At ile it izinin karıştığı, at ile arpanın savaştığı. Siyaset ve futbolu birbirinin içine ettiği, sporcu ile siyasetçinin şakayla karışık maçları satıp cüzdanlarını şişirdiği Türkiye’de spor da yapılamaz
WHY – NEDEN?
Türk futbolunda topların sürekli geriye dönmüş olması olabilir mi?
Pasların yanlış oyucuya verip. “VUR PATLASIN, ÇAL OYNASIN” denmesi gibi mi?
Tam üzerine gelen topu yakalamayıp, ters köşeye yatıp fileleri deldirmesi mi?
Bu gün hava güneşli. Hava açık ve güneşli.Zemin çim. Futbol için mükemmel. Konuk ekibin taraftarları tribünleri doldurmuş durumda, Kayseri Kayseri” sloganıyla sahayı inletiyor. Futbolcular hazır saatin gelmesini bekliyor.
Top havaya atıldı ve karşılaşma başladı futbolcu topu havaya dikti. Karşı takımın futbolcusu ters ayak hareket ve bir kafa top kendi ağlarında. Burada şaka ile karışık şike cüzdan ve cep modası var mı, yok mu? Yani bakkala veya bir alış-veriş merkezi yada bir markette alış-veriş yapmak gibi bir şey. Hayırlı işler. Mal müşteriye satılır. Satrançta bilerek el ile şahı devirmek yada bilerek zarları koyup düşeş getirmek gibi.

Bu arada taraftarlar çıldırmış durumda.
Yanıtı size bırakıyorum.
Bu konuda yazmak istesek sayfalar almaz, yıllara sığmaz.
Benden kısaca bu kadar. Gelin spor yazarları Türk futbolunun siyasetle birlikte dönen fırıldaklarını nasıl anlatmışlar.
Türk futbolunda “dönen dolaplar” söylemi; hakem kararları, şike iddiaları, ekonomik dengesizlikler ve kulüp yönetimleri arasındaki sert tartışmalar etrafında şekillenen, adaletsizlik ve çıkar ilişkileri iddialarını ifade eder. Bu durum sık sık kamuoyunda ve Sözcü Gazetesi gibi mecralarda eleştirilir.
Temel Sorun Alanları
Hakem Tartışmaları: Merkez Hakem Komitesi (MHK) kararları, atamaları ve skandallar ligin adaletine gölge düşürür.
Masa Başı İddiaları: Şampiyonlukların veya küme düşme hatlarının saha dışı güç odakları tarafından belirlendiği yönünde yaygın bir inanış vardır. Ekonomik Krizler ve Borçlar: Kulüplerin bütçelerini aşan harcamaları ve altyapı yetersizlikleri Türk futbolunu ekonomik çıkmaza sürükler.
Bahis ve Şike Söylentileri: Alt liglerden profesyonel liglere kadar zaman zaman gündeme gelen yasa dışı bahis ve maç sonucu manipülasyonu iddiaları yaşanır
Çözüm Arayışları
Kulüp Zirveleri: Takım yöneticileri ve yetkililer, sorunları çözmek için devlet nezdinde veya federasyon düzeyinde toplantılar yapar.
Yapısal Reform Çağrıları: Futbol federasyonunun şeffaflaşması ve adil bir düzen kurulması taraftarlar ve kulüpler tarafından sürekli talep edilir.

