1. Haberler
  2. Genel
  3. KOMÜNİZM/communism

KOMÜNİZM/communism

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Modern komünizm, 19. yüzyıl ortalarında Avrupa’da Sanayi Devrimi’nin yarattığı ağır işçi sefaletine tepki olarak doğdu. Karl Marx ve Friedrich Engels’in 1848 yılında yayımladığı Komünist Manifesto, bu akımı ütopik fikirlerden çıkarıp bilimsel ve siyasi bir temele oturttu.

UNSPECIFIED – CIRCA 1865: Karl Marx (1818-1883), philosopher and German politician. (Photo by Roger Viollet Collection/Getty Images)

Sanayi Devrimi ve İlk Tepkiler

Fabrikalarda uzun çalışma saatleri ve düşük ücretler görüldü.

İşçiler büyük şehirlerde yoksulluk içinde yaşadı.

İlk sosyalistler mülkiyetin ortak olmasını istedi.

Bu düşünceler ütopik (hayalci) olarak kaldı

Marksizm ve Bilimsel Temel

Karl Marx ve Friedrich Engels tarihi sınıf savaşları ile açıkladı.

Kapitalizmin sömürü düzeni eleştirildi.

1848’de Komünist Manifesto yazıldı.

İşçi sınıfının devrim yapması gerektiği savunuldu.

İlk Devlet Uygulaması

1917 Ekim Devrimi ile Rusya’da Çarlık yıkıldı.

Bolşevikler iktidara geldi.

Sovyetler Birliği kuruldu.

Komünizm ilk kez devlet düzeni oldu.

Almanya’nın batısında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Karl Heinrich Marx, bundan tam 140 yıl önce yaşamını yitirdi.

Avukat olan babasının yolundan giden Marx, Bonn kentinde hukuk eğitimi aldı.

1841 yılında ise Jena Üniversitesi’nde felsefe doktorası yaptı. Eğitimi sırasında Alman filozof Georg Hegel’in düşüncelerinden etkilendi.

1836’da nişanlandığı Jenny von Westphalen ile 1843’de evlendi. 1844-1857 yılları arasında Marx çiftinin yedi çocuğu olsa da bunlardan yalnızca üçü uzun süre hayatta kalabildi.

Marx bir süre Köln’de gazete editörü olarak çalıştıktan sonra 1843’te eşi Jenny ile birlikte Paris’e taşındı.

İlk günden itibaren kentteki işçiler ve sol düşünürlerle sıkı ilişkiler geliştirdi.

“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa aslolan dünyayı değiştirmektir.”

Marx ve Engels 1848’de yayınladıkları Komünist Manifesto ile insanlık tarihinin sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu ve bu mücadelenin işçi sınıfının zaferiyle sonuçlanacağını söyledi.

Aynı yıl Avrupa’yı sarsan toplumsal hareketler, iktidarları tehdit eden bir boyuta ulaştı. Avrupa’da daha iyi hayat şartları ve siyasi reform talebiyle başlayan toplumsal hareketler çoğu ülkede başarısızlıkla sonuçlandı ve bastırıldı. Fakat aynı zamanda Avrupa toplumlarında önemli izler de bıraktı.

‘İşçi köle kaldığı sürece hiçbir ulus özgür olamaz’

Marx 1850 yılında bu yenilgiler hakkında “Yenilgiye uğrayanlar, geleneksel devrim-öncesi uzantılar, henüz şiddetli sınıf karşıtlıkları haline gelecek kadar keskinleşmemiş olan toplumsal ilişkilerin sonuçları oldu” demiş ve eklemişti:

“Proletarya kendi mezarını burjuva cumhuriyetinin beşiği yaparak burjuva cumhuriyetini, salt biçimiyle, açık amacı sermayenin egemenliğini ve emeğin köleliğini sonsuzlaştırmak olan devlet olarak hemen ortaya çıkmaya zorladı.”

