
1944-1985 yıllarında Arnavutluk’u yöneten, dini tamamen yasaklayarak ülkesini dünyanın ilk resmi ateist devleti yapan sert bir diktatördür. Aynı zamanda dünya sosyalistlerinin kahramanıdır.
Dini Yasaklar ve Ateizm
İlk Ateist Devlet: 1967 yılında dini tamamen yasakladı. Arnavutluk’u resmi olarak dünyanın ilk ateist devleti ilan etti.
İbadethanelerin Kapatılması: Binlerce cami, kilise ve manastır kapatıldı. Bunlar ahır, spor salonu, depo veya sinema yapıldı.
Ağır Cezalar: Gizli ibadet etmek, evde Kur’an veya İncil bulundurmak çok ağır hapis cezalarıyla cezalandırıldı. Çocuklara dini isimler verilmesi yasaklandı.
Paranoya ve Dünyadan Tecrit
Yalnız Ülke: Önce Sovyetler Birliği, sonra Çin ile ilişkileri bozdu. Arnavutluk’u hem Batı’ya hem de Doğu bloku ülkelerine tamamen kapattı.
Beton Sığınaklar (Bunker): Ülkenin her an dış güçler tarafından saldırıya uğrayacağı korkusunu yaşadı. Küçük ülkeye 700 binden fazla beton sığınak inşa ettirdi.
Halk Baskısı: Kendi arkadaşlarını bile hain ilan edip öldürttü. Halk, sürekli bir korku ve açlık içinde yaşadı.

Rejimin Sonu
Enver Hoca, 1985 yılında kalp krizi geçirerek öldü.
Onun ölümünden sonra bile rejim bir süre devam etti. 1991 yılında halk ayaklandı. Komünist rejim yıkıldı ve ülkede yeniden demokrasiye geçildi.
ARNAVUTLUKLARIN ATATÜRK’Ü : ENVER HOCA
Büyük Kahraman Diktatör Olarak Tanımlanıyor
Bu gün Arnavutluk için çok yanlış bilinen ve sanki kendi tarihlerinin ve geri kalmışlıklarının tüm sorumlusu olarak görülen bir lider hakkında konuşacağız. Bugün Enver Hoxha’nın adını anmak bile birçok Arnavut için neredeyse tabu olmuş durumda. Sosyal medyada adını geçirince hemen altına “diktatör”, “vatan haini”, “ülkeyi 50 yıl geriye götüren adam” gibi ezber yorumlar düşüyor. Enver Hoxha’yı eleştirmek elbette herkesin hakkıdır, fakat onu sadece kötü sıfatlarla hatırlamak, Arnavutluk’un tarihini de tek renge boyamaktır. Bugün Arnavutluk’ta hâlâ ayakta duran birçok sistemin, okuryazarlığın, sanayileşmenin ve kültürel bağımsızlığın temelleri onun döneminde atıldı. Bugün “vatan haini” damgası yiyen bir lider, zamanında emperyalizme, baskılara ve dış müdahalelere karşı dik duran bir figürdü. Evet, hataları vardı. Evet, bazı politikaları tartışmalıdır. Ama onu anlamadan yargılamak, hem ona hem de kendi tarihimize büyük bir haksızlıktır.
Bu yazımda Arnavutluk’un kısa tarihi ve Enver Hoxha hakkında bilinmesi gerek her şeyi elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım. Enver Hoxha gibi bir figür, bugün bir nesil tarafından sadece korku ve nefretle anılıyorsa, bunun sorumluluğu sadece tarih kitaplarının değil, aynı zamanda medya ve eğitim politikalarının da omzundadır. Bir milletin liderini anlaması, onu her yaptığıyla onaylaması demek değildir. Bugün, dış müdahalelere bu kadar açık, kendi öz kaynaklarına bu kadar yabancılaşmış bir Arnavutluk görmek, insanın içini burkuyor. O yüzden tekrar tekrar hatırlatmak lazım: Hoxha’yı anlamadan yargılamak, sadece bir insana değil, bir döneme, bir emeğe ve bir halkın hikâyesine sırt çevirmektir.

Enver Hoca’yı anlamak için önce Arnavutluk’un nasıl Osmanlı’dan bağımsızlık kazandığını ve Soğuk Savaş yıllarındaki tutumlarını incelemek gerekir.
Arnavutluk Devrim Öncesinde Nasıldı?
