1. Haberler
  2. Anne - Çocuk
  3. KADIN VE ÇOCUĞA ŞİDDET

KADIN VE ÇOCUĞA ŞİDDET

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Koronavirüs döneminde aileler eve kapanınca çocuk ve kadına yönelik şiddette artış oldu. 3800 kadından 247’si eşlerinin çocuklarına şiddet uyguladığını belirtti

Kadına ve çocuğa şiddetin kul hakkı olduğunu savunan il müftüsünün yanısıra, “KADININ KARNINDAN SIPAYI, SIRTINDAN SOPAYI EKSİLMEYECEKSİN”

Sözünü toplumun hemen yarışı kabullenmiş. Kadın, uzay çağında olmamıza rağmen hala ikinci planda, hala eksik etek.

Özellikle milli eğitim bakanlığının kadına ve çocuğa yönelik şiddefe karşı yoğun bir çalışma yapmalı. Tüm okullar, camilerde ciddi bir çalışma başlatmalı. Mahallelerde muhtarla birlikte haftalık çalışma programları uygulamaıdır.

Kadın, oğuz boylarından bu yana biz Türklerde he zaman ö plsnds, baş tacıdır. Padişahlar bile kadınlara “HANIM” diye hitap edrdi.

Bu da kadına verilen değerdir.

KARANTİNADAKİ AİLELERDE ORAN YÜZDE 10,5

ALMANYA’DA nisan ve mayıs aylarında Münih Teknik Üniversitesi ile Leibniz Ekonomik Araştırma Enstitüsü tarafından, 3 bin 800 kadının katılımı ile bir anket yapıldı. Ankete katılan kadınların yüzde 6,5’i çocukların bu dönemde eşleri tarafından şiddete maruz kaldığını belirtti. Çocuğa şiddet karantina altına alınan ailelerde ise yüzde 10,5 boyutlarına ulaştı. Kadınların ise yüzde 3’ü, bu dönemde ilk kez eş dayağı yediğini dile getirdi.

DEPRESYON TETİKLEDİ

ANKETE katılanların yüzde 3,6’sı partneri tarafından tecavüze uğradığını, yüzde 3,8 ise tehdit edildiğini açıkladı. Evde karantina altında olan ailelerde kadınların yüzde 7,5’i şiddete maruz kaldı. Maddi olarak imkânları sınırlı olan ailelerde de fiziksel şiddet vakaları arttı. Kadınların yüzde 8,4’ü fiziksel şiddete uğradı. Eşlerden birinin korku veya depresyon hastası olması aile içi şiddetin artmasındaki en büyük faktörler arasında gösterildi.

Aile içi şiddet

“Vahşetin toplumda bu denli yayılımı ve en dehşetli şeklinin de aile kurumuna sıçrayışı, toplumun akıl, erdem ve haysiyet gibi değerlerden uzaklaşarak içgüdüleriyle hareket etme yöneliminde olduğunu gösterir.”

Son zamanlarda, televizyonu her açtığımızda veya gazete sayfalarını çevirirken şiddet haberi görmediğimiz bir günümüz geçmez oldu. Belli bir coğrafyası, eğitim düzeyi, kültürü ve yaş sınırlaması olmayan şiddet olayları, küresel bir sorunsal haline geldi. Birçok ülkede değişik zamanlarda yürütülen çalışmalar, alınan önlemlere rağmen şiddetin kaçınılmaz bir olgu haline dönüştüğünü ve mutlaka üzerinde çalışılması gerektiğini bildiriyor. Şiddet denildiğinde akla ilk gelen mağdur gruplar ise kadınlar oluyor. Akla ilk gelen grubun kadınlar olması sadece bir tesadüf değildir; Mehra (2004) tarafından yürütülen bir çalışma dünya kadın nüfusunun %20-30’luk kısmının herhangi bir sebeple yaşamlarının herhangi bir döneminde eşleri veya partnerleri tarafından fiziksel veya cinsel yolla şiddete maruz kaldıklarını ortaya koymaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK)’nun Türkiye’deki kadına yönelik aile içi şiddet istatistiklerine göre ise yerleşim yerinin kır veya kent olmasına, hangi coğrafi bölgede yaşadığına, yaş grubuna, çalışma durumuna ve refah düzeyine bakılmaksızın, eşi veya birlikte olduğu kişi/kişilerden fiziksel veya cinsel şiddet yaşamış kadınların yüzdesi 41.9 olarak ve %13.7 kadının ise bu fiziksel veya cinsel şiddet olayına son 12 ayda maruz kaldığı raporlanmaktadır. Bir kadının her 15 saniyede bir eşi/partneri tarafından fiziksel olarak şiddete maruz kaldığı ve şiddetin yalnızca fiziksel değil aynı zamanda cinsel, ekonomik ve psikolojik boyutlarınında olduğu akılda tutulmalıdır. Bu yazıda, üzerine çok fazla şey yazılacak ve konuşulacak bir konu olan aile içi kadına şiddet konusunda yalnızca “şiddet mağduru olan kadınların özellikleri’nden ve daha da spesifikleştirerek mağdur kadınlarda gözlemlenen psikopatolojik semptomlardan bahsedilecektir.