“İşçi köle kaldığı sürece, ne Macar, ne Polonyalı, ne İtalyan özgür olacaktır!”

Marx, Avrupa’daki 1848 devrimlerinin ardından devrimci hareketi finanse etme suçlamasıyla gözaltına alınarak Brüksel’den de sürgün edildi.

1849’da Londra’ya taşınan Marx, hayatının geri kalanını burada geçirdi. Burada ailece yoksulluk çekseler de Engels onlara destek oldu.

Marx, Londra’daki yıllarını kapitalizm ve endüstrileşmeyi inceleyerek geçirdi, ekonomi ve politika hakkında makaleler yazdı. Sermaye, toprak mülkiyeti, ücretli emek, devlet, dış ticaret, dünya pazarı hakkında teoriler geliştirdi.

Kapitalizmin çelişkilerini inceledi

Kapitalizmin varlığını sürdürmek için işçileri sömürmek zorunda olduğunu savunan Marx, bu sistemde üretim araçlarını ellerinde tutan sermaye sahiplerinin her zaman zenginleşirken işçilerinse yoksullaşacağını yazdı.

Marx, kapitalist üretim biçimlerinin işçileri birer makine çarkı gibi gördüğünü, işçilerin hem sömürüldüğünü hem de üretimlerinin karşılığını alamadığını, bu nedenle işçilerin ürettikleri ürünlere ve üretim sürecine yabancılaştığını öne sürdü.

Kapitalizmin kendi içinde taşıdığı çelişkiler nedeniyle krizlerin kaçınılmaz olduğunu yazan Marx, bu nedenle ölümünden sonraki onyıllarda yaşanan her ekonomik krizde tekrardan gündeme geldi. Marx’a göre şirketlerin kârlılığının düşme eğilimi krizlerin nedenlerinden biriydi.

Fotoğraf altı yazısı,Marx, Engels ve Lenin’in art arda dizilen portreleri Sovyetler Birliği’nde sıklıkla kullanılıyordu. Arjantin’deki sokak satıcılarının sattığı bu bayrağa Josef Stalin ve Çin devriminin önderi Mao Zedung da eklenmiş

Marx kapitalizme karşı komünizmi öneriyordu. Burjuvazinin işçiler tarafından devrilmesinin ardından işçi sınıfının “diktatörlüğü” kurulması gerektiğini söyleyen Marx, işçilerin demokratik yönetimi olacak bu sistemde üretimin kâr amacıyla değil ihtiyaca göre yapılmasını öneriyordu:

“Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre.”

Marx komünizmin, insanların “sabahları avlanıp, öğleden sonraları balık tutup, akşamları hayvan besleyip, akşam yemeğinden sonra felsefe yapabileceği” bir düzen olması gerektiğini söylüyordu. Komünist toplum üretimi düzenleyeceği için insanlar avcı, balıkçı, çoban ya da felsefeci olmasa da bunları yapma imkanına sahip olacaktı. İlerleyen teknoloji sayesinde insanlar daha az çalışarak daha çok şey üretebilecekti.

Marx, proleter diktatörlükten komünizme geçişin nasıl olabileceğine dair hazır bir reçete sunmasa da, komünizme geçişle birlikte sınıfların ve dolayısıyla devletin ortadan kalkacağını, üretimi sağlayacak işçileri yönetecek kişilerin de seçilmiş, geri çağrılabilir ve ortalama ücret alan işçilerden oluşacağını söylüyordu.

Birinci Enternasyonalin kuruluşu

Avrupa’da büyüyen işçi sınıfı, Birinci Enternasyonal olarak da bilinen Uluslararası Emekçiler Birliği’ni kurarken Karl Marx da oradaydı.

