ARIZA

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Cemil Sevincek neden arıza?

Önce kendimizi eleştirelim yani özeleştirimizi verelim ki, ardından başkalarını eleştirmeye yönümüz olsun.

Arkadaşım anneannesinin nikahına yetişmeye çalışırken bende başka arkadaşımın babaannesinin nikahına yetişmeye  çalışıyordum ki kendi nikahımı unutmuş gelini kuaförde unutmuşum. Bu gerçek bir olay gülmeyin. İnanın reel.

05.04.1964 tarihinde o dönemler köyümüz Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı Kızılhisar kasabasının Keski adı Yukarı Karaçay Kocapınar köyünde sabaha karşı saat 03.00 sıralarında tarlada doğmuşum. Ulan ne işin var ki dünyaya geldin Cemil. Dünyanın işleri sanamı kaldı.

 Anacığın göbek kurdelesini Yani bağını oradan bulduğu bir taşla kesmiş ve beni kucağına almış.

Ben beş yaşıma geldiğimde Denizli^nin Fatih mahallesi o zamanlar Deliktaş mahallesine yerlştik. Şu an hala o yerleştiğimiz köyde oturuyorum.

Yani Denizli’nin Pamukkale ilçesinin Fatih mahallesindeyim. Burada babadan kalma 60 yıllık bahçeli güzel bir gecekondu villada oturuyorom. Bahçemde köpeklerim, kedilerim, kaplumbağalarım, kirpilerim ve yılanlarım var. Hapsi çok iyi anlaşıyorlar derken yılanlar kedileri görünce kaçacak delik arıyorlar. Kuşlarım ise ctvtl . Hele her sabah onların seslerine doyum olmaz.

İlkokulu okul birincisi gibi bitirdim. Üçüncü sınıftayken beşinci sınıfları yıl boyunca okuttum. Çünkü öğretmen eksiğimiz vardı.

Bizim arabamız vardı. O dönemin en gözde arabaları İmpala ve DODGE kamyonetlerdi. Bizm araba DODGE’de farksızdı. Dört tekerleği vardı. Babam toptancı halinden sebze meyve yükler mahalle mahallae sokak sokak bunları satmak için arabaya var gücüyle yüklenirdi. Özellikle yokuşlarda mutlaka birilerinin yardımına ihtiyaç duyulurdu. Araba boşken ben kullanıyordum. Yani dört tekerlekli el arabası.

Abim yaşar Sevincek ilkokula başlamadan bana okuma yazma ve matematiği öğretmişti. İlkokulun beşinci sınıfına kadar olan tüm kitaplarını almış ve hepsini çalıştırmış beni zehir gibi yetiştirmişti. Ama boyum küçük olduğu için beni ydi yaşımdan önce okula almadılar.

Birde kumrum vardı. Onu kanadı kırık buldum. Babam sardı iyileştirdi. Küçük kız kardeşim Zehra’dan beni aşırı korurdu. Bana adeta babam gibi sarılırdı. Evden çıktığımda biraz  yiyecek alır anun yanına giderdim. Adına HAYDUT koydum. O günden bu güne ne kadar köpeğim olduysa adını hep HAYDUT koydum.

Hatta şu an bir kedim var simokin beni yalnız bırakmaz. Onun adını da HAYDUT koydum. Benimle birlikte çarşıya gelir hiç yanımdan ayrılmaz.

Haydut’un ikizi var Yumoş dişi onun yavrularına Haydut sahip çıkıyor. Yani dayılığını yapıyor.

Babamın hocaları vardı hacı hoca takımı. Din taciri. Başta teyzemin kocası Eniştem Adliyede başkatip. İşine bisikletiyle gider gelirdi. Evden çıkarken teyzemi evin içine kilitlerdi. Kimden kıskanıyorsa arıza eniştem. Teyzemi de kara çarşafa büründürmüş Nurcu geri zekalı.

 Teyzem gece gündüz ağlardı.

KAYIN VALİDESİ DE TEYZEME DOĞRU DÜRÜST YİYECEK BİLE VERMEZDİ.