Aile içi şiddet mağduru kadınlarla yapılan araştırmalar bu kadınların yaşam standartlarında belirgin olarak gözlenen azalışın nedenlerini sakatlıklar/yaralanmalar, HIV/AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar, prenatal komplikasyonlar, disparoni, depresyon, intihar girişimi, kaygı bozuklukları, ilaç-alkol-madde bağımlılığı, yeme bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar olarak belirtmektedir (Cobb ve ark., 2006; Campbell, 2002). Ev işlerinde kusur, erkeğin evde sahip olduğu erkeklik otoritesi, hak ve sorumluluklarına saldırı veya kıskançlık temelli olarak gerekçelendirilen şiddet eylemi (Helvacıoğlu, 1997) bir de şiddet uygulayan erkek tarafından kadına savrulan türlü tehditler ile birleşerek zaten mağdur durumda olan kadının tüm hayatını fiziksel, cinsel, sözel veya psikolojik şiddet unsurlarına maruz kalarak idame ettirmesi beklenmektedir. Tüm bunlar yeterince zorken, aynı kadından çocukların bakımını üstlenmesi, ev işleri ile ilgilenmesi ve hatta para kazanarak eve para getirmesi istenmektedir. Çoğunlukla sosyal destek arayışları da cevapsız kalan bu kadınların neredeyse %25’i hayatını kaybetmektedir .

Peki tüm bu koşullarda hayatlarını devam ettiren kadınlarda görülen genel özellikler nelerdir? : Olumsuz kendilik algısı, düşük özgüven, yüksek depresif belirtiler (Offman & Matheson, 2004), düşük psikolojik iyilik hali, kişiler arası yaşanan problemler, kaygı bozuklukları (Antony ve ark., 2005), kusurlu ve suçlu olma inanışları ve uyku bozuklukları. Şiddete maruz kalan kadınlar özellikle karşı tarafın uyguladığı şiddeti içselleştirme ve şiddetin nedenini kendilerine atfetme eğilimindedirler. Yaşadıkları bu şiddeti kendi davranışlarının bir sonucu olarak temellendiren bu bireyler genellikle şiddet gördüklerini saklamaya veya çok fazla detaylandırmadan çeşitli bilişsel savunma mekanizmalarıyla akla yatkın hale getirmeye çalışırlar. Bu da onları gerçekte yaşadığı veya hissettiği duygu ve düşünceleri açığa vurmadan yaşamaya iter. Şiddete maruz kalan kadınların sahip olduğu ortak özelliklerden biri, düşük eğitim düzeyine sahip olma, iş tecrübesinin olmayışı, çocuklarına bakarken aynı zamanda çalışmanın zorluğu, ekonomik özgürlüğün olmayışı, şiddet görülen kişiden çocuk sahibi olunması, çocukları babasız bırakmama isteği, yalnızlık korkusu, düşük özgüven, eşinin değişeceğine dair inanış gibi sebeplerle şiddet gördüğü ortamı terk etmemelidir (Gordon ve ark., 2004). Kısaca anlatılamayacak kadar önemli olan aile içi şiddetin gerekli aile politikaları, eğitimde aile birliği ve özellikle kadının ailedeki önemi üzerine durulması, caydırıcı cezalar ve uygun hukuksal düzenlemeler ile önlenebilir bir problem olduğu unutulmamalıdır.

