Silahını ağzına sok ulan
Çabalama bayyy düzenbaz.
Taban uyanıyor taban.
Taban uyanıyor taban.
Hele bir ayağa kalksın durduramaz onu baban.
Taban uyanıyor taban taban uyanıyor taban.
Hele bir ayağa kalksın hele bir ayağa kalksın durduramaz onu baban.
Durduramaz onu baban.
Alın teri çalacaksın
Ettiğini bulacaksın ulan.
Taban uyanıyor taban.
Taban uyanıyor taban.
Hele bir ayağa kalksın durduramaz onu baban.
Niye benim bir işim yok?
Niye senin göbeğin tok?
Silahını ağzına sok ulan.
Taban uyanıyor taban.
Taban uyanıyor taban.
Yeter o açtığın yara
Alnıma çaktığın kara.
Kendine bir delik ara ulan.
Taban uyanıyor taban.
Taban uyanıyor taban.
Hele bir ayağa kalksın durduramaz onu baban.
Hele bir ayağa kalksın durduramaz onu baban.
Söylediğin yalana sooon.
Eylediğin talana son.
Yüz bin yüz bin
Milyooon milyooon.
Taban uyanıyor taban ulan.
Taban uyanıyor taban.
Hele bir ayağa kalksın durduramaz onu baban.
Hele bir ayağa kalksın durduramaz onu baban.

Türkiye’de 17 milyonun üzerinde emekli, yaklaşık 12 milyon asgari ücretli var. Bunları topladığımızda yaklaşık 30 milyon emekçiyi kapsıyor. Bunlar ayağa kalkarsa ülkede taş üstünde taş kalmaz. Yine bunlar ayağa kalkarsa Türkiye’de, dünya tarihinde görülmemiş bir devrim olur.
Yine bu 30 milyon emekçi (AKP’lilere göre ayakçı) onların KA-ÇAK sarayının önüne bir ay dikilselr kaçacak delik ararlar.
İŞTE; TABAN UYANIYOR TABAN ULAN. SİLAHINI AĞZINA SOK ULAN.
Bu 30 milyona muhalefeti, gençleri, öğrencileri, çocuklarını doyuramayan anne ve anneanne ve babaanneler ve dedeleri eklediğimizde, gaziler de dahil olduğunda yaklaşık 50 milyonu bulur devrim yapmaya silaha gerek yok.
Kısaca bu durum silahsız devrimi kendiliğinden yaratır. Diğer adıyla kansız devrim.
Buradan Özgür Özel’in bu duruma çok dikkat etmesi gerekiyor.
Demek ki, silahsız ve kansız devrim yapılabilirmiş. Öncelikle inanmak gerek ve ayağa kalkıp sol yumruğu yukarıya doğru çekmek yeterli.
Cemil Sevincek olarak facebook’umda ÖLÜMÜNE ÖZGÜRLÜK. Sloganı vardır. Bu slogan bana ait. Ölmedende özgürlüğü, ekonomik bağımsızlığı, eşitliğiyakalamak çok kolay. Yeter ki isteyelim. Her şey kendi ellerimizde.
“Taban uyanıyor”, 1960’lı ve 70’li yılların halk ozanı Âşık İhsanî’nin halk ve emek hareketleri arasında çok bilinen, “Taban uyanıyor taban / Hele bir ayağa kalksın / Durduramaz onu baban!” dizeleriyle anılan ünlü taşlama ve protest türkü/şiir sloganıdır.
Âşık İhsanî ve Eserin Anlamı
1960’lar ve 1970’lerde işçi ve köylü haklarını savunan bir devrimci ozan protestosudur.
“Taban” kelimesi toplumun en alt katmanını, yani üreten emekçileri ve halkı simgeler.
Düzenin sömürü düzenine karşı halkın uyanışını ve direnişini hedefler. [1]
Kültürel Yansımaları
Siyasi söylemlerde, makalelerde ve fikir yazılarında halkın gücünü belirtmek için sıkça alıntılanır.
Çeşitli edebi incelemelerde veya köşe yazılarında toplumsal tepkiyi açıklayan bir metafor olarak kullanılır.
Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Asıl adı İhsan Sırlıoğlu’dur.