Londra’da Enternasyonalin açılışında yaptığı konuşmaya “İşçiler! 1848’den 1864’e kadar olan dönem boyunca işçi yığınlarının sefaletinin azalmadığı büyük bir gerçektir, ama bu dönem sınai gelişme ve ticari büyüme bakımından gene de eşsizdir” diye başlayan Marx, 1843-1864 arasındaki 20 yılda ekonominin üç kat büyümesine rağmen yoksulluğun azalmadığını vurguluyordu.

Marx konuşmasında o dönemde halkın yetersiz beslenme koşullarında yaşamak zorunda bırakılmasını eleştiriyor, işçi sınıfının burjuvaziye kabul ettirdiği 10 saat çalışma yasasını övüyor ve işçilerin kurduğu kooperatiflerin yaygınlaşmasını öneriyordu.

Marx işçilerin, egemenlerin dünya çapındaki sömürü planlarını engelleyecek gücü olduğunu da bir örnekle açıklıyordu:

“Batı Avrupa’yı Atlantik’in öte yakasındaki köleliği sürdürmek ve yaygınlaştırmak üzere rezil bir haçlı seferine paldır-küldür girmekten koruyan egemen sınıfların dirayetleri değil, İngiltere’nin çalışan sınıflarının bu canice çılgınlığa karşı yiğitçe direnmeleri olmuştur.”

Marx en kapsamlı kitabı olan Kapital’i de Londra’da yazdı. Kitabın ilk cildi 1867’de yayınlandı. Marx bu kitabı hazırlarken yalnızca işçi sınıfının durumunu incelemedi, aynı zamanda şirketlerin vergi kayıtları ve işçilerin sağlık raporları gibi belgeleri de kullandı. Bu raporlarda 30 saat aralıksız çalıştığı için ölen işçiler de vardı. Marx’ın kullandığı 1875 tarihli bir raporda Manchester bölgesindeki üst sınıfların ortalama yaşam beklentisinin 38, işçi sınıfının ortalama yaşam beklentisinin ise 17 yıl olduğu yazıyordu.

Ses dosyası alt yazısı, Siyasal Düşünce Tarihi Bölüm 10: Marxizm

Marx’ın incelediği bir diğer olay da, kendisi Londra’dayken gerçekleşen Paris Komünüydü. 1871’de Fransa Prusya savaşı sırasında İkinci Fransız İmparatorluğu’nun çöküşü sonucu Paris’te halk iktidarı ele geçirmiş, burada kurulan komün 72 gün sonra Fransız ordusu tarafından işgal edilmişti.

“Paris Komünü, İmparatorluk’un doğrudan antiteziydi, ‘Sosyal Cumhuriyet’ çağrısıydı” diyen Marx, Paris Komününün özel mülkiyeti kaldırmayı, o güne kadar kendi üretimlerine el koyan burjuva sınıfının varlıklarına el koymayı hedeflediğini, komünde ilk defa işçilerin kendilerini yönettiğini yazmıştı:

“İşçilerin Paris’i, Komünüyle birlikte, yeni toplumun müjdecileri olarak sonsuza kadar anılacak. Paris şehitleri, işçi sınıfının yüce kalbine kazındı.”

Son yılları ve sağlık sorunları

Alkol ve tütün kullanan, gece geç saatlere kadar çalışıp kötü beslenen Marx, hayatının son yıllarını sağlık sorunlarıyla geçirdi.

University of London Tarih Profesörü Gregory Claeys, BBC History dergisine yazdığı makalede Marx’ın hemoroit, romatizma, deri enfeksiyonu, karaciğer rahatsızlığı ve uykusuzluk hastalıklarından mustarip olduğunu söylüyordu.

Eşinin 1881’deki ölümünün ardından Marx’ın sağlığı daha da kötüleşti. 14 Mart 1883’te yaşamını kaybeden Marx, Londra’daki Highgate Mezarlığı’na gömüldü.