Referanslar.

KADIN VE ÇOCUĞA ŞİDDET KUL HAKKIDIR

Kırıkkale İl Müftüsü Bekir Gerek, bir toplum kadına ne kadar değer verir, hürmet ve saygı gösterirse o toplumun geleceğe o denli iyi bakacağını ve dimdik ayakta duracağını söyledi. Gerek, müftülük olarak bir proje yaptıklarını belirterek, ?Kadına ve çocuğ

GÜNLÜK SEMİNER VERİLİYOR

Diyanet İşleri Başkanlığı`nın kadına şiddete yönelik şiddete yönelik geliştirdiği proje kapsamında Kırıkkale İl Müftülüğü tarafından din görevlilerine Müftülük tarafından bilgiler veriliyor. Gerek, yaptığı konuşmada, Kırıkkale`de kadına yönelik aile içi şiddetle mücadelede, ilk olarak müftülüğe bağlı dört din görevlisinin Diyanet İşleri Başkanlığı`nda eğitime katıldığını, aldıkları eğitim semineri sonrasında il genelinde bulunan din görevlilerine eğitimin başlanıldığını belirtti.

KADIN VAİZLER KATILIYOR

Eğitime cami imamları, Kur`an kursu görevlileri, kadın vaizelerin katıldığını ifade eden Gerek, kadına şiddet konusunda olumsuz gelişmelerin yaşanması karşısında Diyanet İşleri Başkanlığı`nın üzerine düşen vazifeyi yerine getirmek üzere Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü arasında kadına şiddeti önlemeyle ilgili bir protokol imzaladığını, bu protokol çerçevesinde Diyanet işleri Başkanlığı`na bağlı bütün imamların, müezzinlerin ve Kur`an kursu öğretmenlerinin eğitimden geçirilerek, kadına şiddetin ne olduğunu bunun nasıl önlenebileceğine dair bilgilendirmenin yapıldığını bildirdi.

GELECEĞE EMİN BAKMAK

Gerek kadına şiddetin İslam dininde yeri olmadığını söyledi. Gerek konuşmasının devamında, ?Şunu vurgulamak istiyorum, bir toplum için kadın çok önemlidir. Peygamberimiz üç defa anneye iyilik yapılmasını sonra babaya iyilik yapılmasını istemiştir. Demek ki kadının hakkı erkeğe göre üç kat daha fazladır. Dolayısıyla kadına saygı, kadına hürmet ve şefkat daha önemlidir. Bir toplum kadını ne kadar iyi eğitirse ve ona hak ettiği değeri verirse hürmet ve saygı gösterirse o toplum dimdik ayakta durur ve geleceğe daha emin bakar. Bu bakımdan kadına şiddetin önlenmesi önemli bir projedir. Bu projenin hayata geçmesi içinde herkesin elini taşın altına koyması gerekmektedir ve üzerine düşen vazifeyi yapması gerekmektedir? diye konuştu.

KADIN VAİZLER KATILIYOR

Eğitim seminerine cami imamları, Kur`an kursu görevlileri, kadın vaizelerin katıldığını ifade eden Gerek, kadına şiddet konusunda olumsuz gelişmelerin yaşanması karşısında Diyanet İşleri Başkanlığı`nın üzerine düşen vazifeyi yerine getirmek üzere Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü arasında kadına şiddeti önlemeyle ilgili bir protokol imzaladığını, bu protokol çerçevesinde Diyanet işleri Başkanlığı`na bağlı bütün imamların, müezzinlerin ve Kur`an kursu öğretmenlerinin eğitimden geçirilerek, kadına şiddetin ne olduğunu bunun nasıl önlenebileceğine dair bilgilendirmenin yapıldığını bildirdi.

ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPACAĞIZ

Bu çerçevede seminere alınanların 12-27 Eylül tarihleri arasında her grup 30 kişi olmak üzere toplam 14 grupta 152 imam, 45 Kur`an kursu öğretmeni ve ilçelerde de 193 müezzin imam ve hatip olmak üzere kentte bulunan görevlilerin tamamının, bu formatörler tarafından kadına şiddetin önlenmesi amacıyla birer günlük seminere tabi tutulacağını anlatan Gerek, şöyle konuştu: “Din görevlisi arkadaşlarımız aldıkları bu seminerler doğrultusunda Kur`an kursuna gelen hanımlarımıza kurslarda, beylere de imamlarımız camide ve çeşitli vesilelerle halkı ziyaretlerde bu konuyu gündeme getirerek halkı aydınlatmaya çalışacaklar. Ayrıca biz müftülük olarak bir proje yaptık. “Kadına ve çocuğa şiddet kul hakkıdır” projesi. Bu proje doğrultusunda da biz din görevlilerimize mahallelerinde ve değişik mekanlarda, gerektiğinde diğer kurumlarla işbirliği yaparak bu konuda din görevlilerimize destek vereceğiz. Toplumda kadına şiddetin azalması konusunda müftülük olarak, din görevlileri olarak ve Diyanet İşleri Başkanlığı olarak üzerimize düşen görevi yerine getirmeye çalışacağız.

GELECEĞE EMİN BAKMAK

Şunu vurgulamak istiyorum, bir toplum için kadın çok önemlidir. Peygamberimiz üç defa anneye iyilik yapılmasını sonra babaya iyilik yapılmasını istemiştir. Demek ki kadının hakkı erkeğe göre üç kat daha fazladır. Dolayısıyla kadına saygı, kadına hürmet ve şefkat daha önemlidir. Bir toplum kadını ne kadar iyi eğitirse ve ona hak ettiği değeri verirse hürmet ve saygı gösterirse o toplum dimdik ayakta durur ve geleceğe daha emin bakar. Bu bakımdan kadına şiddetin önlenmesi önemli bir projedir. Bu projenin hayata geçmesi içinde herkesin elini taşın altına koyması gerekmektedir ve üzerine düşen vazifeyi yapması gerekmektedir. “

ŞİDDET NEDİR?

Eğitim seminerine konuşmacı olarak katılan Din Hizmetleri Uzmanı Fatma Zeynep Belen ise seminerler boyunca din görevlilerine şiddet nedir, şiddetle karşılaşan mağdura ne gibi yönlendirme yapılması gibi konularda bilgiler verdiklerini söyledi. Belen, “Şiddetin cinsiyeti yok, şiddet sadece kadına da uygulanmıyor. Genel olarak baktığımızda kadına, çocuğa, yaşlılara, dezavantajlı grupların hepsine şiddet uygulandığını görüyoruz. Toplumda artan şiddet konusunun çözümü noktasında din görevlilerinin üzerine neler düştüğünü ve vatandaşlarımıza nasıl yardım etmeleri gerektiğini anlattık” dedi. Seminer 27 Eylüle kadar devam edecek.