Yine aynı kentte 17 Nisan 2009’da evindeki belgesel çekimi sırasında fenalaşarak hastaneye kaldırıldı, beyin kanaması geçirdiği anlaşıldı. 17 evlilik yapmış ve 17 yıl cezaevinde yatmış biri olarak 21 Nisan 2009’da hayata gözlerini yumdu.
Aşık İhsani, aşıklık geleneğinin motiflerinden biri olan (rüya) rüyasında gördüğü bir gül yüzlünün peşinden diyar diyar gezerek vardığı her yerde, sesinin, gözlerinin dokunduğu boşluklarda hayalindeki güzeli Güllüşah’ı aradı.
Tabii işin aslı, maddi dünyadaki bir sevgiliyi arayıp bulmak değildi. Asıl mesele aşkın peşindeki zorlu yolculukta yaşanacak serüvende pişmek, olmaktır.
Yani çıkılan yolculuğun kendisi aranan sevgilinin uzaklığındaki ilahi aşka yana yana ulaşmanın çekilen acılardan yılmadan, yıkılmadan yolculuğu sürdürmenin manevi güzelliğindeki aranışta saklıdır.
Zaten sonrasında Uşak Şeker Fabrikası’nda çalışırken hapishane müdürünün aracılığıyla bulduğuna inandığı Güllüşah’la (Sevim Hanım) yaşamını birleştirdi yine de aşkı yani ölümsüzlüğü aramaktan ömrü boyunca vazgeçmedi.
Güllüşah’la aşıklık geleneğinin çizdiği yola uygun bir şekilde Anadolu’nun dört bir yanını gezdi, dolaştı yoksul insanların sesi soluğu olarak onları harekete geçirmeye, bilinçlendirmeye çalıştı.
Demokrat Parti tarafından keşfedilmesinde Güllüşah‘la hikayesinin toplumda yarattığı etkinin bir sonucu olduğunu belirten İhsani, işin rivayet kısmını şöyle açıklamıştır:

“Hikayemin Güllüşah’la ilgili kısmı doğru değildir, onu ne rüyamda gördüm ne de ona âşık oldum. Uydurmadır bu hikâye. Ama halk bu hikâyeden o kadar etkilendi ki Celal Bayar beni köşke davet etti.
“Başvekil Menderes bir yavuz kişi
Bir daha cihana gelmeyen eşi
Kırk altı ’da doğdu zafer güneşi
Evel Allah sonra Demokrat Parti”
1958 yılında, Muzaffer Sarısözen tarafından Ankara radyosunda Güllüşah’la beraber her hafta çarşamba günleri, program yapmaya başlayınca zamanın en önemli kitle iletişim aracılıyla sesini daha geniş kitlelere duyurma olanağına kavuştu.

1960 sonrası dünyada ve ülkemizde, hızla gelişen siyasallaşma Aşık İhsani’nin düşünce dünyasında köklü değişim ve dönüşümlere yol açması kaçınılmazdı.
Demokrat Parti gibi sağ bir çizgide başladığı siyasi çizgisini terk ederek daha solda kendini bulması çok uzun zaman almadı.
1968 yılında TİP’ten İstanbul milletvekili adayı oldu. Yaşadıklarını, sazına sözüne, bütün içtenliği ile aktardı. En güzel bestelerinden birinin oluşumundaki hikayeyi A. Rahim’in tanıklığından aktarmak istiyorum.
“Süleyman Demirel’in lakabı Baba ya, bir gün birkaç kişiyle tartışıyor, o zamanlar Aşık İhsani de milletvekili adayı. Demirel’i eleştiriyor. Diğerleri de savunuyor. İhsani, devrimden bahsediyor, halkın özgürlüğünden filan. Arada şöyle bir cümle kullanıyor, taban artık Demirel’i istemiyor, hesap soracak, diyor. Adamlardan biri, taban ne yapabilir ki, Baba’nın karşısında deyip onu küçümsüyor.
Bunun üzerine Aşık İhsani, taban uyanıyor taban, hele bir ayağa kalksın durduramaz onu baban, diye bağırıyor, sonra da bunu ezgiye döküyor.”