Arnavutluk’un Osmanlı’dan ayrılma süreci, 19. yüzyılın ikinci yarısında meydana gelen Osmanlı-Rus Savaşı’yla (1877–1878) birlikte başlamıştır. Bu savaş, Rusya’nın Osmanlı’yı zayıflatma hedefi doğrultusunda Berlin Konferansı’nda küçük Balkan ülkelerinin bağımsızlıklarının gündeme gelmesine neden olmuştur. Konferansta Yunanistan, Sırbistan, Romanya ve Karadağ gibi ülkelere bağımsızlık vaat edilmiştir. Bunun sonucunda diğer ayrılıkçı Balkan toplulukları da çeşitli taleplerde bulunmaya başlamıştır. Bu taleplerde bulunanlardan biri de Arnavutluk’tur.
Bu dönemde Arnavut aydınları, anadilde eğitim hakkı ve kültürel dernekler aracılığıyla özerklik taleplerini dile getirmiştir. Osmanlı Devleti ise hem reform vaatleriyle hem de baskıcı politikalarla bu taleplere karşı koymaya çalışmıştır. Ancak Berlin Konferansı sonrası Osmanlı topraklarının parçalanması, Arnavut millî hareketini hızlandırmıştır.
1909–1912 yılları arasında Kosova, İşkodra, Manastır gibi bölgelerde peş peşe ayaklanmalar yaşanmıştır. Bu ayaklanmaların en şiddetlisi 1911 yılında meydana gelmiştir. Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri, Peja–İşkodra hattında isyancıları acımasızca bastırmış, binlerce kişiyi tutuklamış ve ağır vergiler getirmiştir. Osmanlı yönetimi, sonrasında vergileri hafifletmek ve isyancıların taleplerinin büyük kısmını karşılamak zorunda kalmıştır; ancak bu tavizler güven ortamını tam olarak sağlayamamıştır.
1912 yılına gelindiğinde, Birinci Balkan Savaşı sırasında Osmanlı ordusunun bölgeden çekilmesi üzerine Arnavut liderler Vlorë’de toplanarak 28 Kasım 1912’de İsmail Qemali önderliğinde Arnavutluk Bağımsızlık Bildirgesi’ni ilan etmiş ve “Arnavut Prensliği” kurulmuştur. Osmanlı Devleti savaş hâlindeyken, 30 Mayıs 1913’te yapılan Londra Konferansı’nda yeni sınırlar çizilmiş ve Arnavutluk’un bağımsızlığı resmen tanınmıştır. Böylece yaklaşık 500 yıllık Osmanlı egemenliği sona ermiştir.
29 Temmuz 1913 tarihli Londra Antlaşması’yla bağımsızlığı tescillenen Arnavutluk’a, uluslararası dengeleri korumak amacıyla Avrupa’dan bir hanedan mensubunun getirilmesi kararlaştırılmıştır. 21 Şubat 1914’te ilan edilen Prenslik’e Prens Wilhelm atanmış, 7 Mart 1914’te Dıraç’a ayak basarak göreve başlamıştır. Böylece Arnavutluk’ta ilk Batılı hükümdar göreve geçmiştir. Ancak ülkedeki siyasi istikrarsızlık devam etmiştir. Önce Müslüman halk arasında Osmanlı yanlısı ayaklanmalar çıkmış, ardından komşu ülkelerle toprak ihtilafları başlamıştır. Bu iç ve dış krizler, Prens Wilhelm’in yürütme yetkilerini dondurmasına neden olmuş; güvenlik ve uluslararası destek yetersizliği nedeniyle 1914 yılında ülkeyi terk ederek fiilen sürgüne gönderilmiştir.

İki faşist işgale yenilgi tattıran lider, Enver Hoca
Arnavutluk’ta halk devriminin önderi ve faşist işgale karşı direnişin lideri olan Enver Hoca 1908 yılında Cirokostra’da doğdu.
1911-12 yıllarında Balkanlarda Osmanlı İmparatorluğuna karşı patlak veren isyanlara Arnavutluk halkı da katıldı. 500 yıllık Osmanlı hegemonyası sona erdi. 1924 yılında reformist burjuva hükümeti kuruldu. Fakat kısa süre sonra, gerici Zogo yönetimi bir hükümet darbesiyle yönetime el koydu ve krallığını ilan etti.
Bu yıllarda, ülkenin çeşitli kentlerinde devrimci uyanışlar baş gösterdi. Özellikle Rusya’da gerçekleşen 1917 Ekim Devrimi sonrası Arnavutluk’ta sosyalizmin prestiji arttı. Komünist gruplar hızla çoğaldı.