ŞİDDET KAVRAMI

Şiddet, Türk Dil Kurumu’na göre; Bir hareketin, bir gücün derecesi, yeğinlik, sertlik; Karşıt görüşte olanlara kaba kuvvet kullanma olarak tanımlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre ise şiddet ‘‘Kendine, bir başkasına, bir gruba veya bir topluluğa karşı kasıtlı kuvvet veya güç kullanımı sonucunda yaralanma, ölüm, psikolojik zarar, çarpıklık veya yoksunluk ile sonuçlanma olasılığı yüksek olan şey’’ olarak tanımlamaktadır. Kadına yönelik şiddet ise cinsiyet ayrımından dolayı kadına sadece kadın olduğu için uygulanan, kadının haklarını kısıtlayan her türlü tutum ve davranışlardır. Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi’nin 1. maddesia  kadınlara yönelik şiddet kavramını ‘‘Bu deklerasyonun amacı doğrultusunda “kadına karşı şiddet” terimi, toplumsal cinsiyete dayanan ve sonucunda fiziksel, cinsel veya zihinsel zarara veyahut kadının ızdırap çekmesine sebep olan veya sebep olması muhtemel olan davranışlardır ve bununla birlikte toplum içinde ya da özel hayat sınırları içerisinde gerçekleştirilmesi fark etmeksizin yukarıda sayılan sonuçları oluşturabilecek eylemlerin gerçekleştirileceği yönünde tehdit, cebir ya da hürriyeti tahdit de bu kapsamın dahilindedir’’ olarak tanımlamaktadır. Tanımda her ne kadar açıkça ifade edilmemişse de tanımı yorum yoluyla genişletilerek kadını, kasıtlı iradeyle ekonomik yönden yoksun bırakılması da kadına yönelik şiddet sayılabilmektedir. Kadına yönelik şiddet toplumun her alanında varolan cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması olarak karşımıza çıktığı için kadına yönelik şiddet sadece Türkiye’nin değil aksine bütün dünyanın büyük bir sorunudur.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET’İN TÜRLERİ

Kadına yönelik şiddet, kadınların temel hak ve özgürlüklerini açık bir şekilde ihlal eden ve kadın ile erkeğin arasında erkek lehine olan bir güç dengesizliği yani cinsiyet eşitsizliği sonucu ortaya çıkmaktadır. Keza kadının aile içindeki eşitsizliğe dayanan konumu ve ev içindeki ataerkil zihniyet yüzünden kadının emeğinin değersiz sayılması ve emeğinin sömürülmesine müsait varlık olarak algılanması sonucu kadın aile içinde şiddete maruz kalabilmektedir. Kadına yönelik şiddeti sadece fiziksel şiddet olarak ele almak yapılabilecek en büyük hatadır. Bu sebeple bu şiddet olgusunu geniş olarak ele almak gerekmektedir. Kadına yönelik şiddet ve bunun bir alt türü olan kadına yönelik aile içi şiddet genelde fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik şiddet olmak üzere 4 türdür.

FİZİKSEL ŞİDDET:

Kadına zorla bir şey yaptırmaya veya yaptırmamaya çalışmak için kullanılan zarar verici fiziksel eylemlerdir. Genelde en sık olarak fiziksel şiddet kullanılır. Kadında korku ve panik yaratmak amacıyla genelde bedene yönelik yapılan saldırıdır. Evlilik içi veya evlilik dışı kadının tartaklanması, itilip kakılması, dövmek(tekme-tokat atmak, kolunu sıkmak, saçlarını çekmek gibi), kesici, delici ve vurucu aletlerle (bıçak, makas, her türlü patlayıcı ve yaralayıcı aletler) kimyasal madde dökmek (kezzap gibi) hatta hasta olan ve tedavisinin hastanede yapılması (ameliyat olması veya hekimin müdahalesi gerektirecek durumların olması gibi) gereken kadının tedavisinin yapılmaması için hastaneye gitmesine izin verilmemesi de fiziksel şiddet sayılmaktadır.

DUYGUSAL (PSİKOLOJİK) ŞİDDET:

Bu şiddet türü fiziksel şiddetten farklı olarak bedene değil kadının psikolojisine etki etmektedir. Duygusal şiddette kadının kendisini değersiz hissetmesi, kendine olan saygısını yitirmesi etkileri görünür. Bu şiddet türlerine örnekler verecek olursak;

CİNSEL ŞİDDET:

Cinsel şiddete saldırganın amacı kadının cinselliğinden faydalanmaktan ziyade kadını kontrol edebilme ve aşağılama amaçlıdır. Toplumda ar, ahlak, namus, haysiyet gibi kavramların hüküm sürdüğü yani cinselliğin tabu olduğu toplumlarda görülen bir şiddet türüdür. Kadının iradesi olmadan cinsel ilişkiye girme, sesli veya sözlü olarak taciz kapsamına giren eylemlerin tümüdür. Kadına cinsel yolla bulaşan hastalık bulaştırmak, kadının iradesi olmadan veya iradesi sakatlanarak istemediği şekilde ve zamanlarda cinsel ilişkiye girmek, cinsel ilişkide kadına zarar vermek amacıyla yapılan eylemler bu kapsama girer..