Medyamit’de yazan Prof. Dr. Mustafa Şeker
Bazı kimseler burada anlatılanları bilseler de çoğu kimse duyduklarına şaşırabilir. Lütfen yazıyı sonuna kadar okuyalım… Yıllar önce, uzun zaman siyasette bulunmuş bir büyüğümü mecliste ziyarete gitmiştim. Hoş ve güzel bir sohbet yapmıştık. Mevzu bir ara siyasetin nasıl olmaması gerektiğine geldiğinde bana “gel sana siyaseti göstereyim Mustafacığım!” diyerek odasından dışarı çıktık. O gün gördüklerimden sonra siyaset bitti bende… Neydi o gördüklerim? Siyasetin en büyük partilerinin ekranda birbirine en ağır hakaretleri ve tehditleri savuran vekillerinin o gün nasıl kol kola ve şakalaşarak yürüdüğüne şahit oldum… Benim içimi daha da acıtan şey ise “o günler fikren ve ideolojik olarak uçlarda bulunan partilerin uçlarda gezinen vekillerinin “canım abim!” diyerek birbirlerinin boynuna nasıl sarıldıklarına şahit olduğumda yaşadığım hayal kırıklıklarını ise anlatamam. Aslında olması gereken bu diyebilirsiniz. Haklısınız da… Ama burada anormal olan başka bir şey var… Bu da kavgalı olduğunu zannettiklerimizin aslında perde arkasında nasıl yaşadıklarını göremiyor oluşumuz! Peki bunun sebepleri ne? Bunlar üzerinde duralım… Adını buradan yazmak istemediğim ve herkesin de tanıdığı değerli büyüğüm olan siyasetçiye “efendim, bu ne iştir? Bunlar hani ekranlarda kanlı bıçaklı kavga eden kişilerdi? Bunlar bildiğin “kanka” olmuş!” demekten kendimi alamadım… Siyasette usta olmasına rağmen kendi ifadesiyle “hiçbir zaman siyasetçi olamadım” diyen bu muhterem büyüğüm bana hiç unutamayacağım şu sözleri söyledi; “Bak Mustafacığım !Bu söyleyeceklerimi iyi dinle hatta gerekirse not al, unutma!” … Çünkü gelecekte seni sana bırakmayacak olan kişilerin siyaset hedefinde olacağına can-ı gönülden inanıyorum. Bir işi sadece yapmak değil en iyi şekilde yapmak gerekir ama şunları unutma! Eğer bu partiler ve vekilleri kavga etmez, birbirlerine ağır sözler söylemez ve dost olurlarsa 10 yıl sonra ne A partisi kalır ne de B partisi ne de diğerleri! Siyaset her zaman uçlarda olmaktan, kavgalardan, tarafgirlikten ve didişmekten beslenir. Sen siyaset adamı olarak didişirsen seni tutandanlar da didişir ve siyaset ancak bu şekilde ayakta kalır. Yoksa radikalleşme olmazsa particilik ve ayrışma da olmaz. Ayrışma olmazsa bu insanların çoğu işsiz kalır.” Siyasetçi büyüğüm bunları söyleyince ben de “efendim siz de siyasetçisiniz ama!” dedim. Bana şöyle cevap verdi; “benim siyasette niçin bulunduğumu biliyorsun… Ben siyasette sadece kendi istediğimle durmuyorum. Beni mecburi tutan bazı sebepler var. Sen aslında onları biliyorsun. Teferruatlı biçimde yine anlatırım” dedi. Anlatmaya kaldığı yerden devam etti; “ayrıca sana bir şey daha söyleyeyim. Spor özellikle futbol da siyaset gibi kaygan zeminli bir platform, biliyor musun? Hani futbol; centilmenlik, zeki, çevik olmak ve dürüstlüktü ya! Bunların futbolda olması lazım! Hatta ülkenin en büyük takım başkanları kulüpler arasındaki kavga, anlaşmazlık ve bölünmeyi çok kolay biçimde bitirebilirler. Hatta bu onlar için çok kolaydır. Nasıl yani, diye düşünürsen anlatayım… Şöyle ki, mesela A futbol takımının başkanı, kendi evine misafir olarak gelen rakip takımın taraftarlarının bulunduğu tribün önüne gelip, onların takım kaşkolünü de boynuna sarıp onlara karanfil atarak “hoş geldiniz” diye alkış tutabilir (Spor bunu emretmiyor muydu? İşte buyurun centilmence yapın!). Öbür takımın başkanı da karşı takım kendilerine geldiğinde aynısını yapabilir. Belki iki başkan da biraz küfür yer ama birkaç maç sonra emin ol, her iki taraftar grubu da karşı takımın başkanının iyi niyetini anlayarak alkışlamaya bile başlarlar. Bu durum şu an bazı küçük Avrupa kulüplerinde yapılıyor. Ama küçük olarak kalıyor zavallılar! Ama şunu unutma, bu başkanlar bu hareketleri yaparlarsa 10 yıl sonra