Prof. Claeys, “Marx, kendisine yöneltilen tüm eleştirilere rağmen yeteneklerinden şüphe duymuyordu. Fakat bu sıra dışı özgüvenin bir de olumsuz etkisi vardı: Bir konuda yazmadan önce o konuda tüm yönleriyle uzmanlaşmak” diyor ve ekliyor:

“Marx yıllarını yeni diller öğrenerek ve sayısız notlar alarak geçirdi. Yaşı ilerlediğinde sağlık sorunları nedeniyle uzun süre yazı yazamaz olmuştu. Bütün bunlar nedeniyle küresel ününü hayattayken elde edemedi. 1883’te öldüğünü çok az kişi fark etmişti.”

Komünist Manifesto’nun girişindeki “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti” cümlesindeki hayaletin, kısa süren Paris Komünü sonrasında vücut bulması ise 1917’de Rusya’da gerçekleşti.

Özel mülkiyete karşı çıkan Marx bu devrimi göremedi ancak 20. yüzyılda gerçekleşen pek çok devrime ilham verdi. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra dünyada sosyalizmin etkisi azalsa da, “tarihin sonu” ilan edilse de, 2008’deki ekonomik krizin ardından Karl Marx’ın fikirleri tekrardan ana akım yayınlarda yer almaya, tartışılmaya başladı.

Gelir adaletsizliğinin artması, dünyanın en zengin sekiz kişisinin elindeki servetin dünyadaki en yoksul 3,5 milyar kişinin servetine denk hâle gelmesi Karl Marx’ın teorilerini güncel tartışmaların merkezinde tutuyor.

Bu yüzden doğumundan 200, ölümünden 135 yıl sonra, Karl Marx’ın hayaleti dünyada dolaşmaya devam ediyor.

Komünizm ve din, felsefi ve tarihi açıdan temelden zıt iki sistemdir. Klasik Marksizm’e göre din, halkın afyonudur ve sömürü düzenlerini meşrulaştıran bir araçtır. Felsefi temelde ateizm ve materyalizm yer alır; ancak uygulamada dinle ilişki döneme ve coğrafyaya göre farklılıklar göstermiştir

Marksist-Leninist Felsefede Din

Yabancılaşma ve Sömürü: Karl Marx, dinin insanların gerçek dünyadaki acılarına karşı bir tepki ve teselli olduğunu, ancak aynı zamanda bu acıları üreten sistemi koruduğunu savunmuştur. Laiklik ve Devlet: Marksizm’e göre din bireyin özel alanına ait olmalıdır. Devlet ile din işleri kesin olarak ayrılmalı, kamusal alanda dini etkiler azaltılmalıdır.

Mücadele: Marksist-Leninist rejimler (örneğin Sovyetler Birliği’nin ilk dönemleri), dini kurumları siyasi bir rakip ve gerici unsur olarak görüp baskı altına almıştır.

Pratik ve Tarihsel Yaklaşımlar

Uzlaşı ve Esneklik: Bazı dönemlerde (örneğin II. Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği’nde) devlet, halkın dini hassasiyetlerini rejime destek sağlamak için geçici olarak yumuşatmıştır.

Dini Sosyalizm: Hristiyan veya İslami teolojiyi sosyalist ekonomik modellerle birleştiren Dini komünizm gibi akımlar da tarihte kendine yer bulmuştur.