EKONOMİK ŞİDDET:

Ekonomik şiddet (Financial abuse), ekonomik özgürlüğü olmayan kadınların sıkça karşılaştığı şiddet türüdür. Kadının parasızlık ile tehdit edilmesi buna örnek verilebilir. Kadının elindeki paraya el koymak veya denetlemek, yetersiz para ile yetinmesini beklemek, erkeğin çalışmayıp kadının zorla çalıştırması buna örnek verilebilir. Kadının eğitim almasına engel olmakta kadına yönelik ekonomik şiddet içerisinde sayılabilmektedir. Çünkü kadının eğitim almasıyla birlikte ekonomik bağımsızlığını kazanabilmekte eğer eğitim hakkından mahrum kalırsa ekonomik olarak ya aile büyüklerine ya da eşine sonuna kadar bağlı olacaktır. Aile içinde ekonomik özgürlüğü olmayan kadınların sürekli olarak maruz kaldığı şiddet türüdür. Bu sebeple ekonomik özgürlüğü olmayan kimi kadınlar boşanamamakta ve şiddete sessiz kalmaktadır.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETTE DEVLETİN KORUMASI GEREKEN HUKUKSAL DEĞERLER: YAŞAM HAKKI VE EŞİTLİK İLKESİ

Devlet dediğimiz tüzel kişilik, aslında bireyleri iç ve dış tehditlerden korunma ihtiyacından ortaya çıkmıştır. Bu sebeple devlet, bünyesinde bulunan bireylerin haklarını korumak ve refah, hukuka uygun bir yaşam vermesi gerekmektedir. Kadına yönelik şiddet aslında çok ciddi insan hakkı ihlalidir. Bu sebeple devletin kadına yönelik şiddet konusunda kesin ve net kararlar almak zorundadır. Kadının şiddete uğramasıyla yaşam hakkı ihlal edilmekle birlikte ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesi de ihlal edilmektedir. Yaşam hakkı birincil haktır. İnsanın en temel hakkıdır. Temel hak ve özgürlüklerin uygulanması için öncelikle yaşama hakkının olması gerekmektedir.

Yaşama hakkında, kişinin yaşamına yönelen herhangi bir riskin veya tehditin ortadan kaldırılması için kamusal makamlardan kamusal koruma talep edebilmeyi de içermektedir. Kamusal koruma hem negatif yükümlülük (yaşam hakkına saygı duymak) hem de pozitif yükümlülük (şiddetin önlenmesi bakımından gerekli ve yeterli tedbirleri almak) söz konusudur. Yaşam hakkının korunması için yasal düzenleme ve başvuru yollarının olması önemli değil, önemli olan bu hakkın korunması için etkili ve sonuç alınabilir bir mekanizmanın olması gerekmektedir.  Çünkü yaşam hakkının ihlal edildiği bir olayda yargıya başvurup, etkin bir sonuç alınamaması sonucunda devletin yaşam hakkını korumaya çalıştığını söylemek çok zor olacaktır.

Eşitlik ilkesi kavramı, Anayasa Mahkemesinin yaptığı tanıma göre ‘‘herhangi bir nesnel ve makul dayanağı olmaksızın aynı durumdaki bireylere farklı muamelede bulunulmamasına ilişkin gerekliliği’’ belirtmektedir.  Yani eşitlik ilkesi kavramı herkesin eşit olması anlamına gelmemektedir. Makul dayanağı varsa belirli durumlarda kişiler arasında bir fark yaratılabilir. Buna pozitif ayrımcılık denmektedir. Ayrımcılık ise eşitliğin bir diğer yüzüdür. Bu yüzden eşitlik ilkesi zarar görürse ayrımcılık yasağı da ihlal edilmiş sayılır. Anayasamızın 10. maddesi Kanun Önünde Eşitlik başlığında ayrımcılıkla ilgili herhangi bir tanıma yer vermemiştir. Keza Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 14. maddesinde Ayrımcılık Yasağı başlığıyla ayrımcılık yasağını düzenlemiş ancak burada da ayrımcılıkla ilgili herhangi bir tanıma yer vermemiştir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararlarında ayrımcılığın tanımı yapılmıştır. Buna göre ayrımcılık, makul dayanağı veya meşru bir amacı yoksa yapılan her türlü ayrım olarak tanımlanır.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETTE DEVLETİN SORUMLULUKLARI