ne A futbol takımı kalır ne de B takımı ne de diğerleri… Bunlar muhalif, anlaşamayan, tarafgir ve radikal görünecekler ki taraftarlar da onların ektiği düşmanlık ve kin ortamını sürdürebilirsin. Bu düşmanlık ve kin demek para demektir. Böyle davranarak, size, “kendi takımınıza sahip çıkın!” propagandasını sahiplenmenizi sağlarlar. Bu sayede de bir grup elit kazanır her zaman! Sen de çoluğunun çocuğunun nafakasını formaya, bilete yatırır onların gönlünü hoş edersin hatta etmekle mükellef olduğuna kendini inandırırsın… Sen inanmazsan seni inandırmak için her yolu denerler. Bu kişiler, insan sarrafıdırlar ve her yolun meşru olduğuna herkesi inandırırlar, bunda da çoğunlukla muvaffak olurlar… Hiç kimse sizi zorlamadan, onlara maddi çıkar sağlayan köleler haline geldiğinizi anlayamazsınız bile! Bunu da taraftarlık sosu altında profesyonelce başarırlar… Siz ise stada gider, saatlerce gırtlağınızı patlatır, söver, bağırır üstüne de stresten kurtulmak için girdiğiniz maçtan stresle döner bir de evde terör estirirsiniz. Sizden alaka bekleyen eşinize ve çocuklarınıza harcayacağınız eforu statta boşaltmışsınızdır çünkü… Akşam işten geldiğinizde de bir gün önceki maçın günler süren muhabbetlerini dinlemekle geçer saatleriniz… Bunu çoğu zaman anlayamazsınız. Zira verilen afyonun tesirinden kurtulamayacağınız bin bir numaralar vardır bunların elinde… Bu planları yapanlar sosyal mühendislerle çalışıp kurarlar bütün düzenlerini… Futbol yöneticileri ve planlayıcıları nemalandıkları kalabalıklar gibi hiçbir zaman bağırmaz, çağırmaz, gırtlak patlatmazlar. Hatta hiç kimseye sövüp strese bile girmezler. Basın açıklaması yapan, saçını başını yolan, kaç yönetici, kaç teknik elaman gördünüz şu ana kadar? Bu maç biter, o olmazsa başkası olur gözüyle bakarlar o yöneticilerin çoğu olaya! (Maç biter hepsi evine döner ama sen terör estirirsin meydanlarda… Küfür hatta dayak yersin de umurlarında değilsindir o ağababaların çoğunun… Onlar dünden kaldıkları gece hayatının dibine dibine vururlarken senden alaka bekleyen sıcak yuvanı ihmal ettiğinin idrakinden uzak bir hayata devam edersin de bazı şeyleri ruhun bile duymaz… Artık senin onlar için gönüllü kölelerden farkın yoktur. Rakip takımla kavga etmek için çocuğunu meydanlara getiren bir spor yönetici gördün mü sen? Onlar fil dişi kulelerde huzurla yaşarlarken senin verdiğin mücadeleyi TV ekranlarından ellerindeki kadehlerle izler çoğu! Belki de enayi diye bakarlar sana kim bilir!). (Hatırıma bugün kavgasını verdiğimiz takımların şikeye ve uyuşturucuya müptela olmuş bahisçi yöneticileri geldi birden… Meğer bahsettiğim büyüğüm ne kadar da haklıymış demekten kendimi alamadım. Düşünebiliyor musunuz temsil ettiği veya top oynadığı takımın maçı için şikeli işlere giren kelli felli adamların yaptıklarını! Bizim gariban taraftar da evde yırtındığı ile kalıp abonelik parası ödeyerek rahatlamaya çalışır! Akıl alır gibi değil hakikaten! Gerçekten çok profesyonelce!) Garibim zavallı evlat da odasında sosyal medya ve oyunlardan alaka kotarmaya çalışır.

Eşiniz derdini size değil de komşuya ve akrabalarına anlatmaya çalışır. Neticede aklı verenin tahakkümüne giren zavallı kadıncağız da bir müddet sonra huysuz bir insana dönüşüverir. İçtimâî hayatta hiçbir zaman tesadüf yoktur. Taşlar planlı ve programlı şekilde yerine yerleştirilir.” Tecrübeli ve gün görmüş siyasetçi büyüğüm daha çok şey anlattı. Hepsini de bugün gibi hatırlıyorum… Futbolda da siyasette de dönen dolaplar bununla sınır değil tabi! Özellikle siyaset… Bizler eş, dost ve akrabalarımızla hasım oluruz, yine parsayı bu işten nemalananlar götürür. Biz de “vatan millet, Sakarya!” muhabbetleri ile yemleniriz. Seçimler biter bir bakarız ki kavgaların ceremesini yine gariban halk ödüyor. Çünkü dünya sitemini kuranlar bütün hesapları bizim