Teyzem annemin küçüğüydü. Onu evinden gizlice alır bize getirir yediği dayakları tedavi eder ve yedirir içirir bakardı. Bir gün artık annem çok kızdı teyzemi enişteme vermedi. Daha sonra eniştem anneme söz verdi ve yiyecek içecek konusu dahil özgürlüğüne karışmadı.

Artık ilkokul bitti. Babam hocalarının inanılmaz gücüyle beni ikna ederek Denizli İmam Hatip Lisesine yerleştirdi. Hiç istememe rağmen. Ama çocuğun neye meyil olduğu değil baba na isterse öyle olur. Babama göre ben iyi bir din adamı olmak zorundayım. Yani sapık.

Şu an sorarsanız ne mezunusun diye yüksek ilkokul. !2 Eylül ve Kenan evran piyonu beni yüksek ilkokul mezunu yaptı.

Üniversiteler hayalim oldu ama üç bine yakın kitap okudum.

Aynı Hrant Dink gibi delik ayakkabılarımla okullarıma gidip geldim ama ayakkabı almak yerina kataplar alarak ava dönüyorum. Büyük insanlar hep yalnızdır. Atatürk, Lenin, Fidel Castro, Ernesto, Mehmet Akif Ersoy ki çok fakir öldü. Bende onlardan biriyim kimsem yok ve hep yalnızım.

Yoksulluğum benim bedelim.

Yaşamım süresince hep Polyana’yı oynadım. Herkese umut verdim. Yüzlerce can kurtardım. Ev sahibi ve iş sahibi yaptım. Hep çözümün başıydım. Yaşamım süresince kimseden yardım istemedim. Ölüyordum önceki eşim Yelda ve eşi kurtarmış beni. Hastanede duyduğum bir ses; anne:

Çocuğum aç diyordu. Bende serumları çıkartıp kadının yanına gitmişim . Farkında değilim.

Hemşireler yeniden yatağıma koymuşlar beni.

İmam hatipte başladım okumaya. 5 yada 6 kilometre tabanvayla gidip geliyorum. Hava çok soğuk. Titriyorum Mont bile yok Babacığım alamamıştı. 50 Kuruş harçlık bile veremiyordu. Yerlerde hep buz vardı ve ben düşüp zaman zaman bir yerlerimi kırıyordum.  İmam Hatip akşama kadardı. Öğle tatilinde namaz kılma zorunluluğu vardı. Yahu herkes yemek  yiyor ben karşıdan bakıyorum. İçine ederim namazın. Açım aç. Okulumuzun karşısında kiraz bahçesi vardı oraya gider millet  yerken ben orada ağlardım. Bir gün bir kız geldi yanıma , “Niye ağlıyorsun” diye sordu. Ben, “Yok bir şey” diyebildim ağlamakla. Elinde bana getirdiği yiyeceği verdi ve “Haydi ağlama seni uzun süredir takip ediyorum. Bundan sonra aç değilsin” dedi. İşte o söz beni bitirdi.

O dönemler Enver Paşa bulvarıydı. Diğer adı Delikliçınar. Denizli’nin bilinen en meşhur yeri. Orada Yavuz kitapevi vardı. Oraya gittim ve sosyalizmi öğrenmek istediğimi söyledim. Neden mi? Okulda herkes sosyalizme düşmandı. Ama neden? Bilmem gerekiyordu. Herkes sosyalistleri Allahsız. Din düşmanı olarak tanıtıyordu bizlere. Öğretmenlerde dahil buna.

İmam hatipe gidip gelirken titriyordum. Elleri soğuktan yara olmuştu. Bütün sureleri Kur’an-ı Kerim’den ezberledim. Eski yazıdan. Yani Rapçadan. Artık sevgili olmuştuk bana yemek vern kız ile. Benden büyüktü. Onların ekonomik durumu çok iyiydi. Bize göre zengindi. Okula özel şoför getirip götürüyordu. Artık Rahme sayesinde bende eve okula özel arabayla gidip geliyordum. O dönemlerde 50 kuruşa yarım simit yada yarım ekmek alabiliyorduk ama oda yoktu bende. Babam veremiyordu.Rahime’nin babası bana “Damat” diyordu. Yahu daha biz çocuğuz . Ne gelini damadı.