Yukarıda değindiğim kamusal koruma 2 başlıkta incelenir. İlki pozitif yükümlülük, ikincisi ise negatif yükümlülüktür. Negatif yükümlülük ise devlete yasaların izin verdiği haller dışında hakka müdahale etmeme görevidir. Pozitif yükümlülük devletin aksiyona yani eyleme geçme yükümlülüğüdür yani temel haklardan etkili bir biçimde yararlanılmasını sağlamak için devletin aktif önlemler alma yükümlülüğü anlamına gelmektedir. Yani devlet bireyin hakkını koruması için uygun tedbirler alması anlamına gelmektedir. Devlet kadına yönelik şiddetin önlenmesi için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Bunlara örnek vermek gerekirse şiddete uğrayan kadınlar için acil destek hattı kurulup psikolojik destek veya şiddet sonucunda ne yapması gerektiği hakkında bilgi verilebilir, şiddet mağduru kadının, şiddet gördüğü erkek tarafından tekrar şiddete maruz kalmaması için ev veya iş yerlerinin kolayca değiştirme imkanı verilebilir, ekonomik destek sağlanması veya kadının can güvenliği yok ise o zaman uygun bir koruma tedbirine hükmedilmesi gibi tedbirlerdir.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR TÜRKİYE’NİN TARAF OLDUĞU ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER VE ULUSAL MEVZUAT

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi bakımından Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler;

Convention on the Elimination of Discriminitaion Against Women- CEDAW olan yani Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, gerçek eşitliği sağlamaya çalışan ve bu sözleşmeye taraf olan devletlerin kadın haklarının güvence altına alınıp, geliştirilmesi sağlayan bir sözleşmedir. Devletlere yüklenen görev ise kadınlara karşı yapılan ayrımcılığı, toplumsal cinsiyet eşitliğini ortadan kaldırmaya ve kadınlar üzerinde kalıplaşmış önyargıları kaldırılmasıdır. Bu sözleşme BM Genel Kurulu tarafından 1979’da kabul edilmiş ve 1981 yılında yürürlüğe girerken Türkiye bu sözleşmeye 1985 yılında taraf olmuştur.

Çin’in başkenti Pekin’de gerçekleştirilen ve 15 Eylül 1995 yılında kabul edilen Pekin Deklarasyonu ve Eylem Planına  Türkiye çekince koymadan kabul etmiştir. Bu eylem planın amacı cinsiyet eşitliğin ortadan kaldırılması ve daha az şiddet daha çok adalettir.

kanun önünde eşittir ve yine aynı düzenlemenin 2. fıkrasında ‘‘Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.’’ demektedir. Yani Türkiye’de erkeklerin kadınlardan üstün bir hakkı bulunmadığı ve herkesin eşit hakları sahip olduğunu açıkça ifade etmiştir. Bu yüzden devletin en temel görevi toplumdaki cinsiyet eşitsizliğini minimum düzeye indirerek ortadan kaldırmaktır.

41. maddesine göre ‘‘Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.’’ Bu hüküm aile içi şiddetin önlenmesi bakımından vardır ancak bu hükme göre aile içindeki şiddetin korunmaya değer olabilmesi için sadece ‘‘aile’’ olması gerektiği anlamı çıkmakta ve aile içinde şiddete maruz kalan kişinin de ‘‘anne’’ olması sıkıntılı bir durum ortaya çıkartmaktadır. Aile içi şiddetin önlenmesi bakımından anayasal güvence altına alınabilmesi için sadece aile ve şiddet gören kişi için anne kavramlarından ziyade daha geniş kavram kullanılması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü bu hal ile aslında eşitlik ilkesi ciddi bir biçimde zedelenmektedir. Kaldı ki İstanbul Sözleşmesi gereği kadını her türlü şiddetten korumak devletin aslı görevidir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ İLE BERABER 6284 SAYILI KANUNUN ÖNEMİ