“sözüm hain hırsızadır
çabalama bay düzenbaz
taban uyanıyor taban
hele bir ayağa kalksın
durduramaz onu baban“
Yaşanan eşitsizliklerin, yoksullukların karşısında bir sanatçının halkına karşı bir sorumluluğu olduğu bilinciyle, ülkenin sıcak gündeminde tavrını ezilenlerden yana koymanın gerekliliğine inanarak yolunu belirledi.
Geleneksel çizgide başlayan aşıklık serüveninde üretimlerinin ortamın da etkisiyle politikleşerek başka bir çizgiye evrilmesi açısından sanatı ve tavrıyla önemli bir yerde konumlanmıştır.
TİP’le başlayan atılımla sosyalizm fikrinin toplumda yayılmaya başladığı süreçten 12 Eylül 1980 faşist cuntasına kadarki zaman diliminde, aşıklık geleneğindeki sanatçılar gibi diğer alanlarda üretimde bulunan sanatçılar da siyasal ortamdan etkilenmiş hızla sağ-sol olarak saflaşmışlardır.

Dönemin keskin çizgisinde gerçekleşen kutuplaşmada bir kısım sanatçı, halktan emekten yana tutumla karanlık günlerin kasvetinde gelecek güzel günler umudunu toplumun bilincinde yeşertmeye çalışmıştır.
Bir kısmı da Ozan Arif gibi milliyetçi kesimde karşılık bulmuş, karanlık dönemin başlangıcına omuz vererek halkın değil, faşist ideolojinin sanatçısı olarak kendine yol açmıştır.
Günümüzde pek çok platformda tartışıla tartışıla dilimize pelesenk eden sanatçının, aydının tarafsızlığı konusunda kendisini neyin bağladığını dizeleriyle ne güzel ifade etmiş:
“sorumluyum ben çağımdan
düz ovamdan dik dağımdan
sömürgeyi torağımdan
sürene dek yazacağım.”

Aşık İhsani, özellikle 1970’lerde, kitleler nezdinde tanınırlığı artan oldukça popüler olan halk ozanıdır artık. Diyarbakır’ın yoksul bir köyünde başlayan yaşamında, ülkenin emeğin kurtuluşundaki cesur tutumuyla zorluklara göğüs germiş, kitlelerle bağı artmıştır. Daha önce de vurguladığımız gibi yerelde “Demokrat Parti” ile başladığı politik hayatına keskin bir geçişle politik olarak tamamen karşı cephedeki TİP ile yolları kesişir. Sert, açık ve ajitatör müziğiyle meydanları harekete geçiren devrimcilerin ozanı olarak tanınır.
Şarkılarının mesajları da daha da politikleşip sertleşmeye, kitlelerde karşılığını fazlasıyla bulmaya başlayınca çeşitli engellemelerle karşılaşmıştır.
“Oy dere Kızıldere
Böyle akışın nere
Bizde can mı bıraktın
Sana can vere vere.”
Dönemin yobazları, din tacirleri de ozanın kaleminden sazından fazlasıyla nasibini almıştı. Toplumsal sorunlardaki eleştirel tutumu sanatçı tavrının en önemli özelliğidir.
“Sakal seni güzel için taşırım
Ben seni kesemem kara sakalım
Güzeli görünce hafif kaşırım
Ben seni kesemem kara sakalım.”
Günümüzde ders kitaplarından çıkarılan Tanrı’yı alaysama anlamındaki şathiye örneğiyle Kazak Abdal’ın gibi ulu ozanların yolundan gittiğini gösteren şiirlerinden de bir örnek vermek istiyorum.
“Nedendir be koca tanrım
Ben ölüyom sen ölmüyon
Şu dünya oldu olalı
Ben öldüm sen ölmüyon.”
Günlük yaşamda, insanlarla rahatça iletişim kurması, kavgası dostlukları gibi insan sevgisiyle sazının mızrabına dokunurken yokluğu ve acıları paylaşmakta ustalığını gösterdi.
Ozan Şahturna onun insanlık sevgisiyle dolu yüreği için belleğindeki anılarını yokluyor. Konuya ilişkin soru yönelttiğimizde sesinin tonundaki hüznü hissedebiliyoruz.