Artık her gün karnım doyuyordu. Evdekilere bir şey söylemedim. İkinci sınıfa geçtim. Okul idaresi beni Üçgen camiine imam olarak yerleştirdi. Valilik oluruyla.

Şu an imam hatipten bir çok arkadaşımla görüşüyorum. Hemen hemen hepsi de yokluk içinde. Çöplerden geçinenler bile var. Din yoksulluğu seçiyor. Kısaca din tacirleri ve öğretenler yoksulluk üzerine sistem kurmuş. Daha kolay yönetilelim diye.

Bu cami şu an milyon dolarlık bir binaya sahip. Üç beş beyaz sakallı namaz kılıyor. Camiden çıkınca yoldan geçen mini etekli, başı açık kadınlar için söylenmedik küfür bırakmıyorlar. Beni katil edecekler nerdeyse. O dönemlerde kahvelerde sigara, rakı bira serbest ve çok ucuz. Bende imam olarak çok iyi maaş alıyorum ve okuluma da gidiyorum. Camide vaaz olarak hep sosyalizmi anlatıyorum. Üç beş beyaz sakallı beni Denizli’nin Sevindik mahallesindeki mey-dan kahvesine yöneltti Kahvede bir abi saz çalıyordu. Yanına oturdum ve garsona, “ Kahvedeki herkese benden rakı ver” dedim.

Kahvedeki herkes yanıma geldi. Onlara  Üçgen cami imamı olduğumu ve her gün rakılarını ısmarlayacağımı söyledim ama bir koşulla. Her namazda üçgen camiine gelmeleri için. Kabul ettiler. Bir gün Vali Münir Güney, Müftü Elitaş ve okul müdürü camiye geldi. Kalabalığı görünce şaşırdı ve “Bu kalabalığı nasıl yakaladın” dediler.

Bende, “Benimle gelin dedim” onları kahveye götürdüm orada rakı ısmarladım namaz vakti kahvedeki herkesi camiye getirdim. Vali bana altın kalem hediye etti.

Yaşamımda çocukluğumdan bu yana hiç kufürü öğrenemedim. Beni tanıyanlar ağzımdan hiç küfür duymamıştır. Kavga nedir bilmem. Hep dayak yer gelirim. Çocuğu altıma alırım ama vuramam ve dayağı yerim. Ağzım burnum kan içinde eve gelirim. “Neden dayak yedin” diye birde ağabeyimden dayak yerim.

Oaltı yaşımdayım. Camide vaaz veriyorum. Adeta savaşa gidiyoruz. Yüz elli kadar polis geldi beni aldı. Camide komünistlik propagandası yapıyorum diye. Doğru yapıyordum.

Üç SAdalet bakanlığı dinlenme tesisleri.

Neyse çıktım ki O muhteşem 12 Eylül geldi. Muhteşem Kenan Evren ile birlikte. Yan komşumuzun kızı faşo Ümmü’nün kızının şikayetiyle.

Daha önce polisinde bombaladığı gecekondu evimizi savaşa gider gibi iki yüz polis evi ellerinde makineli tüfeklerle . Evdeki kitaplarımı ve kasetlerimle birlikte aldılar. Suçum ne?

Komünist olmak. Kimi vurdum. Arkadaş hayatımda silah görmedim bile. Bırak küfür bile bilmem.

Beş idam bin iki yüz yııl işkece le yargılandım.

İŞKENCENİN EN GÜZELİNİ OKUTTULAR BANA.

İşkence sırasında bir ablamıza tecavüz edip pencereden attılar. Tabi ki gözlerimiz kapalıydı. Daha sonra o faşo polisleri seslerinden tanıdım.  Ulucanlarda yatarken liseyi, Arkeolojiyi ve gazeteciliği bitirdim. Ailem hep beni yurt dışında çalışıyor sandı. Onlara bir şey söylemedim. Abimlere bile. Bilmeleri gerekmezdi. Cezaevinde kitap kaplamada çalışmaya başladım. Çokta güzel paralar kazandım aileme gönderdim bu paraları. Ailem sandı ki yurt dışından gönderiyorum.

Bir gün dediler ki, “Mahkemn var” şaşırdım. Burada öleceğim diye düşünüyordum. Mahkeye çıktım. Adeta Allahh’ın karşısına çıkar gibi duşumu aldım çok güzel giyinip kuşandım. Kravatımı taktım. Hakim sordu:

Bütün bunları niye yaptın?