Türkiye’de kadına karşı şiddetin önlenmesi için 1998 yılında 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun 1. maddesine göre yararlanabilecek kişiler sadece eşlerden biri veya çocukları veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireyleridir.  Burada korunan aslında sadece ev içerisinde yaşayan kadın değil Türk Medeni Kanununda belirtilen şekilde evlilik gerçekleşmiş olması şartıyla aile idi. Yani nikahsız aynı evde yaşayan veya dini nikahı olan çiftler bu kanun kapsamında sayılmamaktaydı. Yani kanun kadını tek başına bir birey olarak kabul etmemekteydi. Kadın cinayetlerin artması ve bu süreçte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Opuz ve Türkiye davasında Türkiye’yi mahkum etmesi yeni ve etkili bir mevzuatın yapılması ihtiyacı hasıl olmuştur   Opuz v Türkiye a kararı önemli bir karardır çünkü AİHM, kadına yönelik aile içi şiddet bakımından tarihinde ilk defa bir devleti, şiddet gören bir kadını koruyamadığı gerekçesiyle mahkum etmiştir. Karara göre, ‘‘…savcı veya sulh ceza hakimi, talep olmaksızın kendi takdir yetkisine göre 4230 sayılı kanunun 1. ve 2. bölümlerde yer alan koruyucu tedbirlere karar verebilirdi. ….mağdur Opuz’un yaşadığı şiddetin ağırlığını göz önüne alındığında Cumhuriyet Savcısı, Opuz’un talebi olmaksızın 4320 sayılı kanunu takdir yetkisine dayanarak uygulamalıydı.’’  Netice itibariyle bu kanun etkili bir şekilde uygulanmamış ve başvurucu Opuz’un annesi hayatını kaybetmiştir. Bu sebeplerden dolayı yasal mevzuatımızın etkin bir mevzuat olmadığı gerekçesiyle 2011 yılında Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi diye geçen kısaca İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasından sonra TBMM tarafından 8 Mart 2012 tarihinde kabul edilen 6284 sayılı Ailenin Korunası ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe girmiş ve yine bu kanunun 23. maddesi, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

İstanbul sözleşmesi önemlidir çünkü bu sözleşme kadına yönelik şiddeti, insan hakları ihlali ve kadına yönelik ayrımcılık türü olarak görmektedir. Sözleşme, toplumun, kadınlar ve erkekler için özel roller biçtiğini ve toplum tarafından dayatılan bu roller yüzünden toplum içerisinde cinsiyet eşitsizliğinin ortaya çıktığı ve bu sebeple şiddetin gerçekleştiğini belirtmektedir. Ayrıca toplumsal cinsiyet kavramını tanımlayan ilk uluslararası sözleşme olma özelliğini taşımaktadır.  İstanbul Sözleşmesine göre aralarında cinsiyet eşitsizliği bulunan kadın ve erkeğin hukuki ve fiili eşitliğin sağlamakla şiddetin azalacağını benimsemektedir. Bu sözleşmeyi önemli kılan unsur ise kadına yönelik, evlilik, hukuki ve biyolojik bağı sorgulanmaksızın her türlü şiddete karşı koruma sağlamaktır. (Örneğin sadece mevcut evlilik yapan eşleri değil, eski eşler, evlilik dışı birlikte yaşayan çiftleri de korumaktadır.) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin mağdurlarını korumak ve yardım edilebilmesi için devletin kapsamlı politika ve tedbirler almasını gerektiğini belirtmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasıyla birlikte 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun 8 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girmiş ve böylece Türkiye hem ulusal hem de uluslararası metinlerle negatif yükümlülüğünü yerine getirmiştir. Bu İstanbul Sözleşmesiyle ilgili yapılan eleştiriler de vardır. Genellikle çeviri yapılırken orijinal metne bağlı kalmamaktan dolayı yapılan eleştirilerdir

KADIN VE ÇOCUĞA ŞİDDET
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

CS Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.