Genç Enver, 1930 yılında yüksek öğrenim için Fransa’ya gitti. Burada Fransız Komünist Partisi ile tanıştı, Le Humanité gazetesine yazılar yazdı. Bu süreç aynı zamanda onun uluslararası komünist hareketlerle de bağının geliştiği yıllardı.
1936 yılında ülkeye döndüğünde Fransızca öğretmenliğine başladı. Devrimci çalışmalarını yoğunlaştırdı. Onun hayali, komünist grupları tek bir çizgi etrafında birleştirmek ve Arnavutluk komünist partisini inşa etmekti.

1939 yılında İtalya’nın Arnavutluk işgali gerçekleşti. Enver, öğretmenlikten atıldı. Başkent Tiran’a geçen Enver Hoca, örgütlenme çalışmalarını buradan yönetmeye başladı. Anarşist ve Troçkist etki altındaki komünist oluşumlarla ideolojik tartışmalar yürüttü. “Arnavutluk’ta sanayi olmadığı ve burjuvazi gelişmediği için devrimi erteleyen, faaliyetini sadece eğitim çalışmalarıyla sınırlayan” anlayışları eleştirdi. Bir yandan partinin temellerini atarken bir yandan da Mussolini ordularına karşı “ulusal kurtuluş konseyleri”nin kuruluş çalışmalarına katıldı. Silahlı direnişe ve partizan hareketine önderlik etti. Faşist işgale karşı kimi milliyetçi yapıları da içine almak suretiyle ortak mücadele taktiğini öne sürdü. Arnavutluk’ta partizan direnişi hızla büyüyerek devrimci atılıma dönüştü. Hedef, hem faşist işgalden ülkeyi kurtarmak, hem de işbirlikçi Zogo rejimini alaşağı etmekti.
Bu zorlu süreçte kurulan Arnavutluk Komünist Partisi, devrime kadar kongresini yapamadı. Ağır savaş koşullarında bu mümkün olmadı. Enver Hoca önderliğinde halka yol gösteren parti -sonradan adı Arnavutluk emek Partisi (AEP) oldu-, daha çok peş peşe yaptığı konferanslarla kritik hamlelere imza attı. Devrim böylece başarıya ulaştı.
İtalyan askerleri ülkeden kovulduktan sonra, Nazi Alman ordularının işgali başladı. Arnavutluk halkı, bu işgali de başarıyla püskürttü. Peş peşe kurtarılan kentlere başkent Tiran da eklendi. Enver Hoca, 1946 yılında Arnavutluk Halk Cumhuriyeti’nin başkanı seçildi.
Enver Hoca, iki faşist işgalin kırılmasında ve Zogo rejimine karşı halk devriminin gerçekleşmesinde liderlik üstlendi. Tito Yugoslavya’sının “Balkan Paktı” adı altında sosyalizmden uzaklaşan “özyönetimci” anlayışına bayrak açtı. 1953 yılında Stalin’in ölümünün ardından SSCB’de ve uluslararası komünist harekette ortaya çıkan yalpalamalara da en sert tepki AEP’den geldi. Enver Hoca, uluslararası kongrelerde Kruşçev çizgisini mahkum etti. Avrupa’da baş gösteren Euro-komünizm (revizyonizm) akımlarına da meydan okudu.
Enver Hoca ve AEP’nin tavizsiz tavrı ve Marksizm-Leninizm ilkelerine bağlı kalmaları, kapitalist blokun ardından revizyonist SSCB’nin de Arnavutluk üzerinde ambargosuna neden oldu. Fakat halkın kolektif sosyalist dayanışması ve Enver Hoca ile partiye duyulan sevgi, Arnavutluk’ta halk demokrasisini uzun yıllar ayakta tuttu.