Bendeki yanıt:

Sen sorasın diye.

Aklımda zaten nasıl olsa beni idam edecekler vardı.

Hakim sert biçimde sordu: “Düzgün yanıt ver “

Sordum neyin yanıtını istiyorsunuz?

Hakim: Ege denizinde silah kaçakçılığı, kadın tcareti falan falan falan.

Bir sürü faili meçhul cinayet. Akla gelmeyecek olaylar ve uyuşturucu.

Böunları yapmadığımı söyledim.

Hakim: Yapmadığını söylüyorsun ama emniyette imzalamışsın.

Ben: Silah altında yargıçlık yapmayın çevrenize düğün bakın.

Hakim: Ne demek istiyorsun? İmzalamışsın. Bir de Türkiye’ye tam bağımsızlık, eşitlik bir düzen getirecekmişsin. Bu emirleri kimden aldın?

Ben: ATATÜRK’ten

Hakim buz gibi kesildi.

BEN:Tüm bunları ne zaman yapmışım sayın yargıç?

12 Eylül’ün inanılmaz ve akıl almaz mahkemesini yargılamak bana gelmişt. 

Ben: Sayın yargıç bunları size sormanızı kim söyledi ve saydıklarınızı ne zaman yapmışım. Yaptığımı kabul etsem bile yaptığımı açıkla sayın savcılı. Ses yok.

Ben: Sayın iddia makamı iddialarınızı doğrulayın.

Yaptığımı doğrulayın ısrarla üstlerine gidiyorum.

Bu arada bana atanan güya avukat beni suturmak için sürekli dürtüyor. Hakime dedim ki, “Bu avukatı istemiyorum Onu buradan çıkarın.”

Duruşma on iki saat sürdü. Artık hakimde savcılarda dayanamadı zaman zaman ara verip duruşma salonunda bana çay ve sş-igara vermeye başladılar. Duruşma gerçekten zevkli hale gelmişti. Elbette ki benim sakinşiğim ve ikna gücüm ile. Çay ve cigara içerken hakim, “Ufak tefeksin. Yaşında çok küçük ama çok büyüksün. Toplumu nasıl idare edeceksin çok iyi biliyor ve yönetiyorsun” dedi.

Hakim, “Bu arad neler yaptın” diye sordu çay içerken.. Bende, “Milyonları ayakta tutmayı başardım.

Hakim, “Nasıl yani?

Ben, “İzmir’de milyona yakın insanı elimdi mikrofonla 12 saat ayakta tuttum ve polis dağıtamadı. Abilerim devreye girmeseydi bir ay tutacaktım” dedi. Hakim şok oldu. , “Helal be çocuk.”

Artık mahkeme heyetiyle arkadaş olduk.

Hakim özel olarak sorduğunu söyledi. Faili meçhul olayların olduğu tarihlarde nerede olduğumu sordu. Yanıt verdim. “Cezaevindeydim.”

Hakim bir daha şok oldu ve mahkemeyi başlattı Artık bana bir şey sormadı Kendi sordu kendi yanıtladı. Denizli cezaevinden yaklaşık bir ay içinde evraklar geldi ve ben tekrar mahkemeye çıktım beraat.

Daha sonra 12 Eylül’ mahkameye verdim çok güzel tazminat kazandım. Bu parayı Kimsesiz çocuklara bağışladım.

Cezaevinden çıktım Ruho şad olsun Sedat Acar beni Milliyet gazetesinde işe aldı o günden bu yana gazeteciik yapıyorum.

Ben kısaca buyum. Anlatacak çok konularım var ama sayfalar almaz, yıllara sığmaz.

Bir çok konuyu da çok kısa kestim aslında.

Sokaklarda köpeklerle kedilerle arkadaş olurdum. Aslında yaşıma yönelik hiç oyun arkadaşım olmadı. Çünkü onların dünyasıyla benim dünyam çok farklıydı. Bu nedenle kedi ve köpeklerle arkadaşlık yapıyordum. Bir arkadaşım vardı. Boyu benden büyük

Evet yıllar geçti. Saçlar döküldü. Diş eti hastalığı bulduk dişler döküldü. Sakallar büyüdü. Üç evlilik yaptım. İlk evliliğimi Alevi olduğunu söyleyen  Cumhurbaşkanını bile küçük gören Türkçe öğretmeni ve karısı yani kayınpeder ile kayınvalide bozdu. Şu an makine mühendisi olan kızım benimle de anasıyla da konuşmuyor. Kızıma kızıyorum.