üzerimizden yapmışlardır. Ayrışma, kavga ve bölünme… Sonra böl, parçala ve yut! Bu yutma illaki toprak işgali değil tabi… Aile, gençlik ve nesillerin kaybı toprak kaybından daha büyük zayiat verir. Toprağınızı kaybedersiniz belki ama kaybettiğiniz nesiller kaybettiğiniz toprakları geri almaya yanaşamazsa o zaman hakikaten kaybetmiş olursunuz… Allahü teala rahmet eylesin, mekânı cennet olsun… Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun şu sözlerini hiç unutmayalım; “Seçimler kavga aracı olmasın. Sel gider kumu kalır. Bu seçim de gidecek ama siz akraba olarak komşu olarak kalacaksınız” … İşte her şeyin hülasası şu muhteşem ifadelerde saklı! Sakın siyaset ve futbol gibi hususlarda yakınlarınızla kavga edip bölünmeyin. Ayrılıkta azap, birlikte rahmet var buyuruluyor. Allahü teala, bu kadim toprakların pak ve saf Müslümanlarını her türlü ayrışmadan muhafaza buyursun inşallah… Lütfen sadece biraz uyanık olalım! Yeter artık projelere sürekli malzeme olduğumuz! Yorumlar Senem 10-02-2026 14:52 Siyasetçi olmamak ama siyasetten ve içinde dönen oyunları iyi anlamak gerekli. Emre 31-01-2026 18:42 https://m.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1255 Osman Bey 28-01-2026 00:14 Tebrik ederiz hocam. Çok güzel tespitler… İnşallah şuurlu bir gençlik, bunları elinin tersiyle itecek ve muhakkak bir toparlanma olacak… Engin Şenbilgin 27-01-2026 20:43 Çok doğru bir konuya parmak basmışsınız tebrikler hocam. Planlı olarak kitleleri yönlendirmek, zor durumda kalınınca gündemi değiştirmek, toplumsal yapıyı şekillendirmek için kullanılan iki unsur siyaset ve futbol. İkisi de uyuşturucu madde gibi bağımlılık yapıyor, aklı örtüyor ve toplumsal yapıyı aile temelinden itibaren bozuyor. Kurtulmak mümkün mü??????? Engin Şenbilgin 27-01-2026 20:41 Çok doğru bir konuya parmak basmışsınız tebrikler hocam. Planlı olarak kitleleri yönlendirmek, zor durumda kalınınca gündemi değiştirmek, toplumsal yapıyı şekillendirmek için kullanılan iki unsur siyaset ve futbol. İkisi de uyuşturucu madde gibi bağımlılık yapıyor, aklı örtüyor ve toplumsal yapıyı aile temelinden itibaren bozuyor. Kurtulmak mümkün mü ??????? Elif Türk 27-01-2026 16:07 Kaleminize sağlık hocam. Çok güzel tespitler gerçekten. Siyaset ve futbol konusu en nihayetinde halkı gariban bırakan ve halkı etkileyen iki unsur. Tüm bu karmaşalar içinde aile kavramını yok saymak da son derece endişe verici.

Demokrat Kocaeli’nde yazan
Metin Tuncay
Türk Futbolu yanlış yolda
Şampiyonlar ligi maçları İnter-Barcelona ve PSG-Arsenal maçlarını izleyince nefesimiz kesildi.
Özellikle İnter -Barcelona maçındaki futbolu görünce şaşkına döndüm.
Bunların oynadığı futbolsa, bizim Türk takımları ne oynuyor diye kendime sormadan edemedim.
İngiltere, İspanya, Almanya liglerini izleyince seyrettiğin oyun, mücadele seni mest ediyor.
Yabancı liglerdeki oyuncuların ve oyunun hızı çok yüksek.
Bizim lig de herkes kendini yere atıyor, kalkmıyor.
İtiş, kakış, ağız dalaşı gırla.
Futboldan başka her şey ön planda.
Yabancı maçları gözlerini kırpmadan, özel ihtiyaçlarını erteleyerek izliyorsun.
Türkiye’de herkes futboldan çok anlıyor.
Herkes kuralları, her şeyi çok biliyor.
Kulüplerde dönen dolaplar baş ağrıtıyor.
Bunlar bizim futbolumuzu ileri götürmez.

Diğer yandan televizyon programlarında kulüp yöneticilerinin hakem ve penaltı, yapı var üzerine açıklamalarına üzülerek tanık oluyoruz.
Futbol yargımızın verilen ve verilmeyen penaltı ve bu kararı verecek hakem üzerinden futbolumuzu değerlendiriyoruz. Futbolun paydaşları olarak, teknik adam, yönetici ve taraftarın neredeyse tek değer yargısı verilen ve verilmeyen penaltılar. Neredeyse hepimizin futbolumuza bakış açısı bu yönde.
Futbolumuz için yorum yapan basın yayın organlarında yorum yapanları izliyorsunuz futbolla ilgili söylemleri çok sınırlı.