Enver Hoca, ilerleyen yaşı ve geçirdiği hastalıkların ardından 11 Nisan 1985’te hayatını kaybetti.
| Enver Hoca | |
| Üniformalı Hoca, 1940 | |
| 1. Arnavutluk Emek Partisi Genel Sekreteri | |
| Görev süresi 8 Kasım 1941 – 11 Nisan 1985 | |
| Yerine geldiği | Makam oluşturuldu |
| Yerine gelen | Ramiz Alia |
| 22. Arnavutluk Başbakanı | |
| Görev süresi 23 Ekim 1944 – 19 Temmuz 1954 | |
| Yerine geldiği | Ibrahim Biçakçiu |
Enver Halil Hoca (Arnavutça: Enver Hoxha, 16 Ekim 1908 – 11 Nisan 1985), Arnavut komünist politikacı. 1941’den 1985’te ölümüne kadar Arnavutluk Emek Partisi Genel Sekreteri’ydi. Aynı zamanda Arnavutluk Emek Partisi Politbüro üyesi, Arnavutluk Demokratik Cephesi Başkanı ve silahlı kuvvetlerin başkomutanıydı. 1944’ten 1985’teki ölümüne kadar ülkeyi yönetti. Ayrıca 1944’ten 1954’e kadar 22. Arnavutluk Başbakanı ve çeşitli zamanlarda Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti‘nin hem dışişleri bakanı hem de savunma bakanı oldu.
Hoca 1908’de Ergiri‘de doğdu ve 1936’da öğretmen oldu. İtalya’nın Arnavutluk’u işgalinin ardından 1941’de Sovyetler Birliği’ndeki kuruluşunda Arnavutluk Emek Partisi‘ne katıldı. Mart 1943’te 34 yaşındayken Genel Sekreter seçildi. Ülkenin kurtuluşundan iki yıldan kısa bir süre sonra, Kral Zogu‘nun monarşisi resmen ortadan kaldırıldı ve Hoca, Arnavutluk’un sembolik devlet başkanı olarak iktidara geldi.
41 yıllık iktidarı boyunca, Arnavutluk’un ilk demiryolu hattını inşa ederek, yetişkin okuryazarlık oranını %5’ten %90’ın üzerine çıkararak, salgınları bitirerek, ülkeye elektrik getirerek, bağımsız tarıma öncülük ederek; 2. Dünya Savaşı’ndan sonra harabeye dönen ülkeyi yeniden inşa etti. Ayrıca dini, yurtdışına seyahat etmeyi ve özel mülkiyeti yasakladı; Arnavutluk’un tüm dini tesislerini kapattı veya laik kullanımlara dönüştürdü. Onun rejimi altında binlerce muhalif infaz edildi ve on binlercesi zorunlu çalışma kamplarına hapsedildi.
Hoca’nın hükûmeti, onun anti-revizyonist Marksizm-Leninizm’e, yani 1970’lerin ortalarından/sonlarından itibaren Stalinizm‘e sıkı bağlılığı ile tanımlandı. 1976-1978 döneminde Maoizm‘den koptuktan sonra, dünya çapında çok sayıda Maoist parti kendilerini Hocaist ilan etti. Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (Birlik ve Mücadele), bu partilerin en bilinenidir.

Erken dönem
Hoca’nın Ergiri‘de büyüdüğü evin yeri. Orijinal ev 1960’larda bir yangında yandı.
Hoca, Güney Arnavutluk’ta (o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olan) Ergiri‘de, Avrupa ve ABD’de geniş çapta seyahat etmiş Müslüman bir kumaş tüccarı olan Halil Hoca’nın ve Gjylihan Hoca’nın oğlu olarak doğdu. Babası oğluna ünlü Osmanlı askeri subayı ve Jön Türk Enver Paşa‘nın adını vermiştir.
Hoca ailesi, Dropull[4] köyünden gelmekteydi ve Bektaşi Tarikatı‘na bağlıydı. 1916’da babası oğlunu Âsım Baba Tekkesi‘ne Selim Baba’nın hayır duasını alması için getirdi.
İlkokuldan sonra, şehir lisesi “Liria”da eğitimini sürdürdü. Çalışmalarına 1923’te Ergiri Lisesi’nde başladı. Lisenin kapatılmasından sonra Ekrem Libohova‘nın araya girmesiyle[5] Hoca’ya Görice‘deki Fransız Arnavut Ulusal Lisesi’nde 1930 yılına kadar öğrenimine devam etmesi için devlet bursu verildi.
Hoca 1930’da, Fransa’daki Montpellier Üniversitesi Doğa Bilimleri Fakültesi’ne devlet bursuyla okumaya gitti, ancak çalışmalarını ihmal ettiği için bursunu kaybetti. Daha sonra Paris’e gitti ve Zogu karşıtı göçmenlere kendisini Bahri Omari’nin kayınbiraderi olarak tanıttı.