Din ve komünizmin tarihteki ilişkilerine değinmeden günümüzde radikal sol ve din arasındaki kesişmeleri sorgulamak kolay değil. Bu noktanın ihmali dine karşı modernist bir yoruma götürür. Komünizm bugün herkesin kafasında Sovyetler Birliği’nde denenen “devlet sosyalizmi ile özdeşleşmiştir. Bu sistem bütünüyle endüstriyel modernleşme anlayışına dayalı bir tür toplumsal mühendislik modeli sunmaktaydı ve dine yaklaşımı da Aydınlanmacı düşüncesinden farksızdı. Oysa kökenlerine inildikçe, Batı’daki modern devrimci radikalizmlerin kaynağı olan komünist akımların ilk olarak Hıristiyanlık içindeki bazı sapkın tarikatlarda ortaya çıktığını görüyoruz. Sosyal tabanı yoksul köylülere, kentli zanaatkârlara ve entelektüellere (genelde din adamları) dayanan Katharlar, Taboritler, Bogomiller, Hussitler, Anabaptistler gibi Binyılcı ve Mesihçi tarikatlar, çok genel bir söyleyişle, ayrıcalıklı sınıfların egemenliğine son vermek, toprakları ve mülkleri kolektifleştirmek, eşitlikçi bir yeryüzü cenneti ve İsa’nın dünyevi krallığını kurmak istiyordu. Tarihte en çok bilinen devrimci din adamlarından olan Thomas Münzer, Anabaptistlerle dava birliği yapmış, kilisenin ve prenslerin hâkimiyetine karşı 1525 yılında Almanya’da yüz binlerce yoksul köylünün katıldığı bir ayaklanma başlatmıştı. 1640 İngiliz Devrimi sonrasında, ortaya çıkan radikal haretlerden Önce Leveller’ların kurucularından birisi olan sonra da onlardan daha radikal mülkiyet karşıtı Digger’ların önderlerinden biri olan Gerard Winstanley de “İngiltere’nin yoksul ezilen halkı” adına soylulara ve egemenlere karşı bildiriler yazan devrimci bir Protestan reformcusu din adamıydı.

Bu tür tarikatların ya da cemaatlerin kalkış noktası kilisenin halk üzerinde baskı aracına dönüşmesi ve din adamlarının yaşayışının ayrıcılıklı ve halktan kopuk hale gelmesiydi. İlk Hıristiyanların sade, eşitlikçi, mülk ortaklığına dayalı yaşantılarına özlemleri nedeniyle kilise düzenini reddettiler. Avrupa’da oldukça yaygın Kathar tarikatları mülkiyeti reddederek eşitlikçi, komünist cemaatler olarak örgütlenmişlerdi. Rönesans döneminde modern komünist ve alternatif toplum fikirlerinin kaynaklarından Ütopia ve Güneş Ülkesi’nin yazarları olan Thomas More ve Campanella da dinin egemen yorumlarından sapmış birer din adamıydılar.

Dinin alternatif yorumlarının ezilenler elinde sistem karşıtı devrimci rol alabileceğinin çağdaş bir örneği de Güney Amerika’da 1960’larda doğan Kurtuluş Teolojisi hareketidir. Kurtuluş Teologları kapitalizme karşı sosyalizmi ve insanın kurtuluşu düşüncesini birleştirmişlerdi. Kiliselerde halka mücadele çağrısı yapan ve gerilla hareketlerini destekleyen pek çok devrimci rahip faşistler tarafından katledilmişti.

Dinsel inanç, dünyaya dair ontolojik, epistemolojik, etik ve estetik görüşlerin bir yumağı, günlük hayattan siyasete geniş alanları etkileyen kültürel bir fenomendir. Farklı dini inançlar ve dinlerin farklı yorumları, kendi bağlamları içinde ampirik olarak ele alınmadıkça, din hakkında yapılan bütün genel tespitler, “din toplumun afyonudur” benzeri soyutlamalar olarak kalır. Dinlerin egemen iktidarın ve ezilenlerin elindeki yorumları her zaman örtüşmez; bazı yorumlar sınıfsal anlamda karşıt siyasal konumlara tekabül eder. Aydınlanmacı rasyonalist düşüncenin etkisindeki pek çok solcu için din bütünüyle kapanmış bir çağa ait, egemenlerin ideolojik manipülasyon aracıdır. Bu ancak dinin egemen iktidarın elinde biçimlendirilmiş -Osmanlı Devletinin hukuk ve siyasetini temellendiren Sünni İslam gibi- yorumları için söz konusudur. Oysa Anadolu tarihinde pek çok tarikat merkezî iktidarla çatışmış, halk ayaklanmalarına öncülük etmiş ve bazıları yeraltında yaşamaya itilmişlerdi.

