Sevr, karanlığın en koyu anıydı. Milletin elleri bağlı, gözleri yaşlıydı. Fakat her karanlık, içinde bir sabahı saklar. O sabah, Anadolu’nun bağrında filizlendi; bağımsızlık ateşi, her köyde, her ovada, her yürekte yeniden yandı.

Tarihler 10 Ağustos 1920’yi gösterdiğinde, Paris yakınlarındaki Sevr porselen fabrikasında sadece bir antlaşma imzalanmadı. Asırlardır üç kıtada adaletle hükmeden bir imparatorluğun kalbi, harita üzerinde hoyratça parçalara bölündü. Bir milletin boynuna geçirilmek istenen o ilmek, Anadolu’nun her köşesinde derin bir sessizlik yarattı. Ancak o sessizlik, teslimiyetin değil; göğüste biriken, volkan olup patlayacak olan o büyük öfkenin ve bağımsızlık ateşinin habercisiydi.
Sevr, hafızalarımızdan silinmeyen tarihi bir hüzün olsa da; ardından gelen Kurtuluş Savaşı ve bağımsızlık zaferimiz milletimizin en büyük gurur kaynaklarından biridir.
10 Ağustos 1920
İstanbul Hükümeti, Sevr Antlaşması’nı imzaladı
Mustafa Kemal’in sözleriyle: “Türk milleti için uğursuz bir ölüm kararı” “Siyasi, adli, iktisadi ve mali bağımsızlığımızı imhaya ve sonuç olarak yaşama hakkımızı inkâr ve ortadan kaldırmaya yönelik olan Sevr Antlaşması bizce mevcut değildir.”
Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesinin ardından Türkiye’ye son derece ağır koşullar dayatan Sevr (Sèvres) Barış Antlaşması, 10 Ağustos 1920 tarihinde, Sadrazam Damad Ferit Paşa başkanlığındaki Türk heyeti tarafından imzalandı. Anadolu’yla birlikte Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeyi amaçlayan bu anlaşmayla birlikte:
İstanbul Osmanlı Devleti’nin başkenti olarak kalırken, Trakya’nın büyük bölümü Yunanistan’a, Ceyhan’dan Cizre’ye kadar olan hattaki kent merkezleri ise (Fransız işgali altında bulunan) Suriye’ye bırakılıyor;
İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi silahsızlandırılıyor ve Boğazlar on devletten oluşan bir komisyonun denetimine bırakılıyor;
Fırat’ın doğusunda bir Kürt yerel yönetimi kuruluyor;
İzmir’in egemenlik hakları beş yıl süreyle Yunanistan’a bırakılıyor;
Osmanlı Devleti’nin Arap vilayetleri, Kıbrıs ve Ege adaları üzerinde hiçbir hakkı kalmıyor;
Azınlık hakları Müttefik Devletler’in denetimine bırakılıyor;
Osmanlı ordusu silahsızlandırılarak 50 bin kişiyle sınırlandırılıyor ve Türk donanması tasfiye ediliyor; – 1914 yılında kaldırılan kapitülasyonlar yeniden uygulamaya sokuluyordu.

Anlaşmanın geçersiz Sayılmasının Nedenleri ise;
10 Ağustos 1920’de İstanbul Hükümeti adına Bağdatlı Mehmed Hâdî Paşa, Rıza Tevfik Bey ve Reşat Halis Bey tarafından imzalanan antlaşma, Osmanlı Anayasası’na (Kanun-ı Esasî) göre Mebusan Meclisi tarafından onaylanmadığı için hukuken geçerlilik kazanmadı. Ankara’da kurulan TBMM antlaşmayı kesin olarak reddetti ve sahada kazanılan askerî başarıların ardından imzalanan 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile Sevr Antlaşması tarihin tozlu sayfalarına gömüldü.
Sevgiyle ,dostça kalın