1935’ten 1936’ya kadar Brüksel‘deki Arnavutluk Konsolosluğu’nda sekreter olarak çalıştı. Arnavutluk’a döndükten sonra Tiran Lisesi’nde sözleşmeli öğretmen olarak çalıştı. Hoca, 1937’den 1939’a kadar Görice Lisesi’nde Fransızca ve ahlak dersleri verdi ve aynı zamanda okul kütüphanesinin yönetimini üstlendi.
7 Nisan 1939’da Arnavutluk, İtalya Krallığı tarafından işgal edildi.[8] İtalyanlar, Şevket Vërlaci yönetiminde bir kukla devleti olan Arnavutluk Krallığı’nı (1939-43) kurdular.] Hoca, 1939’un sonunda Ergiri Lisesi’ne transfer edildi, ancak kısa süre sonra Tiran’a döndü. Hoca’ya en yakın arkadaşı Esat Dishnica yardım etti. Dishnica daha sonrasında Hoca’yla kuzeni Ibrahim Biçakçiu‘yu tanıştırdı. Hoca, Biçakçiu’nun “Flora” isimli tütün fabrikasında kalmaya başladı. Bir süre sonra Dishnica aynı isimle bir dükkân açtı ve Hoca da burada çalışmaya başladı. Biçakçiu, Görice Komünist Grubu’nun sempatizanıydı.

Partizan Hayatı
Bir partizan olarak Hoca, 1944
8 Kasım 1941’de Arnavutluk Komünist Partisi (daha sonra 1948’de Arnavutluk Emek Partisi adını aldı) kuruldu. Hoca, Geçici Merkez Komitesi‘nin yedi üyesinden olan iki Yugoslav elçi tarafından Görice grubundan Müslüman temsilci olarak seçildi. Arnavutluk Komünist Partisi Aktivistlerinin Birinci İstişare Toplantısı, 8-11 Nisan 1942 tarihlerinde Tiran’da yapıldı.] ve Hoca, 8 Nisan 1942’de ana raporu teslim etti.
Temmuz 1942’de Hoca, Arnavutluk Komünist Partisi adına yayınlanan “Arnavut Köylülülerine Çağrı” adlı bildiriyi yazdı.[11] Çağrı, faşistlere karşı savaş için Arnavutluk içinde destek toplamayı amaçlıyordu. Köylüler, tahıllarını stoklama ve kukla hükûmet tarafından getirilen vergileri ödemeyi reddetme konusunda desteklendi. Peza‘daki Eylül 1942 Konferansı’ndan sonra, ideolojileri veya bağlı oldukları sınıf ne olursa olsun anti-faşist Arnavutları birleştirmek amacıyla Ulusal Özgürlük Hareketi kuruldu.
Mart 1943’te, Komünist Partinin ilk Ulusal Konferansı’nda, Hoca resmen Genel Sekreter olarak seçildi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği‘nin Arnavutluk’taki rolü önemsizdi. 10 Temmuz 1943’te Arnavut partizanlar, Arnavut Ulusal Özgürlük Ordusu adı altında düzenli bölükler, taburlar ve tugaylar halinde örgütlendiler. Örgüt, İngiliz istihbarat servisi SOE’den askeri destek aldı. Komutan olarak Spiro Moisiu ve siyasi görevli olarak Hoca seçilmek üzere bir Genel Merkez oluşturuldu. Yugoslav Partizanları çok daha pratik bir role sahipti, saldırıları planlamaya ve tedarik takasına yardımcı olmak gibi, ancak Arnavutlar ile aralarındaki iletişim sınırlıydı ve mektuplar çoğu zaman geç ulaşıyor, Arnavut partizanların planlarında Yugoslav partizanlara danışamamasına yol açıyordu.
Arnavutluk içinde, savaş sırasında partizan grupların karşılaştığı iletişim güçlüklerini gidermek için sık sık girişimlerde bulunuldu. Ağustos 1943’te, komünizm karşıtı Balli Kombëtar (Ulusal Cephe) ile Arnavutluk Komünist Partisi arasında Mukje Konferansı adında gizli bir toplantı yapıldı. Konferans sonucunda bir anlaşmaya varıldı:

- Faşist işgalciye karşı ortak bir mücadelede birleşin.
- Anlaşmayı imzalayan iki parti arasındaki tüm saldırıları durdurun.
- Arnavutluk içindeki askerî eylemleri düzenlemek için ortak bir kadro oluşturun.