Aşık İhsani Şahturna “Şahkız” başlıklı yazısında Ozan Şahturna ile ilk görüşmesine ait izlenimlerini şöyle aktarmış:
“Şahturna adlı kıza şöyle bir baktım, on beş yaşında ancak vardı. Bir de güzeldi ki…Kan damlarcasına kıpkızıldı yanakları, hele kaşları…Işıldayan iki sivri uçlu hançer gibi simsiyahtılar. Saçları da öyle…İki siyah örgü ipek gibiydiler. Upuzundular da ayaklarına dökülüyordu.“
İhsani’nin gönül gözüyle gördüğü güzelliği ustaca aktarmaya çalışırken Ozan Şahturna da yaşanmışlıklara ait belleğinin kıvrımlarında kalan günlere ait düşüncelerini paylaştı.
“Evet, bu arada tabii çok hatıralarımız oldu. Bu bakımdan Aşık İhsani’de samimi bir dostluk arkadaşlık yani bir ozan bağlılığı, bir ozan arkadaşlığı, ozan yürekliliğinin olduğunu biliyorum. Onun için de İhsan ağabey, ışıklar içinde yatsın diyorum ve gönlümde o hep bir ağabey olarak, ozan olarak, bir düşün insanı olarak var olacak. Çünkü sadece filozoflar sadece bilim insanları değil, ozanlar da ülkemize ve dünyaya ışık veren insanlar da düşünürdür. O yüzden İhsan ağabey de benim gönül hanemde gerçek duruşuyla, mücadelesiyle büyük bir ozandır.”

İşçi sınıfı mücadelesinde, emeğin zorlu mücadelesine sazıyla sözüyle tüm bilinciyle katılarak grevlerde, mitinglerde, direniş barikatlarında meydanları güçlü sesiyle harekete geçiren, düşmanları korkutan sınıf ozanı olarak devrimci ozanlar geçidinde yerini aldı.
Aşıklık geleneğinin son temsilcilerinin boy verdiği ortamda ülkenin hızla değişen toplumsal çatışma süreçlerinde resmî ideoloji dışında hareket etmesi aşıklık geleneği içinden yetişenler açısından bir ilktir.
Aşık İhsani’nin serüvenine eşlik eden Ozan Şahturna devrimci mücadelenin ivme kazandığı koşullarda Devrimci Ozanlar Derneği’nin (DEVOZ) kuruluşuna tanıklığını şöyle aktarıyor.
“Ben Ozan Şahturna olarak, birçok ozan arkadaşlarımla olduğu gibi Aşık İhsani ile 70’li yıllarda DEVOZ’u kurduk. Daha önce de benim Aşık İhsani ile DEVOZ’u kurmadan önce, çok çalışmalarımız oldu. Hatta Güllü Şah ile evli olduğu dönemlerde evine gittik, orada çok derin sohbetlerimiz oldu. Daha sonra DEVOZ’u kurduk. Ardından Anadolu’nun en ücra köşelerinden metropollere kadar bütün Türkiye’yi gezdik, dolaştık. Hepsi konserler dolayısıyla oldu, tabii dostluklarımız da oldu biz onlara gittik, onlar bize geldi. Çok anı biriktirdik, çok dertlerimiz oldu, neşelerimiz, acılarımız oldu; hepsi oldu tabi diğer ozan arkadaşlarımız gibi. Ama İhsani ile daha farklıydık. Birincisi tabii DEVOZ’u kurduk. Türkiye çapında konserler verdik.

Aşık İhsani’nin yaşamının son yıllarında onunla yakından dostluk kuran şair A.Rahim Kılınç tanıklığına ilişkin kayıtlara geçmesi açısından önemli anekdotlar aktarıyor.
Bunlardan en dikkat çekeni emekli maaşını her ay A. Rahim’le bankamatikten çeken ozan, her seferinde çocukları sevindirmek için çeşitli muziplikler yapmaktan geri kalmıyor.
Paranın bir kısmıyla alınan oyuncaklar sokaklarda rastgele çocuklara dağıtılırken Aşık İhsani onların kulağına adını fısıldamayı unutmuyor. Bunun gerekçesi olarak da sevindirdiği küçük çocukların zihninde, kalbinde adının ölümsüzleşeceğine inanıyor.





Başka bir maaş gününde yine çekilen paralar küçük bozukluklar haline getirilerek çocukların bulması umuduyla sokaklara bırakılıyor. Belki böyle yaparak yoksul çocukluğunun kara günlerinden bir çıkış yolu bulmayı umut ediyor.
SAYGILARIMLA.



