Cemil SEVİNCEK / KERTENKELEBEK
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. SUÇUN HANIMEFENDİSİ

SUÇUN HANIMEFENDİSİ

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Büyük suçları psikopat  erkekler yapar baş suçlu hanımefendidir.

Tecavüze uğrar, yine baş suçlu hanımefendidir.

Dayak yer, işkence görür yine baş suçlu hanımefendidir.

Ekmek kavgası verir, özgürlük mücadelesinde ön saflarda yer alır, baş suçlu hanımefendidir.

Kavganın başını çeker, çocuklarını korur, kendini korumak için polise gider, baş suçlu hanımefendidir.

Suçsuz öldürülür yne suçlu hanımefendidir.

Evinin kraliçesi, aldatılır, boşanmak ister işkence görür, polis suçun hanımefendisini bulur.

Kavganın baş safhasında yer alır, toplumları yönlendirir, baş suçlu hanımefendidir.

Kısaca, baş suçlu hanımefendidir.

Mahkeme hakimi herkes  ayakta: Suçun HANIMEFENDİ OLMAKTIR. Suçlu ilgili yasalara göre müebbet  mahkumudur.

Hükümsüz, kadınların bedenleri ve değerleri üzerinden “bir hataya kurban gittikleri” söylemiyle ne denli değersizleştirildiğini gösterirken, tam da bu günlerde artan kadın cinayetleriyle gündemimize tekrar oturması gereken İstanbul Sözleşmesi hakkında da mesajlar içeriyor. Öldürülen kadınların ardından söylenen “küçüktü, kendisi istedi, bağırmadı, sevgiliydik.” gibi kelimelerin kullanılması, birçok bilirkişi tarafından benzerlerinin söylenmesiyle giderek kadını değersizleştiriyor.

 “kadın ve şiddet” olgusunu tecavüz  Belki de hepimiz evlerimizde, iş yerlerimizde, okulda, sokakta bu şiddetin birer parçası oluyoruz. Kurtarmak istediklerimiz için görmezden gelmek ve korkmak yetmiyor. Korkumuz, hukuk sisteminde gördüklerimiz nedeniyle yeterli olsa da, şiddete uğrayan her canlı için bağırmamız gerekiyor. 

Hükümsüz, beşinci bölümünde Bursa’da yakılarak öldürülen başka bir kadın. Kadının iffeti ve namusu üzerinde tecavüzü meşru kılmaya çalışan “tecavüzcüler” kendi dünyalarında oluşturdukları akıl almaz erkeklik(!) olgusunu yermemek için kadını benzin dökerek ykılması. İşin en az bunun kadar acı olan kısmı, davanın mahkemede görülmeden önce yakılarak öldürülmeye çalışan kadının söyledikleri.

Bu sözleri hepimiz her gün ya tweet atıyor ya da  sokaklarda söylüyoruz. Ama unutuyoruz, koruyamıyoruz; “Üç gün önce yakılarak arabadan atıldım, katillerimden şikayetçiyim. Şimdi karşınızdaki adam takım elbisesini giymiş kravatını takmış iffetten ve namustan söz ediyordur.” Türkiye’de özellikle kadına şiddet davalarında iyi hal hususları gerekli merciilerdeki kişiler özelinde, engellenemeyen cinayetleri oluşturuyor. Kamu ve vatandaşın kimi zaman bilerek kimi zaman bilmeden kullandığı bazı terimler; töre, namus, iffet vb. sadece kadına özgü kavramlar olarak cinayetleri ya da tecavüzü meşru hale getiriyor. Tam da bu bölümde bu zamana kadar adaletin yerini bulması için açılan tüm pankartlar, tivitler, protestolar, gücü ancak bize yetenler tarafından alıkonmalar.

Sessizlerin Adaletini İstiyoruz

Zihinsel engelli kadınların maruz kaldıkları taciz, tecavüz ve şiddetin anlatılmasına katkıda bulunan yapım, hepimizin hatırlayacağı on binlerce engelli mağduru işliyor. Özel eğitim kurumlarında ya da benzeri yerlerde tacize uğrayan engelli bireyler, maruz kaldıkları durumu daha zor anlarken “taciz ve tecavüzcüler” durumu kişinin noksan taraflarından yararlanarak “bağırmadı, engelli” şeklinde savunmalar yaparak normalleştirmeye çalışıyor.

Medya organları tarafından kullanılan belli başlıklar, kişilerde fark etmeden “asla yapılmaması gereken ya da normalleştirici durum” algısı yaratıyor. Öldürülen kadının anne olması, engelli olması, çocuğunun önünde öldürülmesi gibi durumlar medyanın izlenmek için kullandığı trajedi vurgusu olurken araştırmalarda “kişinin aldığı rol nedeniyle maruz kalmaması gereken durum” niteliğini taşıyor. Bir kadın ölmemek için hiçbir role ve statüye ihtiyaç duyamaz, bu ve benzeri durumları pelesenk haline getiren kitle, suçu işleyen kişiyle aynı taraftadır. Sekizinci bölümde kopya muamelesi nedeniyle canice katledilen öğretim görevlisine yer veren dizi, dava sahnesinde kadın cinayetlerinin son bulamama nedenini bir kere daha ortaya koyuyor; kadınların bedenleri üzerinden metalaştırılması ve erkek hegomanyasının çocuk yaşta iyi eğitim veremeyen ailelerle başladığı gösteriliyor. Çocuklarımızı renkler, bedenleri ve nesneler üzerinden eğitirken onlara “değer” kelimesi aşılamayı öylesine unutuyoruz ki, birlikte oldukları kadınlarla ilişkilerinde giderek egemen statüsüne bürünüyorlar oysa cinsiyet fark etmeksizin hayır, hayırdır. Mavi pembe, elbise ya da kravat bir insanın cinsiyet kimliğini ölçemeyecek kadar önemsizdir.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde, son veriler 65 günde 67 kadının erkek cinayeti tarafından kurban edildiğini gösteriyor.

 Bizler her gün sosyal medyada ya da sokakta farklı eylem çeşitleriyle bu cinayetleri durdurmaya ve katillerin adalete teslim edilmesini talep ediyoruz. Biz, demokratik olduğu söylenen bir ülkede yaşam hakkı talep ederek var olduğu gösterilen makam araçlarının görevlerini yerine getirmesini bekliyoruz. Belli politik değerler yüzünden uygulanmayan İstanbul Sözleşmesi, mobil acil butonlarından ve siyasi kişi söylemlerinden çok daha önemli bir yer taşırken, kadın ölümleri hala devam ederken, görmezden geliniyor. Sayılar giderek sembolikleşirken, adını bile hatırlamadığımız onlarca kadına yenileri ekleniyor. Katil zanlıları ellerini kollarını sallayarak gezerken, hak ve adalet isteyenler, insanlığa uygun olmayan şekilde göz altına alınıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar gününde karanfil değil, yaşamak istiyoruz.

Saygılarımla

SUÇUN HANIMEFENDİSİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

CS Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!