- Demokratik olarak seçilmiş ulusal özgürlük konseylerinin Arnavutluk’taki devlet gücü olduğunu kabul edin.
- Savaş sonrası dönemin hedefinin, hükûmet şekline halkın kendisinin karar vereceği bağımsız, demokratik bir Arnavutluk olduğunu kabul edin.
- Kosova ve Çamlık sorunuyla ilgili olarak SSCB, Büyük Britanya ve ABD arasında imzalanan Atlantik Bildirisi, Londra ve Washington Antlaşmalarını tanıyın ve saygı duyun. Kosova ve Çamlık halklarının geleceklerine kendi isteklerine göre karar vermelerinde mutabık olun.
- Faşist işgalcilere karşı ortak bir askeri girişimde, inançları ne olursa olsun her bir siyasi grupla ortak paydada birleşin.
- Ancak Arnavutluk Komünist Partisi, faşist işgalcilerle temaslarını sürdüren Ulusal Cephe’nin hiçbir heyetiyle iş birliği yapmayacaktır.
- Arnavutluk Komünist Partisi, halka karşı herhangi bir suç işlememiş olmaları koşuluyla, daha önce faşist işgalcilerle temasları olmuş olan, ancak şimdi bu temasları sonlandıran ve faşist işgalcilere karşı savaşmaya hazır olan her grupla birlik olacaktır.
Balli Kombëtar’ı imzalamaya teşvik etmek için, Kosova ve Çamlık‘ı içeren Büyük Arnavutluk bölümleri Anlaşmanın bir parçası haline getirildi.

Yugoslav Komünistleri ile Anlaşmazlık
Yugoslav Komünistleri, Arnavutların Büyük Arnavutluk kurma hedefine karşı çıkıp, Arnavutluk’taki Komünistlerden anlaşmalarını geri çekmelerini istediklerinde iki grup arasında bir anlaşmazlık doğdu. Hoca’ya göre, Josip Broz Tito “Kosova’nın Arnavut olduğuna” inanmadı.] Arnavut Komünistler Büyük Arnavutluk anlaşmasını reddettikten sonra, İtalyanların yanında yer almakla suçlanan Balli Kombëtar, Arnavut Komünistleri kınadı. Ancak Balli Kombëtar halkın desteğine sahip değildi. Komünistleri en yakın tehdit olarak belirledikten sonra, Balli Kombëtar Nazi Almanyası‘nın yanında yer aldı ve faşistlerle savaşan halk içindeki imajına ölümcül şekilde zarar verdi. Komünistler, Balli Kombëtar ile hayal kırıklığına uğramış kişileri hızlıca saflarına çektiler ve kurtuluş mücadelesinin merkezindeki tek güç oldular.
Bu süre zarfında düzenlenen Permedi Ulusal Kongresi, “halk için yeni bir demokratik Arnavutluk” çağrısında bulundu. Monarşi resmen kaldırılmamış olsa da, Arnavutluk Kralı I. Zogu’nun ülkeye dönmesi yasaklandı ve bu da Komünistlerin kontrolünü daha da artırdı. Hoca’nın başkanlığında Ulusal Kurtuluş Anti-Faşist Komitesi kuruldu. 22 Ekim 1944’te Komite, Berat’ta yapılan bir toplantının ardından Arnavutluk Demokratik Hükümeti oldu ve Hoca geçici Başbakan seçildi. “Halk düşmanı“[15] olarak tanımlanan, savaş suçlusu olduğu iddia edilen kişileri yargılamak için başkanlığını Koçi Xoxe’nin yaptığı mahkemeler kuruldu.
29 Kasım 1944’te kurtuluştan sonra, birkaç Arnavut partizan tümeni sınırı geçerek Alman işgali altındaki Yugoslavya’ya girdi ve burada Tito partizanları ve Sovyet Kızıl Ordusu ile beraber Alman direnişinin son cephelerine karşı başarılı operasyonlarda bulundular. Mareşal Tito, daha sonraki yıllarda bir Yugoslav konferansında, Ulusal Kurtuluş Savaşı (Lufta Nacionalçlirimtare) sırasında Arnavut partizanların yaptığı yardımlardan dolayı Hoca’ya teşekkür etti. Arnavut Komünist Partisi’nin hakim olduğu Demokratik Cephe, Ağustos 1945’te Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin yerini aldı ve savaş sonrası ilk seçim o yıl 2 Aralık’ta yapıldı. Cephe, seçimlere katılmasına izin verilen tek yasal siyasi partiydi ve hükûmet, Arnavutların %93’ünün buna oy verdiğini açıkladı.