Tüm egemenlik ve tahakküm ilişkilerinin, eşitsizliklerin, devletin ve profesyonel siyasetin ortadan kaldırılmasını hedefleyen çağdaş komünist (radikal eşitlikçi) düşünceler, topluluğun doğrudan demokratik özyönetimini hedefleyen devrimci tasarıları sunan ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, estetik ve ekolojik görüşler yelpazesine sahiptir. Bu yönüyle, devletçi siyaset ufkunun kapitalizmin ve modernizmin aşılması olarak, sosyalist soldan ve klasik Marksizmden farklıdır. Klasik Marksizmin devlet iktidarını ele geçirme eksenli modernist siyaseti nedeniyle uzak bir hedef olarak geleceğe havale ettiği komünizm -eşitlikçi toplum sorunu- bugün hâlâ ezilenlerin hareketlerini biçimlendiren ana itkidir. Brezilya’daki Topraksız Kır İşçileri, Meksika’daki Zapatistler ya da Hindistan’daki köylü hareketleri insanların inançlarını sorgulamayan, eşitlikçi bir toplumsal pratiğin hemen yaratılmasına odaklanmış devrimci soysal hareketlerdir.

Dinin “sol”la ilişkisi, radikal eşitlikçi ve radikal özgürlükçü bir çerçeveden tartışılırsa, devletçi sosyalizmin güncel şekli olan klasik Marksizmin ve her türden sol modenizmin sınırlarının dışına çıkmak gerekir. Ezilenler açısından sorun seküler bir dünya görüşünün mü yoksa dini inancın mı daha özgürlükçü olacağı değil, hem dinsel söylemler hem de seküler siyasetlerin birbirine eklemlenmesi yoluyla sürdürülen sömürü ve tahakküm ilişkilerinin ortadan kaldırılmasıdır. Laiklik, modern devletin rasyonel hukuka dayalı egemenliği sorunuyla ilişkili bir sorundur; radikal özgürlükçü ve eşitlikçi bir  devletsiz sınıfsız bir toplumun kuruluşu ise modern hukukun çerçevesini aşar.

Eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumun en iyi şeklinin zorunlu olarak materyalist bir kültür olacağı da söylenemez. Şimdiye kadar bildiğimiz dinsel tahakküm biçimlerine benzemeyen farklı tinsel kültürlerin de mümkün olacağı komünal toplum biçimleri yaratılabilir. bu bakış açısıyla asıl arzu edilen, iktidarı elinde tutan bürokratların, bilimcilerin, din adamlarının, askerlerin ve patronların  ve ataerkil egemenlik biçimlerinin sona ermesidir.

Marksizmin din ile mesafesi, Marx’ın ateist olup olmaması gibi meseleler entelektüel açıdan renkli, parlak tartışmalar olmakla beraber, ezilenlerin devrimci özgürleşmesine açılım sağlayacak gibi görünmüyor. Dinin ezilenlere, yoksullara yaslanan plebyen ve egemen bakışın sapkın addettiği yorumlarından doğup bugüne gelen modern bir devrimci hareket olarak komünizm, hem sol modernist din karşıtlığının hem de sol liberal hoşgörünün sınırını aşar. Toplumun homojenleştirilmesi karşısında öz-yönetimi; ekonominin ve kültürün yerelleştirilmesini; topluluk içindeki farklılık ve çeşitliliklerin geliştirilmesini; etnik, dinsel, kültürel ve cinsel çeşitliliğin devlet ve toplum baskısı olmaksızın yaşanmasını; yönetimin ademi merkezileştirilmesini ve devlet egemenliğinin ortadan kaldırılmasını savunması nedeniyle komünist düşünce ancak epistemolojik ve kültürel bir çoğulculuğu gerektirir.

KOMÜNİZM/communism
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

CS Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.