Hakemin verdiği kararların tartışılması dışına çıkan varmı bilmiyorum çıkan varsa da bir elin parmaklarını sayısı geçmiyor diye düşüyorum. Futbolumuzun kalkınmasını hepimiz istiyor ve düşünüyoruz.
Yapılacak iş çok kolay. Örneğin Süper Lig dahil, her alt liglerimizde genç oyuncu sayısı ve kalitesini arttırmak için alınacak şöyle bir karar sorunu çözecektir. İlk onbirde 19 veya 21 yaş altı iki oyuncu sahaya çıkacak ve oyuncu değişikliği yine aynı yaş grubu oyunculardan olacaktır diye karar alınmalı.
Alınacak bu karar bir kaç yıl içerisinde yerli oyuncu havuzu genişletecektir.
Alt liglerde de bu kuralı uygularsanız genç oyuncular gelişimini ve hedefini büyütecektir.
Yoksa içi geçmiş ve geçmeye yüz tutmuş yabancı oyuncu cenneti olmaya devam ederiz.

Bir diğer sorun ise Süper ligimizde takım sayısı geçmişte olduğu gibi 18 sayısının daha yarışmacı futbol sezonlarını ortaya çıkaracaktır. Maçları izlerken görüyorsunuzdur.
Atak yapamadan maçı tamamlayan takımlarımız var.
Burada kalite olmayınca Avrup Kupalarındada başarı olmuyor.
Hız ve kuvvet burada düşük olunca Avrupa sahnesinde yer bulamıyorsun.
Tek sorunumuz penaltı ve verilen ve verilmeyen kartlar üzerinden hakem kararlarıyla futbolumuzu değerlendirmek.
Futbol Federasyonumuz yabancı genç oyuncular için yaş sınırı getirirken bizim gençlerimizi gündeme getirmek işi futbolun tüm paydaşlarının yani hepimizin görevi.
Kolayına kaçarak geleceği planlayamayız.
Ayrıca milyon dolarlar harcayarak transfer yapan takımların altyapıları maalesef iş bilmez yönetici ve antrenörlerin keyif alanı olmuş.
Bu konuya önünüzdeki günlerde çok detaylı bir şekilde değerlendireceğim.
Ama Türk futbolu her yönüyle yanlış yolda.

Hürriyet Gazetesinin spor yazarı İsmail Er
Hürriyet Gazetesinin ünlü spor yazarı İsmail Er, futbol dünyasının arka bahçesinde neler döndüğünü Twitter hesabından duyurdu. Er, “Futbolda ‘şeytan tazyikli görevler’ dönemi başladı! Tezgah kuruldu, atamalar, listeler havada uçuşuyor.” şeklinde dikkat çeken ifadeler kullandı.
Futbol dünyasında çok konuşulacak paylaşımlarda bulunan ünlü spor yazarı Er, Twitter hesabından şunları söyledi:
“ŞEYTANİ İHTİRAS”
“Futbolda ‘şeytan tazyikli görevler’ dönemi başladı! Tezgah kuruldu, atamalar, listeler havada uçuşuyor. Hakemlere bir koldan, teknik adamlara diğer koldan uzanan şeytani bir ihtiras!!!
MAAŞLARI GARANTİ ALTINA ALMASI LAZIM
Yıllarca bu piyasadan ekmek yedin. Yeter mi? Yetmiyor! Yetmez! Daha futbola başkan da ayarlaması, maaşları garanti altına alması lazım. Mecburuz çünkü hem kendisine hem de sinyalcilerine bakmaya!
RİVA’DAN KAVACIK’A KUYRUK
Ona söz, buna söz, şuna vaat Riva’da kapının önünden Kavacığa kadar kuyruk var!
ŞEYTANLAR
“Az kaldı Ferit Bey gelecek, herkesin işi hazır. Bak iki operasyonla en kritik yerleri nasıl aldım.” diye etrafta fiyaka satan şeytanlar!
BALYA BALYA PARA
Tabi Ferit Bey’i de bıktı balya balya parayla doymayan şeytan beslemeye. Şeytan da sürdü garibi ortalara, Riva’ya dolmuş kaldırıyor!
YOL SU ELEKTRİK OLARAK DÖNECEK
Nihat abi dönemi bitti mi bitiyor mu diye yayınları yap, sonra Ferit Bey’i önemli yerlerden istiyor diye manyel ver. Sazan çok nasıl olsa! Atlamaya hazırlar! Yol su elektrik geri dönecek şeytandan çünkü! “