“Babam kim” diye sorar insan. Hiç mi bir şey yapmadım ben ya? En azından bir su damlası gibi olarak benden düştün ya el insaf. Zaten adı da Damla. Gözümde tütüyor.

Ağrıma gidiyor dostlar. Kızım böyle yaparsa. İnanın ki kimsem yok.

Her şeyi çok bilmeye çok kızıyorum. Dünya benim olsa mutlu değilim. Çünkü çocuklar aç. Anneler tencerede ne pişirecek onu düşünüyor. Bir çok insan sokakta yaşıyor. Yurttaşlar çöpten ekmek bulmanın peşinde.

Milliyet’te işe başlayana kadar garsonluk, perdecilik, koltuk döşemecilik, bilardo masası tamirciliği, inşaatlar, kamyonlardan karpuz indir bindir yine kamyonlardan tuğla, kiremit biriket indir bindir işleri yaptım Hatta hamallık bile. Ama hep yaşama borçluydum. Topluma gereğini yapamıyordum. Aynı zamanda herkese borcum vardı ve hala var. herkese borcum vardı ve hala var.

Allah’’ıma iki satır yazı yüzğndan başıma ya haciz geliyor. Yada hağis. Yeter ya bu ne ya  kimin tavuğunu kovaladım ki? Kimsenin ineğinede, “Merhaba” demedim.

Bir gün çok sevdiğim öğretmen bir ağabeyim. Hatt önünde saygı ile eğildiğim bir öğretmnimin AKP’li olduğunu öğrendim. Kahvede okey oynuyordu ve sordum, “Doğru mu?é, “Eveté dedi ve ağlamayı beğenemedim.

Oradan çıktm başka kahvede bir çay içip kendimi toplayayım diye. Çok ilginç.

Bir fabrika işçisi bağırark ağzından köpükler saçarak övünerek, “Akşam şu pavyondaydım kadınları topladım peşime bacaklarını okşadım” takstil işçisi parayı orada  bitirmiş. Ev kirası yok. Ailevi giderler yok Yazık. Ama mutlu. Dünyayı bana verseler mutlu değilim. İnsanlar aç.

Evet adım ARIZA CEMİL.

Özal çok şeyler teklif etti kabul etmedim. AKPKK teklif etti kabul etmedim. Çünkü tüyü bitmemiş yetimin parasını alamam. Hatta doğmamış. Arıza Cemil borçlar içinde yaşamaya muhtaçsın. Her birilerinden borç bulacağım diye uğraş dur.

Arıza Cemil olarak yalanı, dolanı, iftirayı, dolandırıcılığı, sahtekarlığı, hırsızlığı, küfürü ve kavgayı AKPKK’den öğrendim. Aksine hiç bilmiyordum.

Bir gün beni Murat Keçeli adına mahallemizden olan faşo beni bıçakladı. Aradan yıllar geçti. Bu faşoda her türlü yasa dışılık ve pislik var. Bana geldi polisten kaçıyormuş saklamamı istedi. Üç ay Evin tavanında sakladım. Ne yapayım sosyalist ahlak bana sığınmış.

Yaşamım süresince aileleri ev sahibi, iş sahibi, sağlık sorunları gibi çok uğraştım  Yani insanlar yatırım yaptım. Sanırım biraz bunun için kazanıyorum gibi.

Otobüslerde muavinlik hatta şoför olmadığında otobüs kullandım. O dönemde ehliyet soran mı var. Ver çorba parasını yola devam. Çok 302 otobüs kullandım. Bazen muavini unutup giderdim.

İstanbul’da muavin otobüsü temizlemiş kenara çekeyim derken aynalar gitmiş ve adımız aynasız kaldı.

Daha sonrada “Arıza Cemil” dediler bana.

Saygılarımla.

ARIZA
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

CS Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.