11 Ocak 1946’da Zogu resmen tahttan indirildi ve Arnavutluk Halk Cumhuriyeti kuruldu (1976’da Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti adını aldı). Partinin Genel Sekreteri olarak, Hoca fiili devlet başkanı ve ülkedeki en güçlü adamdı.
Arn

avutlar bağımsızlık günlerini 28 Kasım’da (1912’de Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlıklarını ilan ettikleri tarih) kutlarken, eski Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti’nde ulusal gün 29 Kasım, ülkenin İtalyanlardan kurtuluş günüydü. Her iki gün de şu anda ulusal bayramdır.
Erken liderlik (1946–1965)
Hoca kendini Marksist-Leninist olarak tanımlıyordu ve Sovyet lideri Joseph Stalin‘e hayranlık duyuyordu. 1945–1950 döneminde hükûmet, anti-komünistleri hedef alan ve ortadan kaldıran yargısız infazlar da dahil olmak üzere iktidarı sağlamlaştırmaya yönelik politikalar ve eylemler uyguladı. Tarım Reformu Yasası Ağustos 1945’te kabul edildi. Beylerin ve büyük toprak sahiplerinin topraklarına el konuldu ve köylülere tazminatsız verildi. Kanun çıkmadan önce tüm arazilerin %52’si büyük arazi sahiplerine aitti; yasanın çıkmasından sonra bu oran %16’ya geriledi 1939’da kırsal kesimde %90-95 olan okuma yazma bilmeme oranı, 1950’de %30’a düştü ve 1985 itibarıyla bir Batı ülkesininkine eşit olmuştu.

1949’a gelindiğinde, ABD ve İngiliz istihbarat örgütleri eski Kral Zogu ve onun kişisel muhafızları ile birlikte çalışıyordu. Mısır, İtalya ve Yunanistan’dan Arnavut mültecileri ve göçmenleri toplayıp Kıbrıs, Malta ve Federal Almanya Cumhuriyeti’nde (Batı Almanya) eğittiler ve Arnavutluk’a sızdırdılar. Gerilla birlikleri 1950 ve 1952’de Arnavutluk’a girdi, ancak Arnavut güvenlik güçleri tarafından öldürüldüler veya yakalandılar. MI6 ve CIA arasında irtibat subayı olarak çalışan bir Sovyet çift taraflı ajanı olan Kim Philby, planın ayrıntılarını Moskova’ya sızdırmıştı ve güvenlik ihlali yaklaşık 300 casusun hayatına mal oldu.
19 Şubat 1951’de Tiran’daki Sovyet büyükelçiliğinde bir bombalama meydana geldi ve ardından 23 aydın tutuklandı ve hapse atıldı. İçlerinden biri Jonuz Kaceli, sorgusu sırasında Başbakan Mehmet Şehu tarafından öldürüldü. Daha sonra diğer 22 kişi de Hoca’nın emriyle yargılanmadan idam edildi. Daha sonra masum oldukları anlaşıldı.
Arnavutluk’ta türünün ilk örneği olan Tiran Devlet Üniversitesi 1957’de kuruldu. Orta Çağ’a ait bir gelenek olan Gjakmarrja (kan davası) yasaklandı. En yaygın hastalık olan sıtmayla,] sağlık hizmetlerindeki gelişmeler, DDT kullanımı ve bataklıkların kurutulması yoluyla başarılı bir şekilde mücadele edildi. 1965’ten 1985’e kadar hiçbir sıtma vakası bildirilmezken, daha öncesinde Arnavutluk Avrupa’da en fazla hastaya sahip ülkeydi. 30 yıl boyunca hiçbir frengi vakası bildirilmemiştir.] 1938’de doktor sayısı 10.000’de 1,1’di ve 1000 kişiye sadece bir hastane yatağı düşüyordu. 1950’de doktor sayısı artmazken, kişi başına dört kat daha fazla hastane yatağı düşmüş ve sağlık harcamaları savaş öncesi %1’den bütçenin %5’ine yükselmişti.
