Sanatçı olmak, çıraklık, kalfalık, ustalık ve duayenlik.,

Sanatçılık biraz kabiliyet, biraz yetenek asıl usanmadan. Yılmadan uğraşı.
Türkiye’de sanatçı olmak yıllar ister. Usanmadan uğraşı ister.
Sanatçı uğraştıkça ustalık elde eder. Zaman gelir artık gözü kapalı yapabilir yapmak istediklerini. İşte o zaman sanatın adımları atılmış olur.
Sanata sanatçı gözüyle bakmak önem taşır.
O göze sahip olmak sanatçılık gerektirir.
Sanata ve sanatçıya göz yumanlar cehaletin esaretindedir. Hatta cehaletin kölesidir.
Sanata ve sanata yönlenmeyenler karanlık düşlerin peşinde güneş aramaktır. Karanlık kuyuda güneş aranmaz.
Mezar taşı bile yapmak sanat ve sanatçılık ister.
Türkiye’nin zengin kültürünü ve geleneklerini yaşatmaya devam eden zanaatkarlara ve geleneksel sanatçılara destek olmanın yanı sıra pandeminin küçük işletmeler üzerinde yarattığı zorlukları azaltmak ve ülke ekonomisine katkıda bulunmak amacıyla başlattığı programa katılım ilk aşamada 50 usta ile sınırlı olsa da, şirket ilerleyen dönemde eğitimlerden yararlanmak isteyen tüm zanaatkarlara ve geleneksel sanatçılara başvuru fırsatı sunmayı planlıyor.
Facebook’tan sanat çalışmaları

“Hepsi birer küçük işletme sahibi olan ustalarımız ve geleneksel sanatçılarımız eğitime, dijital alanda rehberliğe ve sosyal bağlantıya ihtiyaç duyuyorlar”
Yüzyıllardır Türkiye’nin zengin kültürünün önemli bir parçası olan ve emeklerini bizzat üretime dönüştürerek geçimlerini sağlayan zanaatkarların ve geleneksel sanatçıların, şimdi birer küçük işletme sahibi olarak aramızda olduklarını dile getiren Facebook Orta Doğu, Afrika ve Türkiye Bölge Başkan Yardımcısı Derya Matraş, sözlerine şöyle devam etti:
“Birçoğumuzun ailesi, arkadaşı ya da komşusu olan bu zanaatkar ve sanatkarlarımızın, dijitalin yükselişte olduğu yeni mobil ekonomiye uyum sağlamakta güçlük çektiklerini ve sadece yurtdışında değil, yerelde de büyümekte ve yeni müşterilere ulaşmakta zorlandıklarını görüyoruz. Özellikle de tüketici davranışlarının çevrim içine yöneldiği bu dönemde, aslında birer küçük işletme sahibi olan bu kişiler eğitime, dijital alanda rehberliğe ve sosyal bağlantıya daha önce hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyuyorlar.
Biz de Facebook olarak hak ettiği değeri görmeyi bekleyen geleneksel sanatlarımızı ve zanaatlarımızı üç milyardan fazla insandan oluşan topluluğumuzla buluşturmayı en önemli misyonlarımızdan biri haline getirildi.

Diyelim ki çocuğunun doğuştan müziğe kaabiliyetli olduğu belli .. Anneler hemen çocuklarına müzik aletleri alırlar, müzik dersleri aldırırlar. Baleye gitmeyen kız çocuğu neredeyse yok gibidir. Obez de olsa farketmez. İki dönsün yeter. Kıyafetleri çok cezbedicidir. Aynı şeyi erkek çocukları için söyleyemeyeceğim. Bu noktada baba devreye girer. Bizimkilerin erkek çocukları pek kıymetlidir. Erkek kısmı taytı mı giyecek… Yok yaa!..
Küçükken dünya çapında sanatçı olacağını düşündüğünüz çocuğunuz aslında bu işi meslek olarak seçemez. Çünkü ailelerin onlar için başka hayalleri vardır. Doktor, mimar, mühendis olmak zorundadır. Çocukcağızın hevesi kursağında kalır.
Türkiye’de yıllarca bu iş para kazanılan bir meslek gibi gelmemiştir zaten. Hatta “kızını boş bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya varır” gibi veciz laflarımız da vardır.
Müzisyene kız vermezlerdi. Bakkal isen daha kolay evlenebilirdin. Hatta bizzat annemin de ben müzisyen bir koca buldum dediğimde “keşke bakkal olsaydı” demişliği de vardır.
Konservatuvara gidebilenler şanslıydı. Ama alaylı dediğimiz müzisyenler de havalıydı.
Yıllarca hiç kimse müziğe yatırım yapmadı. Pek çoğu için müzik düğünlerde olmazsa olmaz bando takımıydı. Profesyonel olarak bu mesleği yapmak için çok sevmek, çok gönül vermek gerekiyordu. Çünkü para kazanmak için hem beynini hem de bedenini eğitmek durumundasın. Ayrıca ilk adım olarak müzik aletlerine yatırım yapması için annene veya babana bayaa ağlamak gerekiyor. İlk sponsorun ailendir her zaman.
Aslında bütün engelleri aşıp sahneye çıkabilenler için çok havalı bir iştir müzisyenlik. Sahne ışıkları altında en çirkin bile bir anda güzelleşebilir. Şöyle havalı bir kıyafet seçip saç-baş, tarz yarattın mı gelsin kızlar, ya da zengin hovarda erkekler!..

Bir dönem sahnede enstrüman çalmak için çok da nota bilmek gerekmiyordu. Özellikle her şehrimizin müstesna bir semtinde bulunan roman mahalleleri müzisyen fabrikası gibiydi. Çünkü özel yetenekli bu insanlar müziğin para getirdiğini taa küçükken fark etmişti. Her kabiliyetli roman çocuğu hangi enstrümanı çalacaksa o; üstada çıraklık yapar, sadece sazı değil sahne duruşunu da öğrenir.
Sahnede durmak sadece enstrüman çalmak değildir. Eğer sahneye ayak bastığında kendinden emin duramazsan diğer müzisyenler senin sazına hakim olduğundan şüphe duyarlar. Şahane çalsan bile..



