeni bir suikast planı hazırladıkları bilgisi veriliyordu. Bu bilgide, Bursa’dan Atina’ya giden Ahmet Tevfik ve Mehmet Emin adlı iki şahsın, Atina’da Yüzelliliklerden fabrikatör Cemil ile görüştükleri, gizli bir örgüt meydana getirildiği ve bu örgüt ile TBMM’de bir mebusun da ilişkisinin bulunduğu, örgüte Bursa’da muhaliflerden oluşan bir grubun da destek verdiği, bu örgütün amacının devlet büyüklerine suikast yapmak ve başsız kalan ülkede ayaklanma çıkararak yönetimi ele geçirmek olduğu bildiriliyordu.  Alınan ihbar üzerine başlatılan tahkikat sonucunda “Müdafa-i Din ve Dini İslam İhtilal Cemiyeti” isimli örgüt deşifre edildi. Örgüt elemanlarının bir kısmı yakalandı. Bunların sorgulamalarında öncelikle Bursa Hapishanesinin basılarak buradaki örgüt elemanlarının kurtarılması ve yeterli güce ulaşılınca Bursa’da bir isyan başlatılması, fırka kumandanı ile valinin ele geçirilerek idam edilmesi, daha sonra halkın zorla veya tehditle isyan kuvvetlerine dâhil edilerek Mudanya, Balıkesir, İzmir ve oradan da Ankara’ya yürünerek hükümetin düşürülmesinin planlandığı anlaşıldı. Sanıkların yapılan muhakemeleri sonucunda Cemal, Narlıdereli Sabri, Gardiyan Kamil ve Dikici İsmail hakkında taklibi hükümet (hükümeti devirmeye çalışmak) ve devlet büyüklerine suikast planlamaktan idamlarına.

Diğer sanıkların ise çeşitli hapis cezalarına çarptırılmalarına karar verildi. Ancak mahkemenin bu kararı daha sonra üst mahkeme tarafından bozularak verilen idam kararları hapse çevrildi.

Diğer sanıklardan Yetim Laz Ali ve Evliya Hoca’ya dörder yıl; Tahsildar Mustafa, Tahsildar Osman, firarî Süleyman, Seyfullah, asker Hidayet, asker Onbaşı Sait, Onbaşı Yalovalı İdo, İbrahim Ethem ve Batakçının Mehmet’e ise altışar ay hapis cezası verildi.

Hâriciye Vekâleti’nin 6 Mart 1928 tarihli yazısında ise, Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya suikast yapmak için Türk, Ermeni, Rum ve Ruslardan oluşan 9 kişilik bir suikast timinin Türkiye’ye harekete hazırlandıkları, bunlardan dördünün isimlerinin Ahmed Rıza, Serkis, Kigork, Beşiktaşlı Sarı Arslan olduğu, bunların İstanbul’da da 68 kişi ile irtibatlı oldukları ve grubun içerisindekilerden birinin elinde bulunan kalın bir bastonun içerisinde saklı bir suikast planı bulunduğu bildiriliyorduYine 1928 yılında Çerkez Ethem’in  kardeşi Reşid, Atina’dan Midilli’ye giderek burada Yunan çeteleriyle, bir kaç Çerkezle, Gümrük Komisyoncularından Hacı Rasim ve Yunan amaçlarına hizmetleriyle tanınan Çerkez Aslan ile görüşmüştür. Bu görüşmelerde Mustafa Kemal’e yakın zamanda bir suikast hazırlığının planlandığı, Reşid’in Atina’dan Çerkez Aslan’a gönderdiği bir mektuptan anlaşılmaktadır.

Erkan-ı Harbiye Reisi Asım Bey, 1929 yılı içinde Ethem ve kardeşlerinin, Eşref kumandasında yirmi bin Çerkez ve sekiz bin Yunanlı gönüllünün, Yunan donanması koruyuculuğunda, Anadolu sahillerine saldırmak ve Çeşme istikametinden İzmir’e girerek katliam yapmak istediklerini, İstanbul’da, yeni seçimlerde karışıklık çıkarmak amacıyla, patrikhane ile ilişkiye geçtiklerini, Mustafa Kemal, Fevzi, İsmet, Nurettin ve Refet Paşalara suikastlar hazırlamak düşüncesinde olduklarını haber vermiştirBundan yaklaşık bir ay sonra, Mayıs’ın 28’inde Sisam’ın Tigani kasabasına gelerek, Türkiye sahillerine çıkmak amacında bulundukları zannedilen altı Çerkezin, Rodos’tan gelen bir motora binerek bilinmeyen bir yöne doğru hareket ettikleri Söke Kaymakamlığınca haber alınmıştır.

Gerçekten de Ethem ve kardeşleri boş durmuyorlar, Mustafa Kemal’e suikast planlarından vazgeçmiyorlardı. Reşid, Bağdat’taki kardeşi Ethem’in daveti üzerine 15 Nisan 1929’da Romanya vapuruyla İskenderiye’den hareket etmiş, Ethem’le görüştükten sonra, İran Kürtleri arasında teşkilatlanarak Türkiye sınırında hareket etmeye karar vermiştir.  Mayıs 1929’da Kahire’ye geçen Reşid, Cami-el Ezher Müdürü Çerkez Abdülhamid ile görüşmüş, hocanın Sami çetesini kastederek “Kardeşlerimizin intikamını ne zaman alacağız?” diye sorması üzerine “Bu yaz Mustafa Kemal İzmir’e gelirse intikam almaya yemin etmiş arkadaşlar vardır” cevabını vermiştir.

SAIGILARIMLA

ATATÜRK’E SUİKAST ÜSTÜNE SUİKAST
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

CS Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.