Yugoslavya ile ilişkiler

Miladin Popović, Liri Gega ve Enver Hoca
Bu noktada Yugoslavya ile ilişkiler değişmeye başlamıştı. Değişikliğin kökleri, 20 Ekim 1944’te Arnavutluk Komünist Partisi’nin İkinci Genel Kurulunda başladı. Oturumda, bağımsızlık sonrası Arnavutluk hükûmetinin karşılaşacağı sorunlar ele alındı. Ancak Velimir Stoinić başkanlığındaki Yugoslav heyeti partiyi “mezhepçilik ve fırsatçılık” ile suçladı ve bu yanlışlardan Hoca’yı sorumlu tuttu. Ayrıca, Yugoslav Komünist partizanlarının Arnavut partizan hareketine önayak olduğu görüşünü vurguladı.
Arnavutluk Komünist Partisi’nin Yugoslav karşıtı üyeleri, bunun Partiyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan Tito’nun bir komplosu olduğunu düşünmeye başlamışlardı. Koçi Xoxe, Sejfulla Malëshova ve Yugoslavya’yı destekleyen diğer kişilere parti içinde derin bir şüpheyle yaklaşılmaya başlandı. Tito’nun Arnavutluk üzerindeki fikri, kendi başına ayakta duramayacak kadar zayıf olduğu ve Yugoslavya’nın bir parçası olarak daha iyi durumda olacağı yönündeydi. Hoca, Tito’nun 1946’da Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması’nı ortaya koyarak Arnavutluk’u Yugoslavya’ya sokmayı hedeflediğini iddia etti. Zamanla Arnavutluk, bu anlaşmanın da İtalya’nın Zogu yönetiminde imzalanan ve ülkeyi İtalya’ya bağımlı kılan anlaşmalar gibi, ülkeyi ağır bir şekilde Yugoslavya’ya bağımlı kılan bir anlaşma olduğunu hissetmeye başladı.
İlk problem, bir gümrük birliği kurulması ve Arnavutluk’un ekonomik planına daha çok Yugoslavya’nın karar vermesi sonucunda Arnavut Leki’sinin Yugoslav dinarı cinsinden yeniden değerlendirilmesiydi.] Arnavut ekonomistler H. Banja ve V. Toçi, bu dönemde Arnavutluk ile Yugoslavya arasındaki ilişkinin sömürücü olduğunu ve bunun Yugoslavya’nın Arnavut ekonomisini Yugoslav ekonomisine bir “uzantı” yapma girişimleri oluşturduğunu belirttiler. Hoca daha sonra Yugoslavya’yı suistimal ile suçlamaya başladı:

Sovyetler Birliği ile ilişkiler
Yugoslavya ile kopuştan sonra Sovyetler Birliği ile ilişkiler gelişti. 1948’den 1960’a, 200 milyon dolarlık Sovyet yardımı teknik ve altyapısal büyüme amacıyla Arnavutluk’a verildi. Arnavutluk, 22 Şubat 1949’da Comecon‘a kabul edildi ve Adriyatik‘te Sovyet yanlısı bir güç olarak bulundu. Arnavutluk’un Avlonya yakınlarındaki Sazan adasında bir Sovyet denizaltı üssü inşa edildi ve Akdeniz’deki ABD Altıncı Filosu için varsayımsal bir tehdit oluşturuldu. Sovyetler Birliği ile ilişkiler, Mart 1953’te Stalin’in ölümüne kadar yakın kaldı. Bunu Arnavutluk’ta -Sovyetler Birliği’ndekinden daha fazla- 14 günlük ulusal yas izledi.] Hoca, Tiran halkını başkentin en büyük meydanında bir Stalin heykelinin bulunduğu meydanda topladı ve onlardan “sevgili babalarına” ve “büyük kurtarıcıya” 2000 kelimelik “ebedi sadakat” ve “minnettarlık” yemini etmelerini istedi.

Miras
Kalkınma Araştırmaları ve Alternatifleri Enstitüsü (IDRA) tarafından 2016 yılında yapılan bir anket, Arnavutların %45’inin Enver Hoca’nın Arnavutluk tarihi üzerinde olumlu, %42’sinin ise olumsuz etkisi olduğunu düşündüğünü gösterdi.] Daha genç nesiller (16–35 yaş; 1981’den sonra doğanlar) Hoca’nın katkıları hakkında daha olumsuz bir görüşe sahipken, daha yaşlı nesiller (35 yaş üstü; 1981’den önce doğanlar) daha olumlu bir görüşe sahip olma eğiliminde. Anket yapılan Güneydoğu ve Güneybatı Arnavutluk bölgeleri, sırasıyla %50 ve %55 ile Hoca hakkında en olumlu görüşe sahip bölgelerdi.



